Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '13

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
958
 

Hasanoğlan'da Müzik dersliği ve sonradan eklenen sinema salonu

Hasanoğlan'da Müzik dersliği ve sonradan eklenen sinema salonu
 

Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kuruluş yeri, okul yapılarının yerleşimi ve planlanmasında “Keklik Kırı” denilen yer uygun görülmüştü.  “Bölgenin öncelikle bir haritası yaptırıldı ve yerleşim için proje yarışması düzenlendi. Sunulan on dört projeden; Yüksek Mimar Kemal Ahmet Arun, Orhan Safa ile Ahmet Kuruyağız’ın ortak hazırladığı proje birincilik alarak uygulamaya geçilmesine karar verildi.”(1) 

1. seçilen bu projede müzik dersliği bulunmuyordu. Ancak Yüksek kısım kurulup, güzel sanatlar bölümü açılınca müzik bölümü için böyle bir dersliğe gereksinim duyulmaya başladı. Böylece Müzik dersliğinin yapılmasına karar verildi.

Yapımından sonra istendiği takdirde her yöne çekilebilecek sıkıntılar yaşanmıştır. Bu sıkıntılar köy enstitülerinin kapanmasına dek uzanmıştır. Köy Enstitüleri yoluyla aydınlanma hızı artıkça pirelenen toprak ağaları, hareketlenmeye başladılar. “Köylü okursa biz çobanları ve tarlalarımızda çalışacak adamları nerden buluruz?” diye dertlenmeye başladılar. Olmadık şeyler uydurup, köy enstitüleri üzerine karalar çalmaya başladılar. Bunlardan biri de müzik binasının havadan bakıldığında orak çekice benzediğiydi. Bir pilot uçaktan görmüş, binanın orak çekiç olduğunu söylemiştir. O günlerde ağızlara böyle bir sakız gerekiyordu, bu söz sakız oldu da çiğnendi durdu. Bu olayı en iyi bilen ve anlatan, o günlerin canlı tanığı, yapı başı, zaman zaman da okul müdür vekili olan rahmetli Mustafa Güneri’den dinleyelim: 

“Müzik binası planı, bakanlıkça yetkili kişilerden oluşan bir komisyon tarafından hazırlandı. Mimar tarafından çizilen müzik binası, şekil itibariyle iletkiye benziyordu. 

Bina dört kısımdan ibaretti. Dershane, öğrencilerin çalışma odaları, öğretmen odası, toplantı salonu. 

Bunun tamamını yapmak için ödenek yoktu. Yüzme havuzu yapmak üzere önceden alınmış bir para vardı. Güzel sanatlar bölümünün başı (müzik başı), binanın bir an önce yapılmasını ısrarla isteyince, kendisine durum anlatıldı. Aktarma yapılacağı, yani yüzme havuzu için elde bulunan ödenekten faydalanmanın mümkün olacağı, bu parayla da ancak binanın bir kısmının yapılabileceği söylendi. Onun da, her şeyden önce çocukların çalışma odalarıyla dershanenin gerekli olduğunu, toplantı salonu ile öğretmen odasının daha ilerde yapılabileceğini bildirmesi üzerine, binanın bir ve ikinci kısmının yapılmasına başlandı. 

Duvarlar kısa zamanda bitti. Çatının tahta kısmı kapandı. Kiremit isine gelince, mimar, derslik çatısının Marsilya kiremitiyle, çocukların çalışma yerlerinin üstünün de yerli kiremit (alaturka kiremit) ile kaplanmasını istiyordu. Derslik binasının çatısı Marsilya kiremitiyle kapandı. 

Çalışma odalarının üstü, yerli kiremit bulunmadığı için ziftli kağıt (robroit kağıt) ile kapatıldı. Kısın şiddetli fırtınaları dolayısıyla, ziftli muşamba parçalandı. Yağmur suları odalara girmeye başladı. Onarmalar fayda etmedi. 

Bunun üzerine teknik eleman Sli Layus, ziftli muşamba yerine geçici olarak çinko ile kapatılabileceğini söyledi ve teklifi uygulandı. 

… 

Yapılan müzik binasının orağa benzediği hiç kimsenin aklına gelmemişti. Kasten, bilerek böyle bir şeyin yapılmasına da imkan yoktu. Enstitü üstünden geçen bir uçaktaki pilotun yukarıdan bakıldığında orağa benzetip açıklama yapmasıyla durumun farkına varıldı. 

Yerli kiremitin bulunmaması yüzünden çinko kaplanması aynı zamanda binanın bir defada ele alınıp yapılmayışı olaya sebep olmuş, müessesenin, özellikle ilgili çalışanların haksız suçlanmasına, töhmet altında kalmasına sebep olmuştu. 

Bu vesileyle, olayı yaşamış, işin içinde bulunmuş bir kimse olarak bina parçasının orağa benzeme nedenini olduğu gibi, hakikati de açıklayarak belirtme fırsatını bulduğum için huzurluyum.” (2) 

Aslında Müzik Dersliği’nin aşağıdaki çizimleri incelenirse, Açık Hava Tiyatrosu ile birlikte tamamlayıcı ve bütünleyici bir yapı olarak düşünüldüğü açıkça görülür. Çünkü Müzik Dersliği’nin kuşbakışı görünüşü, Açık Hava Tiyatrosu ile biçim benzerliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu benzetme olayından kurtulmak için tamamlanamayan bölüm yerine bir toplantı ve gösteri salonu yapılması düşüncesi ortaya çıktı. Okul ajansının 15 Şubat 1952 tarih ve 950 sayılı notunda; “Milli Eğitim Bakanlığı mimarlarından Fikret Kılıççete Enstitümüze gelmiş, bu yaz müzik binasının tamamlanarak, yapılması düşünülen toplantı salonu için gerekli incelemelerde bulunmuş ve ayrıca su tesisatını da gözden geçirmiştir.” denilmektedir. Yine aynı ajansın 30 Ağustos 1952 tarih ve 1148 sayılı notlarına göre; “ Bakanlık Mimarlığına Konferans Salonunun arsası teslim edilmiştir ve saat 10’dan itibaren temeli kazılmağa başlanmıştır.”  Bu günlükler, ses geçirmez müzik odaları ve piyano salonunun, konferans salonu ile aynı tarihlerde yapılmadığını ortaya koymaktadır. Aslında yapılacak olan kısım, piyano salonunun simetrisinde bir öğretmen ve bir de toplantı salonu şeklinde olacaktı. Ve bina Mustafa Güneri’nin de belirttiği gibi bir iletkiye benzeyecekti. Bu benzeyiş Açıkhava Tiyatrosu’nun diyagonal görüntüsünü tamamlayacak ve ona eşlik edecekti. Bir başka açıdan da değerlendirirsek, iletki geometride kullanılan bir ölçüm aracı idi. Bu açıdan değerlendiğinde, yapılan her işin ve çalışmanın ölçülü ve kurallar içinde olacağını anlatıyor ve simgeliyordu. Altında buzağının aranacağı hiç düşünülmemişti ve de hiç kimsenin aklına gelmemişti.

Köy Enstitülü öğrenciler yaptığı için, yıllar sonra orağa benzetilen binaya sinema ve konferans salonu eklenerek bu benzetmeden sözde kurtulmuş oldular. Kısaca bu yapı köy enstitülülerin yaptığı bir yapı değildir.  Ancak gelişen koşullar içinde yapılması gereği vardı. Hem de önceleri küçük planlanmış olan toplantı salonu yerine, daha büyük çok amaçlı bir salon yapılmış oldu. Daha da iyi oldu. Yıllarca hizmet verdi bu ek bina. Konferanslar verildi, müsamereler oynandı, şiirler okundu, türküler söylendi, halk oyunları oynandı. Görülmeye değer şölenler, şenlikler yaşandı bu yapıda. Zamanın en ünlü filmleri burada öğrencilerin izlemesine sunuldu. 

O yıllarda sinema ve gösteri salonu temeli atılırken okul müdürü Kemal Üstün, yapı ile ilgili belge ve bilgileri Fikri Cantürk’e vererek yazmasını söyler. Fikri Cantürk’ün yazısı çok güzel olduğu için okul müdürü Kemal Üstün, mezun olduğu halde onu göndermemiş bu yazı için bekletmiştir. Fikri Cantürk’ün yazdığı o güzel yazı bir şişeye konarak yapının Açıkhava Tiyatrosuna bakan temeline konmuştur. Yıl 1952’dir. Ressam Fikri Cantürk bu olayı hala heyecanlanarak anlatır. Ne var ki, aradan bunca yıl geçtiği için o yazının içeriğini tam olarak anımsayamamaktadır. 

Kendisine sağlıklı, sanat dolu yıllar dilerim. 

Uzun yıllar bu ek bina ve müzik dersliği yıllarca bakımsız ve çaresiz bırakıldı. Bakım yapabilecekleri bekliyordu. Koruma Kurulu; 19.01.2001 tarih ve 7118 sayılı kararı ile “Korunması Gerekli Kültür Varlığı” sayarak koruma altına almıştı. Almıştı da, sahipsiz, parasız, pulsuz nasıl koruma olur? Hem de her geçen gün kötü koşullara yenik düşmeye adım adım yaklaşıyorken. 

Derken sivil toplum kuruluşları el attı ve şimdi Müzik Derslikleri ve buna ek olarak yapılan sinema ve gösteri salonu onarılmaktadır. Onarım giderlerini ve yükümlülüğünü üstlenen Elmadağ Belediyesine teşekkür ederiz. Ancak bu tür onarımlar koruma kurullarının denetiminde ve de restore işlemi, işin kuralları kapsamında aslına uygun yapıldığı sürece yerini ve değerini bulur. Yoksa basit bir onarımdan öteye gidemez. Umarım bu endişemizde haklı olmayız.

Ayrıca yıkılan, yakılan korumaya alınmış diğer köy enstitüsü yapıları da var. Her yıl üzerlerine bir tuğla, bir kiremit konarak onarılmayı bekliyorlar. Duyarlı eğitimcilerin, duyarlı sivil toplum örgütlerinin bunları da öncelikle görüp ele alması gerekmektedir. Sonradan döğünmek boşuna olacaktır diye düşünüyorum. 

Yine anlıyoruz ki, Mustafa Güneri’nin de anlattığı gibi müzik dersliğine Yüksek Köy Enstitüsü kurulduktan sonra gereksinim duyulmuştur. Güzel Sanatlar Kolu’nun daha verimli ders yapması için bir zorunluluk sonucu yapılmasına karar verilmişti. Önceden planlamada olsaydı, yapı için gerekenler sağlanır ve ödenekler oluşturulur, aceleye getirilmeden çizilen plan da uygulanmış olurdu. Belki de o plan uygulansaydı, binanın görünümü daha farklı ve daha estetik olurdu. Çünkü sonradan eklenen sinema ve toplantı salonu, o koca cüssesiyle nazik ve güzel yapıyı ezmekte, görüntüsünü silmektedir. Daha doğrusu bir hantallık abidesi olarak müzik dersliği önünde, ezdim seni dercesine durmaktadır. 

Ne derseniz deyin, ben bunu da düşünmekten kendimi alamıyorum. 

Esas değerlendirmeyi siz okuyuculara bırakmak istiyorum. 

En iyi karar sizlerin olacaktır.

 

Mehmet ERBİL

 

www.mehmet-erbil.tr.gg

 

 

 

(1) Mehmet Erbil, “Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kuruluşu”, 4 Şubat 2013 Edebiyat Defteri

(2) Mustafa Güneri, Hasanoğlan Köy Enstitüsü Kurulurken,s.28-29, 2004.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster