Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '17

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
175
 

Hasbihal

Hasbihal
 

Körfez


Son yirmi yılımın ilk onsekiz  yılı iki çocuklu, son iki yılı da dört çocuklu olarak geçti, geçiyor. Tam 7300 gün…. 21 yaşında anne olunca, onlarla birlikte güle oynaya büyüdük. Onlar eğlendiler ben mutlu oldum.  Sanki anne olmak için gelmişim dünyaya. Sadece kendi evlatlarıma değil, gözümün gördüğü her çocuğa dokunmak, her sıkıntısını aşmak, mutlu etmek istiyorum gücüm yettiğince. Hele yuvalarda, sevgi evlerinde anasız-babasız sevgiye, şefkate aç büyüyen kuzuları düşündükçe içim acıyor, yanlarında olmak isteyip te olamayışıma hayıflanıyorum.  Onlara dokunamıyorum diye üzülüyorum,  utanıyorum çocuklarımı bu kadar çok sevmekten.  Çok çocuğa faydam  dokunsun isterim, uğraşırım, aklım yapamadıklarımda kalır. Düşen yaprağa bakar sevinirim. Bazen de düşen yaprak olur kırılıveririm, içime atarım kırgınlığımı ve gizlice inciniverir gülümsemelerim de kimseler anlamaz, anlamalarına da izin vermiyorum artık.

Bugün tam 43 yıldır ömrümden akıp giden yılları izliyorum. Her sabah uyandım, yaşadım, öğrendim-öğreniyorum, hamdım, piştim misali… ruhum yıllara gözlerini kapatmış, yaşı da 35’e kilitlemiş yuvarlanıp gidiyorum işte.

Hayata hep merhametli, pozitif ve anlayışlı bakmayı sevdim ben. Fikrimle zikrimin bir olmasına çalıştım, çalışıyorum. Bazen bir bakıyorum ki “hayatta yapmam” dediğim şeylerin taaa en başında, başrolündeyim.  Olsun, her canlıya sunabileceğim bir merhametim, sonsuz çaba gücüm var çok şükür.

Anneliği bu kadar çok severken bazen dellenmiyor da değilim. E insanım olacak elbette değil mi ama? Her şeyin üstesinden geldiğimi hissettiğim anlar nasıl mutlu oluyorsam,  hiçbir şeye yetemediğimi hissettiğim anlarda da boğazıma düğümlenen çığlıklar, arada bir çaresiz kalıp bağırmalar, ne yapacağını bilememek, hıçkıra hıçkıra ağlama istekleriyle de dibe vurduğumu düşünebiliyorum.  Hatta bütün sorumluluklarından kaçacak delik arayan anne bile olabiliyorum arada bir. Sonra da; bu günlerin bir süreç olduğunu geçeceğini bile bile ben neden bağırdım, neden ağladım diye kendime kızmalar.. Ben bağıran anne olmamalıyım diye söylenmeler…Silkelenip kendime gelmezsem;  bir kadın, anne, çocuklar, sevgili, kısaca hayat yok olacak gibi geliyor. Buna izin veremem.

Arada bir de olsa kendime özel zaman kalmalı. İnsanın kendini sevmeye de ihtiyacı vardır kendini özlemeye de. Kendini sevmeden hiçbir şeyi sevemez insan.  E öyleyse “sev kendini” demeli, kendimizi şımartmayı ihmal etmemeli değil mi? Azıcık ayaklarını uzatıp kitap okumak, bir şeyler yazmak gibi.. Her gün işe gidip gelirken özellikle metro ile gitmeyi tercih ediyorum sakin sakin kitap okuyabiliyorum diye.. O  yolculuklar benim için çok özel zamanlarmış gibi geliyor bana. Yeni öğrendiğim şeyler için hayıflanıyorum, neden bunu daha önce okumadım neden bu kadar geç öğrendim, neden daha önce araştırmadım gibi hisler çoğalıyor yeni öğrendiğim her bilgide. Bitirdiğim kitaplarla seviniyorum, bu yıl ne kadar çok kitap okudun aferin sana diyorum kendime.

Kendimi değersiz, çirkin falan hissetme durumları oluyor arada bir. Bazen huysuzluktan dikleşen saçlarımla huysuz bir kadın olsam da seviyorum kendimi.

Belki de bir yaş daha büyümenin verdiği telaştır bunca karmaşa… yaş almakla ilgili çok da sıkıntım yok aslında, yaş almayı seviyorum, her yaşlılık belirtimi de ayrı ayrı seviyorum. Yüzümdeki gözlerimdeki çizgiler, saçlarımdaki aklar…Aklaşan saçlarımı çok sevmeme rağmen, saçlarımın aklaşmasıyla bozulan yeni saç yapımı  sevemedim bir türlü. Yoluk yoluk mu desem, tiftik tiftik mi desem saç saçlıktan çıktı adeta. Ben hayata pozitif bakadurayım saçlarımın her bir telinin ayrı isyan havası çalmasını anlayamıyorum. Adeta yarış yapıyorlar aralarında hangimiz daha yoluk yoluk görüneceğiz diye. 40’ımdan sonra şekle girmeyen püskül gibi saçlarım oldu!

Çilekeş tarafıma değinmeden geçemeyeceğim. Kendimi zorlamayı, kendime eziyet etmeyi ne çok seviyormuşum ben. Farkında da değilim ha! Bunu da bir arkadaşımın üstelik yeni tanıştığım bir arkadaşımın -kendinle zorun ne senin- dediğinde fark ettim bu yaşımda!

Velhasılı tutamıyorum zamanı dostlar. Allah sağlık güç versin, tutamayalım aksın gitsin hayat…

Allah ne yazdıysa onu yaşıyor insanoğlu. Teslimiyet ve tevekkül; yaşamımın altın kuralı oldu yaşadıklarımdan sonra. Anladım ki acı da insan için, sevinç de…

İnanıyorum ki her şey Allah’tan gelir ve O’na gider. Durup olanı biteni seyreylemeli aslında.

Her günüme, yaradanımın bana bahşettiği her şeye bin değil binlerce şükür…

Sibel Güzel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 181
Toplam yorum
: 782
Toplam mesaj
: 148
Ort. okunma sayısı
: 2002
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

1974 Bremen doğumluyum. Hayatın Med-Cezir'lerle dolu olduğuna inanırdım; yaşaya yaşaya anladım ki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster