Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
97
 

Hasta cumartesi

"Hani diyorum güneş doğarken seni de getirseydi bana. Ellerim üşüdüğünde nefesinle ısıtsaydın onları. Hep üşürüm bilirsin. Ama belki sen varken üşümem. Ne dersin ? Denemeye değer miyiz ?"

Berbat bir haftaydı çoğunlukla. Aniden başlayan bir yoğunluk aldı götürdü beni benden. Çokça uykusuzdum . Sabahın bir körü uyanmak , daha güneş bile doğmamışken sıcak yatağımdan ayrılmak zorunda kalmak, gün boyu bitmek bilmeyen bir sürü dert ve çokça mutsuzluk.

Gecelere alışmış bir insan olarak gündüzü yaşamak zormuş. Onu öğrendim. Hani diyorlar ya hep , geceleri uyuyamayanlar mutsuz insanlardır , diye. İşte onunda yalan olduğunu öğrendim. O geceleri mutlulaşan insanların uydurduğu bir lafmış. Geceden mahrumum beş gündür ve hayatımın en mutsuz günleri yaşıyorum. Sırf azıcık daha geceye karışayım bir kaç ısırık mutluluk alayım diye koca günleri iki saatlik uykuyla geçirdim. Ama uyumak zorunda kaldığım zamanlarda bariz bir mutsuzluk transına girdim.

Gece insanı olmak zordur işte. Geceyi bilmeyen gündüz hep kıskanır, hep canını acıtır. Sonra da sırf sen geceye gitme diye hasta eder. Gözünü dahi açamazsın.

Dün öğlen paydos ettim hayattan. İki günlük kısa molaya koştum. Yolun bittiği yerde hasta düştüm. İlk başta sadece halsizdim. O'na naz yapmak , birazda ilgisinden faydalanmak güzeldi. Ama sonra bir anda film koptu. Gözlerim bir kaç dakikalığına kapandı ve ardından yarım saat önceye kadar tam manasıyla uyanamadım.

Arada uyandığım kısa kısa anları hatırlıyorum. Telefonu elime alıp face'te mesajlara girip ona mesaj atmaya uğraşmışım. Ama uğraşmakla kalmış çünkü bir şeyler yazmayı becerebilsem de gönder tuşuna basmamışım yada basamamışım hatırlamıyorum orasını.

Şimdi nasılım ? İyiyim herhalde. Emin değilim çünkü gözlerimi kapatsam asırlarca uyuyabilecek kadar yorgunum. Gece sayısız rüya gördüm. Hepsinde bilinç altıma sızan yeni korkular vardı.Hiç birini sevmedim o yüzden rüyalarımın.

Hani demiştim ya bir kaç cümle önce "Gece insanı olmak zordur" diye. Sevebilen, sevmekten korkmayan insan olmakta zordur. Ama ondan daha zor olan bir şey vardır ki , o da sevmekten korkmak, onun verdiği güzel hissi unutmaktır.

Hepiniz yaşamışsınızdır böyle bir dönem. Canınız çok yanmıştır ve sevmeye tekrar güvenmek en büyük kabusunuz olmuştur. Öyle ya nefes bile almadan sevmişsinizdir bir kere. Sevildiğinize de inanmışsınızdır. Ama geriye kalan sadece koca bir acıdan ibaret boşluktur.

Korkmakta haklısınız. Ama kaçmak.. İşte bunda haklı değilsiniz. Olamazsınız. Tamımının kaç gün sürdüğünü bilmediğiniz bir hayatınız var. Sonunun ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz ve kaçarak geçiremezsiniz bu zamanı. Onun yerine savaşmak gerek. Her şeyi boş verip sadece anlık eğlencelerle nereye kadar yaşayabilirsiniz ? Kaldı ki bu gerçekten yaşamak mıdır ?

Elbet az önceki paragrafa karşı çıkanlarınız olacaktır - ki onlardan biri bu yazıya sebep olan adamdır - ama bir an durup düşünseniz ? Size yüzde yüz mutluluk garantisi veremez kimse. Ama sonucun mutsuzluk olacağı da kesin değil. Haksızlık olmuyor mu bu hayata ?

Diyeceğim o dur ki , ortada bir şey varsa ondan kaçmak saçmadır. Hele ki kaçma sebebiniz onun güzel oluşuysa. Hayat biraz acımasız ve çoğunlukla mutlulukların sonundaki acı tortuyu size içirmiş olabilir. Ama belki bu sefer çikolata dipli bir son vardır önünüzde ?

Denemekten bir şey çıkmaz diyenlerdenim ben. Çünkü bir adamın içindeki mutlu olabilen yanı gördüm. Çünkü bir adamın içindeki endişelenebilen yanı gördüm. Çünkü ben bir adamın içinde sevmekten korkan, acımaktan çok yorulmuş ama sevilmeyi de özlemiş  yanı gördüm.

Ama görmek pek bir işe yaramıyor çoğunlukla. Çünkü o, o kadar yara almıştır ki çabalarınızın hep bir sebebi olduğunu, bir çıkara bağlı olduğunu düşünür. Bu yüzden merak eder. Sorar, sordukça bir şeyler kaybolur. Bir şeyin cevabını bulmak bazen onu yok eder. Nasıl uzaktan görülen bir manzara güzelken yaklaştıkça büyüsü kayboluyorsa , güzel her hissin sebebini öğrenmekte aynı şeyi yaşatabilir size.

Uyandığımda ilk sana günaydın diyorsam , uykusuzluktan hasta olacaksın diye endişe ediyorsam, sürekli gezdiğin o asık suratı biraz olsun güldürmek istiyorsam , o koca koca duvarlarından içeri sızmak istiyorsam (ki o duvarları bir kez aştıktan sonra ondan nasıl vazgeçmemi bekliyorsun orayı anlamadım ) , hasta olduğunda kendi hastalığımı unutuyor ve seninle ilgileniyorsam , bir şey yaparken aklımda sen oluyorsan ve mutlaka bir şekilde seni o işe dahil ediyorsam , uyanılan her yeni sabah hoşuma gidiyorsa ...

Yani sonuçla güzel bir şeyler varsa sebebinden kime ne ki ?
Yaşayın sadece..
Yaşamaya izin verin..
Sadece içinden geldiği için bir şeyler yapan insanları kapınızı pat diye kapatarak acıtmayın..
Sonrası güzel olacaktır.
Hiç değilse deneyin..
Ne kaybedeceksiniz ki ?
Belki bu sefer kazanan siz olursunuz..

yazının şarkısı da bu olsun :)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 71
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 480
Kayıt tarihi
: 05.08.10
 
 

Yazarım, çizerim... Hayalperestin önde gideniyim... Uykuya aşka aşık olduğumdan daha çok aşığım....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster