Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
789
 

Havada Bulut Yok

Yazarı: Cevdet Kudret  

Süleyman serisin ikinci kitabı olan Havada Bulut Yok, Süleyman’ın öğretmenlik hayatını anlatmaktadır. Süleyman, okulu bitirir ve Kayseri Lisesine Edebiyat öğretmeni olarak atanır. Kayseri’ye gelir ve İstanbul Oteline yerleşir. Ertesi gün görev yapacağı okula gider. Burada okul müdürü ile tanışır. Müdür, Süleyman’ın yalnız olduğunu öğrenince, okulda kalabileceğini söyler.  

Okul binasının yanında, bekar öğretmenlerin kaldığı bir yer vardır. Ders bitiminde öğretmenlerle kahveye giderler. Şehirdeki memurların, bilhassa da öğretmenlerin yapacak çok şeyleri yoktur. Okul sonrası kahveye giderler. Daha sonra da Şükrü’nün yerinde yemeklerini yerler, içerler ve yatmak için evlerine giderler. Bu her gün aynı şekilde tekrar eder. Müdür Süleyman’a tavla oynamayı öğrenmesini tavsiye eder. Çünkü şehirde kitap yoktur, gazete gelmemektedir, gelen gazeteler de İstanbul’dan günü geçtiği zaman gelmektedir. Kayseri’de içkisiz mekân yoktur. Kahvede, terfisi gelen öğretmenler bilinçli olarak müdüre tavlada yenilir ve böylece terfi alırlar. Kahveye gelen diğer memurlar ise; icra memuru, tapu müdürü, evlenme memuru ve nüfus müdürüdür.  

Kahveden sonra hep birlikte Şükrü’nün lokantasına giderler. Süleyman içki istemediği halde, üç kadeh içmek zorunda kalır. Biraz sonra içeriye Basri Bulut ve Ömer Fethi girer. Basri Bulut resim öğretmenidir ancak felsefeye meraklıdır. Sürekli olarak J. J. Rousseau’nın kitaplarını okur. Ömer Fethi Fransızca öğretmenidir. Evlidir ama karısı başka bir yerde ilkokul öğretmenliği yaptığı için dört senedir karısından ayrı yaşamaktadır.  

Şükrü’nün lokantasında yemek yedikten sonra yatmak için okula dönerler. Okulun bahçesinde ışıkların yandığını görürler. Arkadaşları, Zühtü’nün ders çalıştığını söylerler. Süleyman Zühtü’yü sorunca ona anlatırlar. Zühtü, Felsefe öğretmenidir. Medrese bitirmiş, sonra İmam Hatip Okulu, daha sonra da İlahiyat’a gitmiştir. İlahiyat Fakültesi’nin kapatılması üzerine, Felsefe okumuştur. O daima müspet ilmi küçümser, ahret bilgisini her şeyden üstün tutar. Zühtü daha sonra müdüre bildirmek üzere bütün öğretmenlerin yaptıklarını not tutar.  

Ertesi sabah Süleyman ilk dersine girer. Okula başladığı ilk günü ve bu ilk günde zengin çocuklarının pencere kenarına oturtulduğunu hatırlar. Bu sınıfta öyle bir ayrım yoktur. Süleyman bu duruma çok sevinir.  

O gün de yine dersten sonra kahveye giderler. Yemeğe kadar tavla, iskambil, domino oynarlar. Süleyman diğer arkadaşlarından ayrılıp, Şükrü’nün lokantasına gider. Biraz sonra Felsefe meraklısı Basri lokantaya girer ve birlikte içip sohbete başlarlar. Basri eve dönüş yolunda ayağını kırar ve Süleyman’la Ömer Fethi onu alıp hastaneye götürürler. Ömer Fethi ile Süleyman Basri’nin ailesini ararlar ve haber vermeye giderler. Basri’nin evinde hiç beklemedikleri bir manzara ile karşılaşırlar. İzbe bir evde üç çocukla anneleri, sefil bir haldedir. Anlarlar ki Basri bütün parasını içkiye verir. Ailenin ihtiyaçlarını giderirler, onlara yemek yedirirler. Müdürle görüşerek, Süleyman Basri’nin maaşının üçte ikisini, karısına vermeye karar verirler. Basri için hastanede alkol tedavisine başlarlar.  

Süleyman, akşam Şükrü’nün lokantasında Basri’yi görür. Biraz sohbet ederler. Basri ailesine yaptıklarından çok pişmandır. Ancak kendini bu alkol batağından kurtaramayacağından da emindir. Tek çarenin ölüm olduğunu düşünür. Ertesi sabah ders saatinde okulda öldüğü için maaşının tamamı karısına kalır.  

Basri öldükten sonra da Süleyman onun ailesine destek olmaya devam eder ama bu durum kısa sürede dedikoduya sebep olur. Nihayet Basri’nin ailesi İstanbul’a ahbaplarının yanına taşınmak zorunda kalır.  

Mayıs ayında yaylaya göç başlar. Terfisi gelen öğretmenler, bu sefer de müdür ve öğretmen arkadaşlarını bağ evinde ziyafete çağırırlar.  

Süleyman başta garip gelen bu taşra hayatına zamanla alışır. Artık o da herkes gibi kahveye gidip oyun oynar. Sonra da Şükrü’nün lokantasında içip içip gece yatağa kendini zor atar. Aylardır eline kalem almamış, artık kitap okumaz olmuştur.  

Yine bir akşam, Şükrü’nün lokantasından okula dönerken, yolda bir çocuğa rastlar. Bu çocuğun kendi sınıfından Remzi olduğunu hemen anlar. Yanına yaklaşınca bakar ki çocuk sokak lambasında ders çalışıyor. Remzi, Niğde’de Ortaokulu bitirmiş, Liseyi okumak isteyince de babası parasının olmadığını, liseye giderse kendisine para gönderemeyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine Remzi, Kayseri’de bir akrabasının yanında kalmaya başlar. Gündüz okuldan sonra akrabalarının hayvanlarına bakar, gece de o hayvanlarla birlikte ahırda yatar. Yangın çıkar diye, ahırda mum vb. şeyler yakmasına izin verilmez. O da derslerini sokak lambasının ışığında yapmaya çalışır.  

Remzi ile karşılaşması, Süleyman’ı kendine getirir. Çocukların çalışma şartlarını dikkate almadan, hepsinden aynı performansı beklemenin hiç adil olmadığını düşünür. Bu konuyu müdürle görüşür. Akşam mütalaasında, Remzi gibi olanların da rahat bir yerde ders çalışması için bir sınıf açılmasını ister. Müdür buna karşı çıkar ve sadece Remzi için izin verebileceğini söyler. Bu konuda biraz düşününce, okuldaki öğretmenlerin etüt saatlerinde çocuklara yardımcı olabileceğini bildirir. Bunun üzerine Süleyman içinde bulunduğu bunalım durumundan kurtulduğunu hisseder.  

Süleyman, birkaç gün sonra derse devam etmeyen bir öğrencisini sorduğunda, onun hasta olduğunu öğrenir. Adı Muhsin olan bu öğrenci, okumak için şehre gelmiş ve birkaç arkadaşıyla ev tutmuşlardır. Orada birlikte kalmaktadırlar. Dersten sonra yanına bir doktor alarak, ev arkadaşlarıyla birlikte Muhsin’in yanına giderler. Muhsin’in evi içler acısıdır. Hemen hemen hiç eşya bulunmayan evde, sağa sola rastgele atılmış içki şişelerini görür. Muayeneden sonra Doktor, Muhsin’i hastaneye alır.  

Muhsin’in durumu okulda gündeme gelince, Süleyman taşradan gelen öğrencileri başıboş bırakmamak için bir yurt binası bulunmasını önerir. Müdür Süleyman’ın bu teklifini boş uğraş olarak değerlendirir. Tecrübesiz olduğunu söyler. Ancak Süleyman’ın ısrarı üzerine yurt binası bulması için ona izin verir.  

Süleyman ilk önce Maarif Müdürü ile görüşür. Ondan olumlu bir cevap alamaz. İskân Müdürüne gider ama buradan da eli boş döner. Sonrasında Milli Emlak Müdürüne. Belediye Reisine de gidip durumu anlatır ama eline bir şey geçmez.  

Süleyman’ın beklemekten başka çaresi kalmamıştır. Sınıflara girer, çocukları okumaya yönlendirir ama elinden başka bir şey gelmez. Bir gün okulda açlıktan bayılan bir çocukla karşılaşır. Çocuğun karnını doyurduktan sonra, dört gündür onun aç olduğunu öğrenir. Adı Akif olan çocuğun, eğer iş bulabilirse okulu bırakabileceğini öğrenir. Akif’in durumu Süleyman’ çok üzer.  

O gün okul kapandıktan sonra Süleyman, Halkevi’ne gider. Amacı Akif için iş bulmak olan Süleyman, burada Halkevi müdürünün isteği üzerine Sosyal Yardım Koluna kayıt yaptırır. Akif bir hafta sonra bir fabrikada işe başlar.  

1935 nüfus sayımı Süleyman’ı yeni düşüncelere sevk eder. Bu nüfus sayımı sonunda halkın çok küçük bir kısmının okuduğunu, yani halkın çok küçük bir kısmına ulaşabildiklerini dehşetle fark eder. Halk için çalıştığını zannettiği bir işte, halktan bu kadar uzaklaştığını görünce dehşet içinde kalır. Bu düşüncelerle Halkevi Sosyal Yardım Koluna dört elle sarılır. Ne var ki, neye el atsa para yoktur.  

Sosyal Yardım Kolu ile yaptıkları köy gezileri Süleyman’ı çok etkiler. Önceleri pek işlevsel olmayan Sosyal Yardım Kolu, İkinci Dünya Savaşından sonra halka yardım etmeye başlar. Halka yardıma başlanır. Bunu duyan herkes Halkevine gelir. Suistimaller karşısında gerçek yardıma muhtaçların tespiti için kapı kapı dolaşmaya başlarlar. Çok fakir, yoksul, sefil insanları tespit ederler. Onlara yardım için zengin insanlardan para toplarlar. Halka karne ile erzak dağıtmaya başlarlar.  

Süleyman “Yoksulluğun Kaldırılması” adlı bir yazı yazar ve yazısı “dünya bakış” dergisinde yayınlanır. Dergiden teşekkür yazısı alan Süleyman aynı dergiye “Kayseri’de hayat” ve “iki katlı şehir” isimli iki yazı daha yazar.  

İlk zamanlar pek bir değişiklik olmaz. Ancak sonraları yalnız kaldığını fark eder. Müdür sık sık dersine girmeye başlar. Müdür muavini de kapıdan Süleyman’ı izlemeye başlar. Herkesin aksine, Zühtü Süleyman’ı hiç yalnız bırakmamaya başlar. Ne yaparsa, ne ederse not etmeye başlar. Süleyman, Ömer Fethi’ye niye böyle davrandıklarını sorduğunda; müdürün böyle istediğini öğrenir. Bakanlıktan emir geldiğini belirtir ve kimlerle görüştüğünün kontrol edilmesinin istendiğini bildirir. Süleyman ne yaptığını sorunca, Ömer Fethi ‘yazı yazmışsın’ cevabını verir.  

Zühtü’nün raporları, müdürün notlarından elde edilen bilgiler toplanıp bakanlığa gönderilir ve bir hafta sonra müfettiş gelir. Müfettiş gelince okulda güzel değişiklikler olur, öğretmenlerin işleri birden artar. Müfettişe okulda bir oda ayrılır, bütün ihtiyaçları karşılanır.  

Müfettiş ilkin müdürle, ikinci olarak da müdür yardımcılarıyla görüşür. Zühtü ile ve Halkevi müdürüyle de görüşür. Müfettiş, Süleyman’ın dersine de girer. Müfettiş, öğrencilere okuması için verdiği kitapları, kompozisyon konularını, uygun bulmaz. Müfettişin raporu ile Süleyman Bakanlık emrine alınır.  

Süleyman artık Kayseri’de işi kalmadığını düşünür. Okuldan ayrılıp Kayseri’ye geldiği ilk gün kaldığı İstanbul Oteline gider. Buraya geleli on beş yıl olmuştur. Artık maaşının üçte birini alabilecektir.  

Sonuç:  

Kitap, günümüzden 60-70 yıl öncesini değil de sanki bugünü anlatıyor. Terfi için başvurulan yollar, öğrencilerle ilgilenen öğretmenlerin yadırganması, okuyup dergi, gazete gibi yayın organlarında yazı yazan öğretmenlerin cezalandırılması, sadece sınıfa girip çıkan ve idarecilerin dediğini yapan öğretmenlerin hep istenen öğretmen tipi olması, ne yazık ki, günümüzde de geçerli temel kavramlardandır. Oysa öğretmeninin öğrencilerinin ders dışı sorunları ile de ilgilenmesi, okuyup yazması, yapması gereken temel görevlerdindir. Ama ne yazık ki bunları yapan öğretmenler, hep cezalandırılmaktadırlar. Bugün de istenmedik uygulamalar devam ettiğine göre, eğitim açısından garp cephesinde değişen bir durum yok, demektir.  

Öğretmenler, görev alanları ile ilgili konulardan yargılanmalıdırlar.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 3048
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster