Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '10

 
Kategori
Magazin
Okunma Sayısı
344
 

Havadan sudan

Havadan sudan
 

Kentler de ağlar/ ezgi umut


Kuzey yarıkürede pek çok yer karlarla kaplı. İngiltere son yılların en soğuk Aralık ayını yaşadıktan sonra karlar altında. İngiltere'de evlerin üçte ikisinde doğal gaz kullanılmakta.

Fransa da soğuktan ve kardan payını almış. Yılın son günü orada bulunan bir arkadaşım söyledi . Paris 'te de dondurucu soğuk varmış. Gerçi fotoğraflarda yerlerde kar yoktu ama arabaların üzeri incecik buz tutmuş. Fransa'da ısınma elektrik enerjisi ağırlıklı ve eski hatların çok yüklenmesi durumunda bazı yerel elektrik kesintileri olabilirmiş.

Yine de bu soğuk havalar nedeniyle dünyanın ısınmadığı şeklinde bir fikre kapılmak yanlışmış diyor bilim adamları.

Kanada 'nın bazı bölgeleri ise eskiye göre oldukça ılık bir kış geçiriyormuş örneğin.
Çin 'in orta bölgelerinde ve doğusundaki şehirlerde, gazı ısınmaya ayırmaları sorun yaratabilirmiş çünkü dünya maden üretimi konusunda ve piyasalarının belirlenmesinde bu kentlerdeki üretim çok önemliymiş. Enerjiyi sanayi üretiminden ısınmaya kaydırmak bu yüzden sorun yaratabilirmiş.

İstanbul da kaç gündür; kabanlar hatta pardesüler bile fazla geliyor. Kapılarında müşteri beklenen boş dükkanlara bakıp üzülüyor insan. Üzülüyoruz da biz de bir şey alabiliyor muyuz? O da ayrı mesele. Ne olacak bunun sonu? Sigorta işi yapan bir tanıdık var. Prim ödemelerini tahsil edemiyor. Dal kımıldamıyor, kime gitsek ay çok sıkışıkız diyor diyerek dert yandı. Oysa insanların bu konuda duyarlı olması gerekir. Eline en ufak bir para geçtiğinde, evine ıvır zıvır alacağına önce esnafa, acentaya şuna buna olan borcunu ödemeyi gerektiriyor vicdanlar ve etik. Alacağı olanın, para bekleyenin de çoluk çocuğu olduğunu düşünmek gerekiyor.

Boş dükkanlar dedim değil mi? Özellikle kışlık giysiler sanki elde kalacak gibi görünüyor. Yazlık bir elbise üzerine giydiğim yağmurluk dahi fazla geldi. Çocukluğumun o korkunç soğuk ve diz boyu kar tutan İstanbul'unu bir daha yaşar mıyız? Aman yaşamayalım. Hiç yakmadan gelen doğal gaz faturaları dudak uçurturken, yakınca gelenler kimbilir neler yapar insanlara?

Sanki kentlerin büyümesi ve yükselmesi de o bölgedeki iklim koşullarını etkiliyor. Eskiden yani yarım asır önce İstanbul bomboş bir kent sayılabilirdi bugünküne kıyasla. Ama şimdi binalardan yayılan ısı bile atmosferi etkiliyor. Pek çok yüksek yapı var burada artık. Eskiden bir binanın tepesinden bakıyorken, şimdi bir tatil dönüşü hayretler içinde kaldım, bizim eve mi geldik diye, sanki zemin kata taşındık sandım. Bunun insan ruhu üzerindeki psikolojik etkisi de ayrıca önemli tabii ki. Sağlığı, sosyal güvenlik sistemlerini bile pazara çıkaranlardan çok özel ve incelikli bir davranış olan psikolojileri koruma desteğini beklemek abes zaten. Öyle olsa milleti meraktan çatlatmazlardı ve bazı bilmecelerin yanıtını verirlerdi. Ne diyordum gezi sırasında yani iki ayda, hem de 99 Gölcük depreminden sonra kaçak buçukuncu katlara izin verilmeyip çatır çatır yıkıldığı bölgede hem de arsa bazında 13 -14 katlı apartmanlar mantar gibi bitivermiş. Eee peki ne oldu, yani ne değişti? O bölgedeki toprağın jeolojisi mi morfolojisi mi nesi değişti de bu izin çıktı?

Biz iklime dönelim yine moralimizi bozup konumuzun ucunu kaçırmamak için.Kuzey yarıküredeki şiddetli kışlara aldanılmaması gerektiği ve dünyanın 1850 yılından beri yapılan kayıtlar göz önüne alındığında en sıcak on yılı yaşamakta olduğu anlaşılmış.

Kuzey kutup bölgesinde sayısını unuttum pek çok göl suyunu kaybediyormuş. Evet tuhaf geldi değil mi? Buzlar erirken dağ taş suya doyacak, yeni dereler göller olacak derken göllerin suları çekilivermiş. Tabii bunun bilimsel açıklaması da var. Normalde toprak buz tutmuş oluyor ve toprağın arasındaki su da donuk olduğu için buz- toprak karışımı bir kase olan çukur, porselen bir kase gibi suyu içinde tutuyor. Fakat ısınma ile buzullar erirken, toprak da çözünüyor yani toprağın içindeki buzlar eriyor ve toprak elek gibi geçirgen hale geçiyormuş. Hani banyo küvetinin tıpasını açmak, ya da makarnayı süzgeçten geçirmek gibi bir şey. Su aşağı boşalıveriyor.

Suyu çekilen göller ortadan kalkınca haliyle içindeki balıklar da buharlaşmış. Ayrıca buz altında kaldığı için güdük kalan bitkiler de güneş alacakları için daha fazla büyüyecekmiş.ama yüzey suları da aşağı iniyor. Bunun da canlılara farklı etkileri olacakmış.

Buzların, özellikle kıyı kesimindeki buzların erimesinin bir diğer önemli olumsuz etkisi, buz parçaları üzerine tutunarak denize açılıp balık avlayan canlılar özellikle de kutup ayıları için tehlike çanları çalmaya başlamış şimdiden.Artık ne yapar ederler kutup ayları üzerine çıkıp avlansın diye beyaz renkli yapay sallar mı bırakırlar kuzey kutbundaki deniz kıyılarına? Ama bakalım ayıların yakaladığı balıklar o kadar yüzeye yakın olacaklar mı? Çünkü sular da ısınacak ve soğuk suya adapte olmuş balık türleri de ortadan kalkacak da olabilir. Karışık işler ama inanın bugünlerde yaşadığımız birbiri ardından patlayan haber bombalarından daha karışık değil. Hiç olmazsa mantıklı açıklamalar yapabiliyoruz doğadaki olaylar için.

Çok yazılıp söylendi bilirsiniz ısınmanın bir diğer etkisi de mercan adalarının sularla örtülecek olması. Eh oraları yurt olarak bellemiş insancıklar şimdi nasıl paniktedir. Düşünsenize yaşadığı ada tümden ortadan kalkacak.

Bazen düşünüyorum da dünya tüm insanların değil mi? Yani adalar sular altında kaldı diye bu insanlara yüzerek yaşayın denmeyecek herhalde. Ayrıca buzulları eritecek kadar doğanın dengesini değiştirenler de pek uygar dünyanın sanayi işletmeleri. İşte bu noktada bunun hesabını vermeleri gerekecek. Eninde sonunda vermek zorunda kalmayacaklar mı sizce de?

Gelecek 10-20 yıllarda İnsan Hakları mahkemelerinin önü dosyalarla dolacak gibi görünüyor. İnsanlığın daha doğrusu hükümetlerin, yönetimlerin anlaması gereken bir şey varsa o da gereksiz ıvır zıvır için dünya kaynaklarının bol keseden harcanmaması ve üretimin frenlerine biraz basılı gitmek. Memleketimiz için de bazen hayrete düşüyorum. Nereye baksam 50 yıl için kiraya verilmiş. Her yerde taşoran şirketler. Bu sistemi getirenler iktidardan düşse bile, yaptıkları anlaşmalarla iktidar olmaya devam edecekler. Özellikle sağlık ve eğitim hizmetlerinde taşoran şirketlerin olması beni ürkütüyor. Bunu söylemem boşuna değil. Bir okulda çok kötü şekilde tacize uğrayan bir evladımız konusu beni düşünmeye itti. Çünkü sürekli olarak eleman değiştiriyorlar.Kişi de bu işin gelip geçici olduğunu bildiğinden gerekli özeni göstermez elbet. Peki aldıkları elemanlar örneğin hastane gibi, okul gibi yerlerde çalışabilme niteliklerini taşıyor mu, eğitim verilmiş mi, okuma yazması var mı, giysileri temiz mi, kokuyor mu?

Tam da seçimlerden önce bir taşoran şirket furyası moda oldu, bilmem ki farkında mısınız? Etrafta çevrede işsiz dolaşan ne kadar adam varsa birden iş buldular taşoran şirketlerde. Hatta onlar bulmamış da , şirketler ya da anketör parti elemanları kapı kapı dolaşıp onları bulmuş diye söylentiler dolaştı durdu. Bu yüzden köyünden gelip burada akrabalarının yanında kalmaya başlayan insanlar gördüm. Seçimlerden bir kaç ay sonra çoğu yine işsizdi. Ne rastlantı diye düşündüydüm. Belki de asılan propaganda bayrakları ve her gün yollara saçılan onca rakip afiş ve bildiriyi toplamak ya da seçim eşantiyonlarını dağıtmak için gerçekten kapı kapı dolaşıp işsiz insan bulmak gerekiyordu artık pek bilemeyeceğim.

Özellikle yağmurlu günlerden sonra İstanbul'umuzun meydanlarında ve kalabalık caddelerinde karşılaştığım kırık şemsiye dağlarına bakarak düşünüyorum. Neden kırılıyor şemsiyeler? Çünkü en ufak bir rüzgarda şemsiyeler alabora oluyor, ters dönüyor ve çat.. Çünkü ithal edilen bu şemsiyeler ıvır zıvır cinsinden. . Bir şemsiyeyi 4 ya da 5 liraya alıyorsunuz yağmurda ıslanmamak için. Bu şemsiyeler yüzünden ülkemizin Çin sınırına fırlatıp attığı paranın toplamı ne kadardır diye düşünüyorum. Tabii Çin'deki insanı da suçlamıyorum. O kadar kalabalıkmış ki, mesela bir çayhanede bi fincan çay gelirken belki beş kişi görev yapıyormuş. Bir peçeteyi, diğeri şekerliği bir başkası çayı getiriyor, diğeri çayın şekerini atıyor. İnsanları bu şekilde istihdam etmeye çalışıyormuş Çin devleti. Burada ise açlığa mahkum olan işçi hakkını aramaya kaktı mı başına gelenleri görüyoruz işte.. Oysa kırılan şemsiye gibi ıvır zıvırın ithaline yasak konsa, Çinli de kendini daha çabuk toparlar, daha kaliteli mal üretmeye çalışır. . İyi bir hafta diliyorum buz ve soğuk olmayan güneşli bir hafta sizlerle olsun.
ezgi umut 10 1 2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Havadan sudan" başlığını görünce, öyle sandım:) Dolu dolu "İnsan" demişsiniz,"Dünyamız" demişsiniz, "Geleceğimiz" demişsiniz, daha ne olsun!...Aklınıza, kaleminize sağlık!...Sevgiler

fatma iyibilgin 
 23.01.2010 13:52
Cevap :
Değerli katkı ve cesaretlendirmeniz için çok teşekkürler. Bir çeşit iç dökme yazısydı ama edebi bir tarafı olmadığı için güncel ama benim düşüncelerim, bari magazin olsun dedim. selam ve sevgiler.  24.01.2010 3:11
 

Her biri ayrı blog konusu olacak kadar çok başlığı bir araya toplamış ve özüne değinmişsiniz. Çok katlı binalarıyla, ısınan havasıyla, çölleşen gölleriyle, kırık şemşiyeleriyle, çaresiz esnafıyla... tam bir zor durum analizi yapmışsınız. Televizyonların magazin programı yapan yapımcılarının okuması dileği ile... Sevgiler.

Nilgün Akad 
 22.01.2010 10:42
Cevap :
Sevgili Nilgün Akad, teşekkürler güç veriyorsunuz. Benim gibi yazarlarsa bütyükn olasılıkla işsizler kuyruğunda bulurlar kendilerini. Ama kuşkusuz bütün hepsi ayni edimi yaparsa daha ayakları yere basan konuları işlerse, durum tersişne döner. Umarım öyle olur.:)) selam ve sevgiler...  22.01.2010 14:32
 

Okuduğuma göre havalar pek iyi gitmiyor. Bunda bizlerin rolü ne yazık ki oldukça fazla. Özellikle de bilinçsizliğimizin... İnsanlık aklını başına almazsa sonumuz pek yakın gibi geliyor. Bilmem haksız mıyım? Saygılarımla...

Ali Haydar ÖZKAN 
 21.01.2010 23:15
Cevap :
Ali Haydar Kardeşim bizler derken o kadar da kendimizi suçlu hissetmeyelim asıl uygulanması gerekeni uygulamayanlar var onları bi şekilde uyarmak da böyle bilinçle olacak. katkı için teşekkürler. sağlıcakla esen kalın.  22.01.2010 3:56
 

Okuduğum en tutarlı ve faydalı magazin haberi. Bazıları Kuzey Yarım Küre kozeyindeki sert kış mevsimine bakarak iklimsel ısınmanın palavra olduğunu söylüyor. Zaten sorun iklimsel ısınma değil, iklimsel bozulma. Bu nedenle Kuzey Yarım Küre'nin kuzeyi buzul çağına girerken pek âlâ Türkiye kuşağı çölleşebilir.

Muharrem Soyek 
 21.01.2010 21:17
Cevap :
Artık magazin yazayım diyorum. Gözünüzden kaçmamış, katkı için teşekkürler. Yılbaşında her yer kardan donarken neydi o hava İstanbul'da. Şaka da olsa yabancıların İstanbul'dan ev alması da beni düşündürüyor. Bağcıyı kovma hesabı. Kuzey Avrupa soğursa burası onlara mükemmel bir bölge olacak. Bizler? Sağlıcakla.  22.01.2010 3:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1317
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster