Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mayıs '15

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
116
 

Haviye'den dönüş / İkinci Bölüm

Haviye'den dönüş / İkinci Bölüm
 

- Doğu Akdeniz tehlikede mi?
 
- Akkuyu Nükleer Santralindeki patlama tehlikesi nasıl aşıldı?
 
- Türk uzmanların büyük başarısı..
 
Önceki bölümün özeti: Yıl 2026.. Akkuyu Nükleer Santrali işletmeye açılmıştır. Çok sıcak bir ağustos günündeyiz. Santralin kalbi durumundaki kontrol odasında görev yapan nükleer mühendis Tolga Oraz ve arkadaşları aynı vardiyada görevli iki Rus uzmanın aniden Antalya'ya tatile gitmesi üzerine koca santralin sorumluluğuyla baş başa kalmışlardır.
 
..............
 
Ağustos 2026, Akkuyu Nükleer Güç Santrali, Mersin
 
Tolga neler olduğunu sormadı. Sigarasını hemen söndürerek kapıya doğru yürüdü. Binaya girince derinlerden gelen hafif bir uğultu duydu. Santralin yapısını bilen herkes bunu ne olduğunu iyi bilirdi: Acil durum jeneratörleri çalışmaya başlamıştı. Tolga bir yandan hızlı adımlarla kontrol odasına doğru yürürken bir yandan da elektrik kesintisinin nedenini düşünüyordu. Galiba sistemdeki aşırı yüklenme enterkonnekte sistemin canına okumuştu.
 
Odaya girince ilk gördüğü şey arkadaşlarının yüzünde okuduğu endişe izleri oldu. Daha o bir şey sormadan:
 
- Pompa sistemi..dedi birisi.
 
- Pompa sisteminde arıza var. Hiçbiri çalışmıyor.
 
Şimdi endişelenme sırası Tolga’ya gelmişti. Birden kalp atışlarının hızlandığını hissetti.
 
- Teknik bölümü aradınız mı?
 
Diye sordu boğuk bir sesle.
 
- Aramaz olur muyuz? Hemen temas kurduk. Derhal gidip bakacaklarını söylediler.
 
Tolga göz ucuyla santralin hemen her yerini gösteren ekranlara bakınca koşuşturan teknik bölüm elemanlarını görebiliyordu. Sonra da gayri ihtiyari gösterge panelinin başına koştu. Şu anda anormal bir durum görünmüyordu. Reaktör ısısı hâlâ normal seviyedeydi. Ancak pompalar hemen tamir edilmezse yükseleceği gün gibi ortadaydı. Çünkü reaktöre giden soğutma suyunun kesilmesi reaktör kalbinin yani çekirdeğin ısınmasına yol açacaktı. En sonunda da herkesin ürktüğü şey gerçekleşebilirdi: Reaktör ocağın üzerindeki boş çaydanlığa benzer ve nükleer yakıt erimeye başlardı. Kontrolden çıkan böyle bir şeyi hiçbir güç durduramaz ve etrafına radrasyon saçan erimiş yakıt yeri bile delerek aşağılara doğru ilerlerdi. Bunun literatürde tek bir adı vardı: Çin sendromu..
 
Tolga paniğe kapılmış gibi görünen arkadaşlarını sakinleştirmek için:
 
- Şimdilik merak edilecek bir şey yok arkadaşlar, dedi onlara.
 
- Reaktör ısısı normal görünüyor. Pompalar kısa bir sürede tamir edilirse bu olay tatsız bir anı  olarak kalır o kadar.
 
- Ya kısa sürede yapılmazsa?
 
Tolga soruyu soran arkadaşına gülerek baktı:
 
- O zaman da Ruslara sorarız. Antalya’ya koşmayı nasıl bildilerse buna dair de bir şey söylerler bize.
 
Tekrar kapıya doğru hareketlenirken:
 
- Ben pompa dairesine gidiyorum, dedi.
 
- Bir şey olursa derhal arayın.
 
Kontrol odasından pompa dairesine giden çok uzun bir koridor vardı. Tolga Oraz zaman zaman koşarak sonunda hedefine ulaşınca arı gibi çalışan mühendisleri ve diğer teknik elemanları gördü. Başlarında kan ter içinde çalışan Rus mühendisi tanıyordu. Heyecanla son durumu sorduğunda alnındaki terleri silen Oleg İvanov ümitsiz konuştu:
 
- Ben böyle bir şey görmedim Oraz, diye sızlandı.
 
- Şeytan işi sanki. Görünüşte hiçbirşey yok gibi. Ancak ne yaptıksa çalıştıramıyoruz. Bence hemen reaktörleri kapatın.
 
Sıkıntıyla başını sallayan Tolga,
 
- Anladım İvanov, dedi.
 
- Yine de başarmanızı dört gözle bekleyeceğim.
 
Oleg’in ümitsizliği devam ediyordu:
 
- Umarım..Hemen haber veririm size.
 
Aynen geldiği gibi koşarak kontrol odasına varınca birden tüyleri diken diken oldu. Alarmlar çoktan çalmaya başlamıştı. Kontrol odası tekdüze, sinir bozucu bir alarm sesiyle inliyordu. Çılgın gibi gösterge panosuna koştuğunda reaktör ısısının yükselmiş olduğunu görmekte gecikmedi. Geriye dönüp de arkadaşlarının panik dolu yüzlerini görünce “Allahım! Ben ne yapıyorum?” diye mırıldandı. Kendisini hemen toparlamalı ve vakit kaybetmeden harekete geçmeliydi. Panikteki arkadaşlarını sakinleştirmesi de cabası olacaktı. Herşeye rağmen gülümsemeye çalışarak:
 
- Arkadaşlar işte beklediğimiz an, diye konuştu.
 
- Şu kibirli Ruslara bu işi onlardan iyi yaptığımızı gösterelim.
 
Ne Yuşkov ne de Sergei Vasilyev’in telefonları cevap vermişti. Uzun uzun çalmışlar ancak bir türlü güneş yanığı yüzleri üç boyutlu ekranda gözükmemişti.
 
- Denizde olmalılar, diye mırıldandı Tolga telefonu arkadaşına verirken.
 
- Tufan sen aramaya devam et, dedi.
 
- Hasan sen benimle gel. Reaktörleri kapama prosedürünü uygulayacağız.
 
Akkuyu’da mevcut dört adet reaktörün kapatılması bir düğmeye basmakla olacak bir şey değildi. Belli bir sürecin uygulanması, belli aşamalardan geçilmesi gerekiyordu. En önemlisi de bunun için zamana ihtiyaç vardı. Ancak durmadan yükselen reaktör sıcaklığı çok fazla bir zamanın kalmadığını gösteriyordu.
 
Bu sırada Antalya’daki lüks tesislerden birinin plajında güneşlenmekte olan Sergei Vasilyev evini aramak için otele doğru yürüdü. Dün akşam Antalya’ya gideceğini söyleyince eşiyle birbirine girmişlerdi. Kadın haklı olarak “ Hep yalnız gitmesi ve kendisini de yanında götürmemesinden” şikayet etmişti. Otelde onun için üç günlük bir rezervasyon yaptırmıştı. Bir an önce müjdeyi vermeliydi.
 
Telefonu eline alınca Akkuyu’dan defalarca aranmış olduğunu fark etti. “Bu Türkler de biz olmadan parmaklarını kıpırdatamaz” diye söylendi. Ancak tam bu anda telefon çalınca sıkıntıyla “Alo” dedi. Arayan Tolga’nın görevlendirdiği nükleer mühendis Tufan’dı.
 
- Evet Tufan, dedi bezgin bir sesle.
 
- Ne var ne yok orada?
 
Tufan heyecanlı bir sesle olup biteni anlatınca Vasilyev tuhaf bir titreme nöbetine girmişti. Gözleri adeta yuvalarından fırlamış gibiydi. Telefonu yanına alarak çılgın gibi dışarı koştu. Yuşkov şapkasını gözlerine kadar çekmiş, kumsalın tenha bir köşesinde güneşleniyordu.
 
- Vladimir felaket.. Bu bir felaket! diye seslenerek omuzlarından sarsmaya başladı. Yuşkov adamın  perişan halini görünce hızla ayağa fırladı:
 
- Ne var? Neler geveliyorsun sen?
 
Vasilyev Tufan’ın dediklerini anlatınca,
- Allah kahretsin!
 
diye homurdandı.
 
- Birazcık ayrılmaya gelmiyor. Hemen pilotu bul. Çok acil helikpoteri alıp buraya gelsin. Derhal Akkuyu’ya uçuyoruz.
 
Tolga ile arkadaşı yaptıkları işin en kritik aşamasına gelmişlerdi. Reaktörün kalbi durumundaki çekirdekte yakıt çubukları arasında kontrol çubukları denilen bir düzenek vardı. Eğer bu çubuklar aktif hale getirilebilinirse nükleer reaksiyon duruyor ve reaktör soğumaya başlıyordu. Tolga ve arkadaşları tam da bu işi yapacaklardı. Ancak işlemin başlarında reaktör sıcaklığının kritik seviyeye çıkma tehlikesi vardı.
 
Gerçekten bir ara kritik eşiğe yaklaşan sıcaklık tüylerini diken diken etmişti. Bu da yetmezmiş gibi basınç artmış, kontrol çubukları aktif halde olmasına rağmen nükleer reaksiyonun durdurulamama tehlikesi baş göstermişti. Tolga kan ter içinde:
 
- Allah kahretsin! N e zaman çalışacak şu pompalar? diye bağırdı. Pompaların tam kapasite çalışarak soğuk su devir daimini sürdürmesi hayati bir önem taşıyordu. Aksi halde reaktörün kapatılması çok fazla bir işe yaramıyacaktı.
 
Bu sırada son süratle Akkuyu’ya doğru gelmekte olan Rus uzmanlar adeta diken üzerinde seyahat ediyorlardı. Gözleri bir türlü gözükmeyen Mersin ufuklarında, kulakları durmadan açıp kapattıkları cep telefonlarındaydı. O kadar ki Tolga adamlara cevap vermekten iş yapamaz hale gelince, gelen çağrılara karşılık vermesi için Turan’ı görevlendirmişti.
 
Turan Rusların zaman zaman kabalaşan konuşmalarını yumuşatarak arkadaşına iletmeye çalışıyordu. İkide bir lâhavle çekerek sabretmeye çalışan Tolga; telefonu Turan’ın elinden kaparak Vasilyev’in yüzüne karşı:
 
-  Kolaysa gel de kendin yap! diye bağırmıştı. Sonra da Turan’dan bütün telefonları iletişime kapatmasını istemişti.
 
İşte tam bu sıkıntılı anda pompaların çalıştığı haberi bir bahar müjdesi gibi geldi. Tabii bu durum reaktörde hemen etkisini göstermiş, sıcaklık düşmeye başlamıştı. Üç arkadaş sevinçten ne yapacaklarını şaşırmış, kontrol odasının ortasında göbek atmaya başlamışlardı. Biraz sakinleşince birbirine sarılıp tebrikleşmeye başladılar. Tolga hemen telefon açıp, pompalardan sorumlu mühendis Oleg İvanov’u kutladı. İvanov’un cevabı son derecede anlamlıydı:
 
- Esas başarı sizin çocuklar, demişti.
 
- Siz bugün yalnız ülkenizi değil Rusların da itibarını da kurtardınız.
 
Tolga bunları duyunca arkadaşlarına dönüp, aynen Ku”ran’daki hitap gibi:
 
- Haviye nedir bilir misiniz?
 
Diye sordu. Sonra da cevabı kendisi verdi:
 
- Cehennemin en kızgın yeri. İşte demin biz oradan döndük.
 
Helikopterden çılgın gibi inip kontrol odasına koşan Yuşkov ve diğerleri her şeyin yolunda olduğunu görünce derin bir nefes aldılar. Kan çanağına dönüşen gözlerinde acıklı bir gülümseme vardı. Tolga başta olmak üzere sarılıp kucaklaşarak, daha önce hep küçümsedikleri Türk uzmanları kutlama yarışına girmişlerdi.
 
Vasilyev bütün bu olanlara rağmen pişkinliği elden bırakmamıştı. Tolga’nın omuzuna bir şaplak indirerek:
 
- Ben her zaman demişimdir efendim, dedi Yuşkov’a bakarak.
- Bu çocukta büyük istikbal var.
 
Yuşkov mahçup bir gülümsemeyle odasına giderken rahat değildi. Kopacak fırtınayı önceden sezinlemiş gibiydi.
 
 
Rosatom yönetimi santrali yüzüstü bırakıp Antalya’ya tatile giden uzmanlarına hiç acımadı. Yuşkov’u Rusya’daki bir santrale tayin ederken, nöbetini terk eden Vasilyev’le arkadaşı Vitali’nin işine son verdiler.
 
Tolga Vasilyev”den boşalan vardiya amirliğine getirilirken, iki arkadaşı kıdemli uzman oldu. Ayrıca şirketin en büyük ödülü almaya da hak kazanmışlardı. Onlar iyi yetişmeleri ve üstün sorumluluk duygularının karşılığını almışlardı.
 
Bu arada santraldeki olay enerji bakanlığına rapor edildi ama halka açıklanmadı. Mersin’deki en sıcak günün bir sırrı olarak kaldı.
 
 
Yazarın Notu: Hikayemizde anlatılan olay tamamen kurgu olup, Nükleer Santral teknolojisinde gerçekten çok ileri olan Rus şirketi Rosatom'un Akkuyu'da güvenli bir santral yapacağına inanıyoruz.
 
Ancak  1993'te Marmaray hakkında yazdığım fütüristik hikaye nasıl  bu tesisin çok sağlam yapılmasında karınca kaderince bir ilham verdiyse "Haviyeden Dönüş " hikâyemin de böyle bir işlev göreceğine inanıyorum.
 
             

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Greenpeace boşuna uğraşıyor.Bu ülkede hiç kimse başına bir felaket gelmeden ilerde neler olacak pek akıl erdirmez.Erdireni de kaale almaz.Akkuyu Nükleer Santralinde olabilecek nükleer bir kazayı anlatan ve Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir hikaye yazdık okuyucu sayısına bak: Sadece 6..Fakat prensibimi bozup cinsellikle ilgili bir hikaye yazsaydım herhalde 1000'i bulurdu.Aklıma başka birşey gelmiyor.Ya hikaye ana sayfada çok az ( 5-10 dk.) kaldı ya da bu kahredici ilgisizlik.. Sağlık olsun ne yapalım.Okuyucuya saygılar..

mustafa semih arıcı 
 26.05.2015 13:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 323
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 419
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster