Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '21

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
52
 

HAYÂSIZ HAYAT

   Taşrada okuduğu liseyi birincilikle bitirdikten sonra üniversite sınavında Türkiye derecesi yapmış, yükseköğrenimini yüksek not ortalamasıyla tamamlayıp askerlik sonrası kurumsal bir şirkette proje mühendisi konumunda işe girmişti.

   Mesleğe ilk adım attığında yükselmek için dalkavukluk seviyesini yükseltmekten gocunmayan yağdanlıkların, mesai arkadaşının yüzüne gülüp arkasından iş çevirenlerin ve gücünü paradan alan burnu kafdağında olan şirket ortaklarının küçümseyici tavırlarıyla karşılaşınca aldığı eğitimi sorgulamaya başladı. Okulda öğretilen teorik bilginin iş dünyasında fazla geçerli olmadığının, kendisi için yeni bir öğrenim sürecinin başladığının farkına vardı.

   Meslektaşının kusurunu ifşa ederek prim yapanların eline koz vermemek için mesafeli ilişkiler kuruyor, kendinden bahsetmeyip ketum bir insan gibi davranıyordu. İşle alakalı konuları günlük tutar gibi ajandasına yazıyor; yaptığı işleri yedekleyerek açığını arayanların olası suçlamalarını çürütecek belge niteliğindeki delilleri harici belleğinde biriktiriyordu.

   İşbaşı yaptığı sırada acemi çaylak yaftasıyla mobbing uygulayan kıdemlilerin düşüncesiz eylemlerine sakinlikle karşılık vermişti. Polemiğe girmekten kaçınarak tahriklere kapılmasa da içten içe sinirleniyordu. Şirketteki sıkıntıların özel hayatına sirayet etmesini önlemek için özel hayatıyla iş hayatını birbirinden ayırmaya gayret ediyordu. Profesyonelliğin farklı bir versiyonu olan bu davranışla stres ikliminden uzaklaşmayı ümit ediyordu.

   Kendisiyle baş başa kaldığı zamanlarda kafasını kurcalayan bir husus vardı. Ayakta kalmak için rekabet etmekten kaçınmayan, yükselmek için insani değerleri hiçe sayarak kendine her yolu mübah gören meslektaşlarına benzeyecek miydi? Başka bir deyişle yıllar içinde kaşarlanmış bir vaziyet mi alacaktı? Acaba yükselmek için birilerinin sırtına basmayı, üstlerine yalakalık yapıp astlarını hakir gören kişilik yoksunları gibi mi olacaktı?

  Dallas dizisindeki JR’ı cebinden çıkaracak kurnazlıktaki takım elbiseli çakallara ve döpiyesli plaza cadılarına dönmemek için yüzünü ailesinin tavsiyelerine döndü. Ekmeğini topraktan çıkaran, alın teriyle para kazanmayı ilke edinen çiftçi bir aileden gelmişti. İyi bir insan olmayı öğütleyen ebeveynlerine kimsenin hakkını yemeyeceğine dair söz vermişti. Etiği hiçe sayıp etiket sahibi olmayı yegâne amaç edinmiş insan görünümlülerin arasında ailesine verdiği sözü tutmaya çalışarak hayat mücadelesi veriyordu.

  Meslek hayatının akıbetini düşünürken aklına Balkanların Maksim Gorki’si olarak anılan Panait İstrati’nin Kodin eserinde yer alan ‘’Kimse iyi olarak doğan birinin, iyi yürekli olmasına yardım etmek istemediği gibi, iyi yürekli doğma şansını elde edemeyen birinin, iyi olmasına da yardımcı olmuyor.’’ cümlesi geldi. Bu fikirden yola çıkarak asli görevlerinden biri insanları hayata hazırlamak olan okullarımızın müfredat programına iş hayatının hayâsızlığına dair bir ders konulmasının faydasını düşündü.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 60
Kayıt tarihi
: 25.02.19
 
 

     TCDD'de makine mühendisiyim. Sanatın iyileştirici gücüne inanan bir insanım.    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster