Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ocak '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
81
 

Hayal Deyip Geçmeyin

Hayal Deyip Geçmeyin
 

Canı cehenneme rahat uyuyanın

Kapısını örtenin perdesini çekenin

Canı cehenneme başkasının yangınıyla

Evini ısıtıp yemeğini pişirenin

Şükrü ERBAŞ

 

                Her olayda, her durumda, her sorun ve her dâvâda en az iki taraf var...  Taraflardan yalnızca birini dinleyip ötekini dışlayarak hiçbir sorunu çözemezsiniz. Güç kullanıp korkutarak çözdüğünüzü sanırsınız ama kısa bir süre sonra, daha büyük sorunlar çıkar karşınıza.

                24 Ekim 1988’de, Malkara’da göreve başlayan Kaymakam Turan Eren bakar ki, daha önce görev yaptığı Doğu ilçeleri ve Vezirköprü’nün aksine Malkara köylerinin yol, su, elektrik, okul, telefon gibi bir sorunu yok. Köylülerin geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Bu konu üzerine yoğunlaşınca, görülen şudur:

                İlçede süt, yoğurt ve peynir işiyle uğraşan yedi mandıracı vardır. Süt üretimi, üretimin artırılması önemlidir ama üretilen sütün değeri pahasına satılması çok daha önemlidir.

                Oysa mandıracılar, köylünün sütünü canı istediği zaman alıyor, istemeyince almıyor. Fiyat belli olmadığı gibi, karşılıklı bir anlaşma, yazılı bir sözleşme de yok. Köylü sütünü veriyor; daha sonra parayı almaya gittiğinde, mandıracı canı istediği fiyattan ödüyor parayı. (Oh ne âlâ, ne âlâ!)

                Yedi mandıracı bir araya gelip kim hangi köylerden süt alacak, kaça alacak, konuşup anlaşıyor. Süt üreticisi, mandıracıların insafına kalmış durumda.

                Üretici aptal değil ya. Elindeki silahı kullanıyor o da:

·         Süte su karıştırıyor.

·         Kaymağını alıyor.

·         Akşam sütü ile sabah sütünü birbirine karıştırıp bekleterek kalitesinin bozulmasına neden oluyor.

Görüldüğü gibi, aslına bakarsanız, kazanan yok bu işte. İki taraf da zararda… Gerçekte hep öyle değil midir? Yalnızca bir tarafın kazandığı durumlarda, kazandığını sananlar da kaybederler sonunda.

73 köy, toplam 37 ton süt… Bu miktarın yaklaşık üçte birinin de su olduğunu düşünürsek!.. Üretimin çok az olduğu çıkar ortaya.

                Yeterli mera mı yok? Yem mi kalitesiz ve pahalı? Üretici mi bilgisiz ve yetersiz? Bu konuda da var bir sorun ama ne?

                Her iki tarafı da önyargısız olarak dinleyen Kaymakamımız, şu sonuca varır:

                “Hayvancılık sektörünün, her yönüyle her iki tarafın da hak ve menfaatlerini dengeleyen güçlü ve istikrarlı bir sisteme dönüşmesi gerekiyor. Olayın can damarı bu… Kurulacak düzen, ancak o zaman yararlı ve sürekli olabilir.”

                Bakalım, bu hayalini gerçekleştirebilecek mi, Kaymakam Turan Eren?

                Bütün enerjisini bu sorunun çözümüne yoğunlaştırdığı bir gün, bir süt firmasının İbribey köyü süt üreticilerinin 6 milyon TL alacağını ödemediği bilgisini alır. Eldeki senetlerin hemen icraya konulmasını emredip görevlileri şirketin merkezi Bandırma’ya gönderir. Firmanın, yollarda süt taşıyan tankerlerine el konulur. Firma sahibi hemen Kaymakam’ı arar. “Borç ödenmedikçe bırakmayacağız.” cevabı üzerine, kısa bir süre sonra, köylünün alacağı ödenir.

                Bundan sonraki ihaleye o firma alınmaz. Sütün bir kısmı SEK’e, bir kısmı mandıracılara verilir.

                Üç ay sonraki ihale davetine tüm mandıracılar, “Süte ihtiyaçları olmadığını, süt almayacaklarını” söyleyerek ihaleye katılmazlar.

                Bu bir boykottur: “Nedir bu? Üç ayda bir ihale mihale? Sütün fiyatını niçin üretici ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tespit etsin ki? Olur mu öyle şey! Fiyatı mandıracılar tespit eder! Ücretini de istediği zaman öder! Nedir bu kural, kural? Eski köye yeni âdet mi getirmek istiyor bu kaymakam? Siz öyle yaparsanız, biz de böyle yaparız işte! Biz olmasak sütü kime satacaksınız? Mecbursunuz siz bize, mecbur!.. Siz ne derseniz deyin, önemli değil, biz ne dersek o olur!” demiş oluyorlar ki, haksızlar mı?

                Kaymakam, mandıracıları toplayıp “Yaptıklarının yanlış olduğunu, sonuçta kendilerinin zararlı çıkacağını” anlatsa da onlar, kararlarının kesin olduğunu bildirirler.

                Ya!.. Bu hesapta yoktu işte. Pekiyi, şimdi ne olacak? Kaymakam pes edip yenilgiyi kabul mü edecek, yoksa “Mücadeleye devam” mı diyecek?

                Karşılaştığı ilk engelde, yenilgiyi kabul edip geri dönecek bir insan, böylesine zorlu bir yolculuğa çıkar mı? Elbette çıkmaz, değil mi? Nitekim Turan Bey de pes etmeyip Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) Müdürü Metin Karabacak’ı arar hemen. “Bu boykotu boşa çıkarmak gerek. Sütün tamamını siz alın” deyince,  müdür bu konuyu Genel Müdürle görüşmesinin daha doğru olacağını söyler.

                Kaymakam Bey, SEK Genel Müdürünü arayıp sorunu baştan sona anlatarak, “Üreticiyi mağdur etmeyelim. Sütün tamamını siz alın.” der.

“Elbette mağdur etmeyiz üreticiyi. Köylünün bütün sütünü alalım.”cevabını alınca sevinir; Kaymakam Bey.

                İki yönetici de söze nokta koymayıp karşılıklı fikir alışverişi yaparlar bu konuda. Sonunda, “Merkezde soğutma tesisi, köylerde süt toplama merkezi kurulması, sabah ve akşam sütlerinin ayrı ayrı toplanıp birbirine karıştırılmaması, ineğin memesinden çıkar çıkmaz en geç iki saat içinde merkeze nakledilmesi, merkezde +4 derecede soğutularak depolanması”  konusunda tam bir fikir birliği sağlanır. (O ne değerli bir Genel Müdürmüş öyle!)

                “Konuşmak kolaydır da yapmak o kadar kolay değil” mi dediniz?

                Doğru söylüyorsunuz da, bütün mesele inanmak ve yapmayı gönülden istemektir. Beynimizi mazeret bulmaya değil de iş yapmaya odaklarsak, gerçekleşmeyecek hayal yoktur.

                Telefon görüşmesinde dile getirilen düşünceler, her iki tarafın da iyi niyetli ve olumlu katkıları ile kısa sürede bir “düş” ve düşünce olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşür.

                Köylere Hizmet Götürme Birliği, üretilen sütün tümünü bir seferde taşıyacak hacimde büyük bir araç satın alır. Bu tanker, günde iki sefer yaparak 80 ton süt taşır.

                Umdukları sonucu elde edemeyen mandıracılar çok pişman olurlar. Kaymakam’ı ve “Köylere Hizmet Götürme Birliği”ni tuşa getirelim derken, kendi oyunlarıyla kendilerinin sırtı yere gelmiştir.

                Durumu kurtarmak için köylere giden kimi mandıracıları köylüler, “Yıllarca kanımızı, canımızı emdiniz. Malımızı yok pahasına aldınız. Ne yüzle geliyorsunuz?” diye kovarlar.

                Ben onu bunu bilmem. İnanan insan yapar. Biraz zorluk çeker, biraz üzülür, biraz yorulur ama sonunda mutlaka ulaşır hedefine.

                Mutluluk denen şey budur işte. Önce hayal edeceksin. Sonra bu hayalini gerçekleştirmek için geceni gündüzüne katıp canını dişine takarak çalışacak, didinecek, yorulacak, terleyeceksin. Başarıya ulaştıktan sonra da, “Sen şanslısın. Şansın yaver gitmiş hep” derlerse de gülüp geçeceksin.

                Nerden bilsin ki onlar, “şans”ın hep bilerek, düşünerek, inanarak ve hiç yılmadan çalışanın yanında olduğunu.

Hüseyin Erkan                   

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

              

                                                                                                                 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster