Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
462
 

Hayale mektup - V

Hayale mektup - V
 

Ne zaman büyüdük !


Geldin sandım.
Pencerede öylece kaldım.
Oysa sadece bakıp gitmişsin.
Yazmak kaldı geriye.
Bu kaçıncı mektupsa hayale!


İşte sarıldı yine yalnızlık. Aslında geleceğini hayal ederek kandırdım ruhumu. Yüz bin kişilik stadyumda yapayalnız kaldım!

O meşûm damla! İşte başladı yol almaya.. Çıktı o minicik delikten ve isyan edercesine attı kendini dışarı. Kıskanç arkadaşları, “Biz de.. biz de..” diye bağırıyorlardı arkasından. Bir anda kalabalıklaştılar, burnu ıskalayarak ağza doğru hızla yol aldılar! Bu sessiz kalabalığın nemli yolculuğunu büyük bir merakla izleyen ağız da onları kucaklamaya hazır olduğunu belirten içli nağmeleri döktürmeye başlamıştı bile.

Öyle uzun zaman olmuştu ki ağlamayalı. 32 saat filan! Kendimi çok güçsüz hissettiğim anlar olmuş; ama o mağrur duruşum değişmemişti hiç. Daha da güçsüzüm artık.

Yaşlanıyor muyum yoksa! Hızla kayıyor sana hasret yıllar.

Nefessiz solumak mı seni yaşamak!

Bak ben hiç sevmedim büyük olmayı!

Ne güzel yıllardı, çocukluğumu ödünç verdiğim. Canım babacığım nasıl da özenle yapmıştı evimizi. Ben de taşımıştım elimden büyük tuğlaları. Pendik’in tepelerinde in geçmez, kuş geçmez bir yerde, bahçeli küçücük bir evdi. Çakı gibi teğmen, o dağı tepeyi sert adımlarla yürür ve biz de onu heyecanla beklerdik her akşam. Kışın kurtlar iner, baharın gelmesiyle leylekler etrafımıza dolardı. Bebek filan da getirmezlerdi!

Büyüyordum istemeden!

Tayin tayini takip ediyor, Doğu Anadolu’yu katediyorduk. Hayatımın pırlanta yılları. Ah Ağaçlı, Ah Cemal Amca'm. Ne özlemle, umutla beklenen yazlardı. Horasan Ekspresi ve Kurtalan Ekspresi kavuştururdu beni güzel İstanbul'a. Her yaz geldiğimde evimizin etrafına yenilerinin yapıldığını görürdüm. Ah o güzel Boşnak kızları, Çerkez kızları… Daha o yıllarda fark etmiştik birbirimizi.. İncir ağaçlarına içi oklu kalpler kazılır, gündüzleri hep beraber denize girilir, akşamları da yazlık sinemalara gidilirdi.

Gündüzleri Yakan Top, kızlar Seksek, akşamları da Kukalı Saklambaç oynamaya bayılırdık. Bisikletimin arka selesi de hiç boş kalmazdı!

Koloni halinde yaşıyorduk.

Terk ettiğim sevgililerim anlaşıp bir araya gelir ve arkamdan, Gönül Yazar'ın “Sen yalancı şıpsevdinin birisin.” şarkısını koro halinde söylerlerdi. Ama sonra birbirimize sarılır, gülüşürdük. Ne de olsa çocuktuk!

Ne güzel günlerdi. Bunları oğlum asla yaşayamayacak! Ne hüzün!

Yaşlarımız ilerledikçe arkadaşlıklarımız da daha ciddi ve seviyeli olmaya başlamıştı. Çocukluktan gençliğe ve gençlikten olgunluğa giden yolda hep birlikte yürümüştük. Artık acılar ve gerçekler de yaşamımıza girmişti..

Önce Nuray’ı kaybettik. Uykusunda veda etmişti bizlere!

Biz birlikte büyüdük. İsyan ettik hayata. Daha da kenetlendik birbirimize.

Sonra canım kan kardeşim Parşömen!! Ya, biz bu ismi sana niye takmıştık? Nasıl da parmaklarımızı kesmiş, kanlarımızı birbirine karıştırmıştık, değil mi? Metin'i de bir yaz günü denize kurban verdik.

Hepimiz 10 yıl daha yaşlanmıştık. Göz pınarlarımız kurumuştu. Sanki ciğerimize cosss diye kızgın demir basmışlardı.

“O en küçüğünüzdü, niye koruyamadınız?” diye suçladı bizi ana babası. Tek evlatlarıydı..

Ağlamadık. Hiçbirimiz ağlayamadık. “Bir evladınız vardı; ama şimdi bizler evladınızız.” dedik. Küçücük kalan o zavallı anne-babaya yaşadıkları müddetçe yardım ettik. Şimdi oğullarının yanında huzur içinde yatıyorlar.

Yıllar birbirini kovaladı. Hepimiz kocaman insanlar olduk. Herkes iyi kariyerler yaptı; ama birbirimizden daha önemli hiçbir işimiz olmadı. Her ay, aramızda olmayanları ziyaret eder ve o gün bütün gün birlikte oluruz. Ailelerimiz, birbirimize olan bağlılığımıza gıpta eder; ama çocukluk dönemimizin o acı günlerini hiç bilmezler, kimseye de anlatmayız.

Sana da niye anlattım bilmiyorum!

Aradım onları dün. “Kötüyüm, size ihtiyacım var.” dedim.

Beyazlamış, dökülmüş saçlarımıza rağmen o çocuk ruhlarımız buluşacak yine bugün. Nuray’ımıza ağlayacak, “Ulan Parşömen niye bırakıp gittin bizi?” diyeceğiz.

Sonra da benim gözyaşlarımı silecekler.

Hava yine hüzün kokuyor yâr! Oldukça sen biriktirdim; ama gel gör ki harcayacak zaman kalmadı!

Kopuyorum yaşamdan. Artık demir almak günü gelmişse zamandan demişti ya Hümeyra,

Dinlemeli belki de.

Hiç sevmedim zaten bu limanı.

Bakalım ne diyecek canlar!

Gitmeden söylerim sana da...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben varım :)) Kukalı saklambaç kolay görünüyor. Ekibe beni de dahil edebilirsiniz.

Nilgün Akad 
 11.02.2010 0:19
Cevap :
Tamamdır Nilgün. Baharda organize ediyoruz. Hem tanışmış oluruz, hem de çocuklar gibi oynarız. Sonra da o günle ilgili blog yazarız. Teşekkürler, sevgiler..  11.02.2010 9:41
 

Ata bey nereye gidiyorsunuz! henüz uğranacak çok limanı var bu alemin ve yaşanacak va yazılacak ve her yaşta oynanacak oyunları çocuklukdaki gibi olmasada ....mesela yakar top oynayabiliriz ,ne bileyim kör ebe :)...sevgilerimle...

Çöl Rüzgârı 
 10.02.2010 12:03
Cevap :
Yok yok, uğranmadık liman kalmadı da, gidilmeyen nice sinema, tiyatro ve konser var :) İstanbul uzmanı Esma Hn'dan referans alıp Eminönü'nde balık-ekmek bile yemek istiyorum. Tamam, Nilgün Hn da ilgileniyordu. 6 kişi bulup "Kukalı Saklambaç" oynayalım bir hafta sonu :) Sonra da resimli-blog yazalım bu konuda :) Müthiş bir deneyim olur :) Teşekkürler, sevgiler..  10.02.2010 14:19
 

Kukalı saklambaç nasıl bir şey? Saklambaçı bilirim de "kuka" bu oyunun neresinde merak ettim. Sevgiler

Nilgün Akad 
 10.02.2010 0:30
Cevap :
Öncelikle bir top ve 6 oyuncu gerekir. Yere asfaltsa tebeşirle ya da topraksa herhangi bir şeyle daire çiziyorsunuz. Sonra da bu dairenin birkaç metre uzağına bir çizgi çiziyorsunuz. 9 adet taşı bu dairenin içinde üst üste diziyorsunuz. Düz olmaları nedeniyle biz mermer ya da tuğla kırıkları kullanırdık. Ha unutmadan, üçer kişilik iki grup olacaksınız. Önce bir grup, çizgiyi geçmeyecek şekilde dairenin içindeki taşlara topu atar. Maksat hepsini devirmek tabi. Başaramazlarsa diğer grup dener şansını. Ama taşları devirmeyi başarırlarsa hepsi sağa-sola kaçışırlar. Diğer grup da önce dairenin içindeki taşları dairenin içine yayar, sonra da topu alarak diğer grubun kaçışan üyelerini vurmaya çalışır. Kaçan ilk grubun adamları da dairenin içine dağılan taşları tekrar üst üste dizmeye çalışırlar. Vurulan oyundan çıkar. Tüm kaçanların vurulması ya da tüm taşların dizilmesiyle oyun biter. İsminde saklambaç var ama pek ilgisi yok, değil mi Nilgün Hn ? Teşekkürler, sevgiler..  10.02.2010 9:41
 

Çook gerilerde kalan sanki rüya gibi yaşanmış çocukluk yılları... Şimdilerde mazi de, özlemle hatırlanan bir çoğu aramızdan ayrılmış ama ismi hafızamızdan yaşadıkça silinmeyecek olan sevgili arkadaşlarımız, can dostlarımız... Ne kadar içten ve duygu yüklü bir yazı Ata bey, Sevgiyle kalın....

Naile ASLAN 
 08.02.2010 21:05
Cevap :
Çocukken yaşlanmaktan çok korkardım. Meğerse her yeni yaş insanı o günlere hazırlıyormuş. Yaşlandıkça çocuklaşmaktan korkuluyormuş! Bir ömür biriktiriyorsunuz, sonra da harcamaya başlıyorsunuz. Ne çok anı, ne çok yaşanmışlık var, yaşlanan bedeni genç ruhla yöneten? Teşekkürler Naile Hn, sevgiler..  08.02.2010 21:44
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8321
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1153
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster