Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
17573
 

Hayalimdeki öğretmen

Yazarı: Tahsin Akçay
Zor benim için öğretmenliği anlatmak
Hani şairin dediği gibi;
Kelimelerin yetmediği yerde,
Duyguların dile gelmediği anlarda,
Yaşamak gerekir.

Öğretmenlik, damardan verilmiş bir güçtür. Öğretmen olmak, binlerce zorluğu göze alıp, mum gibi yanmak, aç kalmayı, açıkta kalmayı çamura batıp, dikenler üstünde yürümeyi, göze almaktır. Öğretmenlik bir meslek değildir; öğretmenlik bir yaşam tarzıdır. Çünkü öğretmenlik günün her anı öğretmen olmak, her dakikada öğreten olmak, çarşıda, pazarda, yolda, okulda model olmaktır. Öğretmen, Mevlana’nın; “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşısındakinin anladığı kadardır, ” sözünü kendine düstur edinip, öğrencisinden en ufak bir bilgiyi dahi saklamamacasına, bütün bilgileri öğrencilerine tam olarak aktaran kimsedir.

Bir öğretmenin ne büyük bir vazife yüklendiğini anlamak ve vazifesinin ehemmiyetini kavramak için şu hikâye yeterli olacaktır:
“Eski devirlerin birinde, bir kral ülkesindeki en asil insanı ödüllendirmek ister. Vezirleri bu insanı bulmak için aylarca araştırma yaparlar. Sonunda kralın huzuruna on adamdan müteşekkil bir liste getirirler. Bu adamlardan biri elindeki malı mülkü, ihtiyaç sahiplerinin hayrına kullanması ile tanınmış biridir.
Bir diğeri, “hukuk” bilgisinin derinliği ile takdire layık bulunur.
Başka biri başarılı bir doktordur.

Bir diğeri ise, insanlar arasındaki gerilimleri çözmek ile takdire layık görülür.
Vezirler bunları saydıktan sonra ülkenin ücra bir kasabasında yaşamakta olan bir ihtiyardan söz ederler. Bu ihtiyar küçük bir evde ölümü beklemekle meşguldür. O ihtiyar adam, ne doktorlukta ne mühendislikte, ne de başka bir alanda uzmanlaşmıştır. Ama vezirler bunun seçilmesini isterler. Kral nedenini sorunca baş vezir; ‘Efendim az önceki kişilerin konum ve başarılarını duydunuz. İşte onların yarıdan fazlasına bu adam öğretmenlik yapmıştır, ’ der.”
Bu hikâyeden anlaşacağı üzere toplumun beyin gücünü oluşturan insanlar öğretmenliğin mihenginden geçerler. Bunu yanı sıra, eğitimin ilk başladığı yer aile ortamıdır. İnsanın bu zaman da eğitimi aileden sonra öğretmene verilmiştir. Fidan olarak öğretmene verilen çocuk öğretmenin dal budaklarını budaması ile şekil alır. Öğretmenin istediği bir model halini alır. Bu yüzden öğretmenlerin mesleği, hem kutsal hem de büyüktür. Öğretmen mihenk taşına benzer. Elindeki ham madde içerisinde bulunan cevherleri iyi seçer.

Bir öğretmenin öğrencilerini nasıl geliştirebileceğini bildiği zaman, öğrencilerin hem kapasite hem de eğitim hayatlarına yön vermiş olacaktır. Öğretmen açıklayan değil, açıklattıran bir konumda olmalıdır. Problemleri çözen değil, çözdürme rolünü oynamalıdır. Günümüzdeki eğitimin nasıl olması gerektiğini bize gösteren Akif’in şu görüşü pek güzeldir. Akife göre; “Öğretmene düşen görev, verdiği eğitimin aksiyona dönüştüğünü görmektir.” Bundan anlaşılacağı üzere ezberci, uyuşuk, üretmekten uzak nesillerin yetiştirilmesi, toplumun yerinde sayması demektir. Bu yüzden böyle bir eğitim sistemini eleştirmektedir.
Öğretmenlik doğrudan doğruya öz unsurunu hazırlayan, dolayısıyla cemiyetin bileşimini hazırlayıp mayasını kuran, hamurunu yoğuran işçiliktir. Çağdaş toplumlarda ileriyi gören, çevreyi tanıyan, iç düzenlemeyi tahlil eden öğretmenlere ihtiyaç vardır. İyi bir öğretmen sesini değil, sözünü yükselten olmalıdır.

Meslek itibari ile öğretmenlikte dört ana özellik aranır. Bunlar; genel kültür, özel alan eğitimi, pedagojik formasyon ve kişiliktir. Bir öğretmen genel bilgilerin yanında, kendi özel alanında en iyi olmalı ve bunları kişiliği ile birleştirerek öğrenciye sunmasını bilmelidir. Öğretmen kendi alanını severek yaptığında, ancak verimli olabilir. Bir öğretmenin dersini anlatması yanında, öğrenciye sevgiyi de aşılaması gerekir. Çünkü sevgi her şeyden önce gelir. Severek bir işi yapmak, sonuca ulaşmak demektir. Öğretmen sonsuz feragat, sonsuz tahammül ve fedakârlık göstermeli ki, karşıdaki fetih olunacak gönüllerin kapılarını açabilsin. Öğretmen bir sevgi yumağıdır.

Bir Sosyoloji profesörü öğrencilerine ilginç bir ödev verir. Öğrenciler, şehrin fakir gece kondu semtlerine gidecek, orada yaşayan gençlerle görüşecek, önceden hazırladıkları anket sorularını soracaklardır. Anket bitince de, görüştükleri gençleri ileride nasıl bir gelecek beklediklerine dair tahmini bir rapor yazacaklardır. Bu öğrenciler ödevleri gereği tam iki yüz genç ile görüşürler ve anket yaparlar. Tüm öğrencilerin hiç şansı yoktur. Yirmi yaşına kadar ölmez ya da birini öldürüp hapse girmezse, hayatını en iyi ihtimalle hamallık yaparak geçirir. Aradan tam yirmi beş yıl geçtikten sonra, başka bir profesör bunların akıbetlerini öğrenmek için araştırma yapar. Yüz seksen tanesini bulmayı başarır. Bunlardan yüz yetmiş altı kişisi doktor, avukat ve benzeri gibi küçümsenmeyecek kariyer edinmişlerdir. Kendilerine neye borçlu olduklarını sorunca tek cevap alırlar: “Öğretmenlerimizin gayreti.”
Hayalimdeki öğretmen işte budur. “Her şeyde azim ve gayret gösterip, öğrencisini en iyi bir şekilde motive eden kişiliğe sahip insandır. Bir toplumun huzur ve mutluluğunu oluşturup devam ettiren kişilerdir. Öğretmenler, her zaman önde ve öncü olmalıdır. Öğretmen her zaman öğrencisinin gözünde birinci model alınacak kişi olarak gözükür. Bundan dolayı da öğretmenlerin her davranışlarına dikkat etmeleri gerekir. Çünkü en ufak bir hata, öğrenci için bir hayal kırıklığı olabilir. Öğretmen sevgi aşılayıp sevgi öğretmelidir. Çünkü sevgiyle birlikte diğer kabiliyetler nevşü nema bulur. Yapılan bir araştırmada sert, otoriter ve dogmatik öğretmenlerin sınıfında öğrencilerin derse olan ilgilerinin çok az olduğu görülmüş, hoşgörülü öğretmenlerin sınıfında ise öğrencilerin öğrenmeye daha iştiyaklı, daha kararlı oldukları görülmüştür.
Öğretmen öğrenciyi gelecek olarak görür. Onun iyi yetişebileceğine inanarak onun yetiştirilmesini üstlenir ve sabırla işe koyulur. Kolay değildir insan yetiştirmek. Sabırla, hatalarını göstererek düzeltmek gerekir. Zaten öğretmen için bunlar bir görev ve sorumluluktur.

Öğrenme–öğretme sürecinde, etkinliklerin hazırlanmasında, başlangıç noktası öğretmenin bildiği değil, öğrencinin bildiği olmalıdır. Bunu sağlamak için de öğretmen öğrencilerinin seviyelerini bilmek zorundadır. Burada öğretmenin görevi, yetiştirmekle sorumlu olduğu öğrencilerin öğrenmelerini geliştirmek için, becerebildiği bütün işleri yapmasıdır.

Öğretmen planlama çalışmalarını yaparken, o konuyu hangi yaş grubuna anlatacağını, o grup öğrencilerinin bireysel özelliklerinin ne olduğunu, bilmesi gerekir. Bu durumda öğretmen aldığı sınıfın düzeyini ölçecek bir ön test yaparak, onların programa giriş davranışları hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Programlama, planlama ve sunumlarında belirlenen bu seviyeden hareket edilmesi etkin öğrenmenin ilk basamağıdır.

Öğretmenin ne öğrettiği kadar, nasıl öğrettiği, öğrencileri ile nasıl bir ilişki, iletişim, etkileşim içinde olduğu, öğrencilerini ne ölçüde tanıdığı ve onların beklentilerine ne ölçüde yanıt verdiği önemlidir. Öğretmenin rolü öğrenci ile etkileşimi boyutunda daha önemlidir.

Bunların yanı sıra derste kullanılacak araç-gereçler de önemli ve dikkat edilmesi gereken öğelerden biridir. Dersin amacına yönelik uygun araç gereçlerin sınıfta bulundurulması gerekir. Ders işlemede kullanılacak yöntem ve tekniklerin, dersin özelliğine, öğrenci kabiliyetlerine uygun olması şarttır. Uygun değilse hemen değiştirilmelidir.

Öğretmen öğrencinin ne hissettiğini dışarı taşıyan, kendisini ifade etmesini sağlayan ortamı kurmalıdır ki, verim elde edebilsin. Yoksa monoton bir ders tarzı vuku bulur. Bu da öğrencinin tamamen dersten kopması demektir. İdeal öğretmen, aynı zamanda motivasyon kaynağıdır. Öğrencinin bütün dikkatini derse toplayamayan bir öğretmen, tam olarak ideal öğretmen olamaz. İdeal öğretmen ancak öğrencinin ne söylemek istediğini ortaya koymasını ve söylemesini sağlayabilir. Bunu yaptığında da başarıya ulaşmıştır.
Öğretmenin en çok kullandığı bir yetenek de beden dilidir. Bazen sözü güçlendirmek için, bazen dikkati toplamak için, bazen zamandan tasarruf edebilmek için kullanır beden dilini. Araştırmalarda yüzde atmış civarında beden dilini kullandığımız görülür. Bu büyük rakam gösteriyor ki, eğitimde de beden dilinin büyük önemi vardır. Bunun için bir öğretmenin de beden dilini iyi kullanması gerekir.

Empati de eğitimde önemli bir yere sahiptir. Empati kendisini başkalarını yerine koyarak onların hisleri ile hislenmektir.

Öğretmen yeri geldiğinde empati kurmasını bilmelidir ki, öğrencilerin bazı davranışlarını anlayabilsin. Öğretmen bazen kendisini öğrenci rolüne sokmalıdır. Öğrencileri anlayabilen öğretmenler her zaman öğrenciler tarafından sevilir ve saygı duyulur. En son şunu diyebiliriz ki, öğretmen herşeyi ile model alınacak bir kişiliğe sahip olmalıdır.

Sonuç:

En başarılı öğretmen, mesleğine -hep- öğrenci gözüyle bakabilen öğretmendir.

Nimetullah Akar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 424
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2880
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster