Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '11

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
4416
 

Hayat, sen nelere kadirsin...

Hayat, sen nelere kadirsin...
 

RESİM INTERNETTEN ALINMIŞTIR.


Değişiyor ve değişiyor. Her geçen gün, gördüğümüz ve duyduğumuzla. Kimi zaman yaşadıklarımız sayesinde, kimi zaman ise küçücük bir sözle yeni bir bakış açısı kazanıyor hayatımız.

Yaşam diliminin ilk yıllarındaki ateşli savunuculuğumuz, dilimin ortalarını geçince daha mülayim ve hoş görülü olmamızı sağlıyor sanırım. Yaşayarak öğreniyor ve kabullenmenin erdemine varıyoruz belki.

Kabullenmek, olduğu gibi kabul edilip yürümek. Aslında yapabilsek, hiç sorun kalmayacak.

Belki daha güzel bir hayatın başlangıcı için gerekli olan; kendimize benzetme gayretiyle değil, karşımızdakini olduğu şekilde kabullenerek yaklaşmak.

Böyle olmadığını biliyorum. Hayat, öğretti. Hepimize yaptığı gibi…

Aniden parlar insan. Gençtir. Dünyayı tersine çevireceğini sanır. Haksızlık karşısında bir kaplan gibidir. Söylemleri “Ben olsam…” şeklinde başlar. Kendisi erktir ve güçtür. Kaybetmekten korkmadan atılır, panik hali yok denecek kadar azdır.

Velhasıl-ı kelam, deli kanlılık budur diyebilirim.

Bazen de, hayatımıza giren insanlara öylesine tepkili yaklaşımlar sergileriz ki, pişmanlıktan nasiplenmemiş yaşların getirisidir kanımca.

Kendi doğrularımızdan başkasına boyun eğmek mi? Asla. “Dediğim dedik ve çaldığım düdük” zamanıdır ki mevzu bahis zamanlarda henüz yazgının tam karşılığıyla yüzleşmemişizdir de bundan keskinizdir belki.

Onun hayatıma gireceği zamanlarda da, tam bu modaydım. “Astığım astık, kestiğim kestik.”

Ailenin büyüklerinden biri ki sevdiğim ve saygı duyduğum bir insandır kendisi. Bu aileye geldiğim ilk günden başlayan bir sıcaklıkla kucaklamıştır beni. Nam-ı değer dayı. Dayı eşimin dayısı. Fakat, tek dayısını genç yaşta kaybeden ben, onu kendi dayım gibi sevip, ondan da aynı yakınlığı bulmanın keyifli mırıltıları içindeydim.

Ta ki, eşinden ayrılacağını öğrendiğim güne kadar. Fena bozuldum, dayımı görmek bile istemiyorum. Nasıl öfkeliyim, bulsam bir kaşık suda bitecek işi.

O zamanki eşi, sevdiğim ve dayımın ondan boşanmasını hak edecek bir insan değil. Ailenin hemen hepsi boşanmayı destekliyor, ama ben yok direniyorum. Dayım boşanmasın ve başkasıyla evlenmesin. İki çocukları var, yirmi yıllık bir evlilikleri var.

Dayımın eşinden ayrılıp evleneceği insan da tanıdık. O ve dayımın eski eşi aynı zamanda benim eşim birlikte büyümüşler. Yani çocukluk arkadaşılar.

Mevzu uzamasın. Dayımın evleneceği hanıma verip veriştiriyorum. Bir taraftan eşim beni dizginlemeye çalışıyor. “Yok, Şerife iyi insandır, kötülük bilmez. Bak bir tanı”. Ben “Nuh diyorum, peygamber demiyorum.”

Aklıma gelen ve daha önce Şerife ile ilgili duyduğum ne var ne yoksa hepsi dallanıp budaklanıyor. İşi daha da ileriye götürüyorum. Eşime “Onunlagörüşmeyeceksin” bile diyorum. Nasıl kanlıyım Şerife’ye inanamazsınız.

Tanıyor muyum? Yok. Birkaç kez karşılaşmışım hepsi bu. Dayımın eski eşi ve ailesinden duyduklarımla beslenip bilenmiş haldeyim Şerife’ye.

Dayım eşinden ayrıldı ve Şerife ile evlendi. Ben de bir afra, bir tafra. Gördüğüm yerde başımı çevirip geçiyorum. Hani, dayımın boşanmasını engelleyemedim ya! Bak, bak. Kendimi nasıl da bir halt sanıyorum?

Sen kim, yazgının önüne duvar olmak kim? Ama bilmiyorum o zamanlar. Dediğim gibi, tek doğru benimkisi.

Gel zaman, git zaman Şerife ile başlayan ilişkimiz de hayatımın pişmanlığı da üzerime büyük bir ağırlık gibi çökmeye başladı. Onunla başlayan ilişkimiz ilerledikçe, ben onunla ilgili söylediğim sözler aklıma gelip alı al, moru mor bir biçime girmeye başladım.

Hani, salamura yapılınca üstüne taş koyarlar dibe çöksün diye. Aynen salamura şeklindeyim.

Dayanamadım sonunda, ona söylediklerimi bilmeden benimle arkadaşlık ediyordu. Peki bilse eder mi?

İçimi kemiren ve durmadan beynimde uluyan vicdan azabından kurtulmadan sağlıklı bir ilişki kuramayacağım.

Düşünüyorum, ölüm var. Şerife’ye şimdi demesem, sonra öğrense daha beter.

Küçük oğlum yeni doğmuş, Şerife hayatımda değerli bir yere oturmuş, beni kemiren kurtlar artık iyice yuvalanmış.

Bir gece sonucu ne olursa olsun söylemem gerektiğine karar verdim.

Şerife’ye dayımla evlenmeden ve onu tanımadan önce arkasından bir dünya laf saydığımı söyledim.

Bunları ona söylemeden, dostmuş gibi yapmanın beni rahatsız ettiğini ve istemezse benimle görüşmek zorunda olmadığını da söyledim. Onca lafı söyleyip, hakkını yemiştim. Tanımadan, bilmeden atıp tutmuştum. Beni affetmesini çok istiyordum ve hatalı olduğumu kabul ediyordum. Özür diledim. Bunları söylemeden önce de Allah’a dua ettim, benden vazgeçmesin ve beni affetsin diye.

Nitekim, Şerife söylediklerimi dinledi ve “Tanımadan önce söylediklerin için seni affederim. Şimdi, söylesen. Beni tanıdıktan sonra arkamdan asla affetmem” dedi. Söyleyen eşek olup anırsın. Bir daha mı? Büyük lokma ve büyük söz…

Gücümün yetmeyeceği bir konuda, erk olmak gayretiyle ve çevrenin dolduruşlarıyla Şerife için söylediklerime köpek kadar pişmanım.

Hayatımda kapladığı yer ve bana gösterdiği sevgi çok önemli. Çocuklarımızı birlikte büyüttük. Hatta, oğlunu askere birlikte yolladık. Kız kardeşi olmadığı için kız kardeşi kabul etti beni.

Canım sıkılsa, başım dara düşse kardeşlerimden sonra ilk kapım oldu, dayım ve Şerife’inin evi.

Ondan özür dilemiş olmam ve onun beni affetmesi dahi yetmiyor bazı zamanlar. Kendi söylediklerimi düşünüp, kendimden bıktığım zamanlar oluyor.

Ama öğrendim. Ön yargılı yaklaşımların bedelini ağır ödetti hayat. Ağır ama çok güzel.

Şerife’yi öyfe bir yere koydu ki hayatımda. Çocuklarım kendi teyzelerine olduğu gibi adını söylemeden “Teyze” diyorlar.

Onun çocukları da bana.

Diyeceğim şuydu aslında; yaşam dilimini ortaladım artık. Karşımdaki insanları tanımadan değerlendirmek ve saldırmak huyu yerini ılıman bir sükunetle izlemeye bıraktı.

Dayım ve Şerife, iyi ki varsınız. Hep benimle oluuuun!

Hayat, sen nelere kadirsin…

Sağlıkla ve mutlu kalın 21/11/2011

Gülay Mustafaoğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüreğinize, kaleminize sağlık...çok içten bir anlatım olmuş. Yalnız anlayamadığım bir nokta var; yazınızın okunma sayısı 28, ama tavsiye eden kişi sayısı130...bu nasıl oluyor böyle, bir yanlışlık var bu işte!...sevgiler

ÇokEskidendi 
 21.11.2011 20:06
Cevap :
Teşekkür ederim. Ne güzel yorumlamışsınız. Sanırım arkadaşlarım okuduk derken beğendik yapıp geçiyorlar. Kandırıldım. Sağlıkla ve mutlu kalın  22.11.2011 10:06
 

Adetimdir eğer bir blogu ilk okuyan bensem mutlaka bir yorum yazarım. Nedendir bilmem ama öyle yaparım. Bu sefer durum değişmedi ama değişik duygularla yazıyorum. Böylesini dürüstçe, samimice, içtenlikle yazılmış bir yazı karşısında ancak saygıyla eğilebiliyorum. Size bir sır vereyim mi? Ön yargı konusunda yalnız değilsiniz. Ben kendi kendime o kadar sık "ah ben ne salakmışım" derim ki inanamazsınız. Eminim ki bu çoğumuzda böyledir. Ben hiç pişman olmadım diyen insanlara o kadar acıyorum ki anlatamam. Neyse, sadece bir yorum olacaktı fazlası oldu. Bu blogunuzu önereceğim, sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 21.11.2011 17:47
Cevap :
Mustafa Bey, İlk okuyan yazıma ve bana şans getirsin. Teşekkür ederim inceliğiniz için. Zaten yükümüz ağır. Yanımızda diğer insanların haklarıyla gitmemeli diye düşünürüm. Sağlıkla ve mutlu kalın  22.11.2011 10:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 247
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 695
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster