Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
280
 

Hayat bilgisi notları

Hayat bilgisi notları
 

Ömür denen süre zaten kısa, hele ki yaş aralığı olarak bakılırsa ömrün gençlik devresi çok daha kısa.
Belli bir yaşa gelenler, arkadaşlarıyla birlikte oturup da eskilerden bahsettiklerinde sohbette hep aynı cümle geçer.
" Keşke bugünkü aklımızla gençliğimize tekrar dönsek..."
Hayat soruyu baştan sorup, vereceği dersi sonrasına bıraktığı için midir bu serzeniş?

Halbuki önce dersi verip, soruları sonraya bıraksa daha iyi olurdu değil mi?
Ama olmuyor, kurgu böyle...

" Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi" fimindeki gibi zaman sondan başa işlese ve şimdiki aklımız ve öğrendiklerimizle geriye gidebilsek acaba hangi bilgiler daha değerli olurdu?

Buna verilecek cevaplar; hayatın nasıl deneyimlendiği, yolda nelerle karşılaşıldığı, karakter ve akıl gibi kişisel özelliklere göre değişiklikler içerse de, son tahlilde varılacak yer aynı kapıya çıkıyor mu acaba?
Bilmiyorum!
Herkesin tuttuğu notlar, aldığı dersler farklı.

Arthur Miller " Öğrenmenin de bir maliyeti vardır" der ve bunu şu şiiri ile açıklar:

Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir;
Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir;
Deneyerek öğrenenler etiket fiyatindan öğrenir;
Hayattan öğrenenler gecikme zammiyla öğrenir;
Hayattan da ögrenemeyenler boşa gitmiş hayatlariyla öğrenirler.

Ben daha çok etiket fiyatından ve gecikme zammıyla öğrenenlerin arasında duruyorum hayatımın bu zamana kadarki akışı ve geldiğim nokta itibariyle...

Özgürlük bedeliyle ya da boşa gitmiş hayatla öğrenmek çok acıklı olurdu.
Ama indirimli fiyattan öğrenmeye kimin itirazı olabilir?

Ben saatimi şu andan geçmişe doğru ayarlayıp düştüğüm notlarıma bir göz attım.
Yazının bundan sonrasını merak edenler ve/ veya " indirimli fiyattan öğrenmek isteyenler" e...

Dürüstlük hayat boyunca koluna girilmesi gereken en önemli yol arkadaşı. Önce kendine, sonra da herkese dürüst davranmak... İnsan, kendisini her zaman ve her durumda iki ayağı üzerinde tutacak özgüveni ve cesaretini sadece dürüstlükten alıyor.

İnsan, başkalarının kendisine nasıl davranacağını aslında hep kendisi belirliyor. Kimse bize izin vermediğimiz biçimde davranamaz. Bunu bilen ve ilişkilerini buna göre yöneten insanın, hem haddini bilmesi hem de başkalarına sınırını belli etmesi kolaylaşır. Önce başkalarına sonra da kendisine saygısı olmalı kişinin...

İnsanın içinde bencil ve nankör bir taraf var. Bu taraf, iyi ve güzel olan her şeyi kendinden bilirken, başına gelen her kötü şeyin müsebbibini başkalarından ve şartlardan biliyor. Başarılarımızda mutlaka başkalarının da emeği ve desteği, başarısızlıklarımızda çoğunlukla bizim suçumuz ve eksiğimiz olduğunu düşündükçe yol alınıyor halbuki. Vefa ve minnet duygusu ve kendi kendimizin yargıcı olabilmek önemli!

Aşırı hırs zararlı bir şey. Günün ve hayatın keyfini çıkarmaktan alıkoyuyor insanı. Hırsın çok olduğu yerde rekabet ve kıskançlık olur. Kıskançlığın galip geldiği insanlardan gerçek ve güvenilir dost çıkmaz. Bu nedenle kendini çok önemseyen, hep bildiğini iddia eden, hep bölen insanlardan da uzak durmalı.

İnsan; sahip oldukları ( akıl, güzellik, mal, mevkii ve hatta bilgi ) ile kendini hemen bir şey sanıp, kibirlenmeye çok yatkın. Kendini çok yüksekte gören insanın düşüşü de çok sert olabiliyor. Tevazu, gerçekten "olmuş" insanların nişanesi.

Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi bilmek ve yeri geldiğinde teslim olmak en güzel şey! Hayatın bir akışı var. Ancak hayatın akışını biraz da insanın duruşu belirliyor. Bu da akıldan çıkmamalı. Özelliklerini, hayallerini, isteklerini, kısacası insanın kendini tanıması önemli.

Hafiflemek, fazlalıkları atmak büyük rahatlık... Ev, yuva olmalı ve yuva, ihtiyacı olan eşya kadarıyla güzel. Kapısından girince insanın kendini huzurlu ve güvende hissettiği, kendisine sıcak ve rahat gelen, sevdiği renklerde, dilediği gibi döşediği kendi yaşam alanı... Yaşadığın yeri sevmek, orada keyifli vakit geçirmek, huzur bulmak insana kendisini mutlu hissettiren bir şey.

Evini, bedenini, zihnini temiz tutmalı insan. Mis gibi kokmak, hastalık derecesine varmadan bakımlı ve düzgün olmak! Temizlenmek insanın önce kendisinden başlıyor.Yürüdüğümüz sokağa, yaşadığımız şehre ve ait olduğumuz dünyaya da özenli ve ilgili olmak aynı zamanda.
Öfke ve kötü düşünce bumerang gibi dönüp sahibini bulan en tehlikeli düşman. Bütün hastalıklar, hastalıklı düşünce ve kötülükler içimizdeki ve dışımızdaki kirden besleniyor. Kalbin, ruhun ve zihnin de yıkanmaya, bakıma ihtiyacı var, bedenin olduğu kadar.

Her şey satın alınıyor, zaman asla! Zamanı çok iyi kullanmak için öz disiplin ve önceliklerin sıralaması önemli. Bir de zamandan keyif almak, yavaşlamak. Koşarken çok şeyin üstünden atlama, bazen de farkında olmadan çiğneme ihtimali var.

İnsanın zaman içinde geliştirdiği bir tarzı olmalı kendisini yansıtan. Moda ve markayla şekillenmeyen , kendi özellikleri ile oluşturduğu bir tarz. Herkese benzemeye çalışıp, gördüklerine özenen insanlar çok yorulur. İnsan bir başkasının taklitçisi olur, kendisi olamazsa eğreti durur.

Her türlü seyahat iyidir. İçimize olanı da, dışarı olanı da. Yenilenme, tazelenme, öğrenme fırsatı ve enerjisi verir. İçsel ve dışsal yolculuklar birbirlerini de tetikler zaten!

Ailesinin, komşularının, arkadaşlarının değerini bilmeli insan. Etraf çok kalabalık görünse de uzatınca elimizden tutanlar azdır ne yazık ki... Bazen en yakınları, çok iyi tanıdığı insanlar bile şaşırtır insanı. Her günü birbirinden farklı, şaşırtan bir hayat içinde olduğunu ve bazen de en çok kendi kendisini şaşırttığı gerçeğini unutmazsa kızmaz.

İnsan kendi en iyi versiyonunu yaratmak için çabalamalı. Bunun için kendi iradesine olduğu kadar doğru ve güvenilir akıl hocalarına da ihtiyacı olabilir. Çok denemek gerek onları. Kendi yapamadıklarını başkasına söyleyen, olmadığı bir insanı oynayanlardan, sahtekar olanlardan ve heyecanını, cesaretini kıranlardan olabildiğince uzak!
Doğru ve güvenilir olan ve iyilik etmek isteyen insan, bir başkasını kendisine bağımlı ve hayran bırakmaz, o kişinin kendi potansiyelini görmesine,kendisini tanıyıp geliştirmesine yardımcı olur.

İnsan söz verince tutmalı, tutamayacağı sözü vermemeli. Empati kurabilmek kamil insan özelliği...Bunu başarabilen insan, onur ve duygularla oynamamayı, dedikodu yapmamayı, kalp kırmamayı, alay ve iftiradan uzak durmayı da bilir.

Herkesten sürekli yardım istemek ve sürekli yardım isteyene de her defasında yardım etmek iyi bir şey değil! Sorunlarla tek başına yüzleşip bunlardan ders çıkarmayı geciktirebilir ve daha kötüsü alınması gereken dersin hiç alınmamasına da neden olabilir.

Aşk insanın yakıtı, yaşamının tadıdır. Aşksız bir ömür; tatsız, tutsuz bir perhiz yemeğinden farksızdır. Ancak o yemeğin içinde hem acı hem tatlı vardır. Aşkla yaşamak, aşkı yaşamak bir tercih ve bir niyettir.

Hayatta mucizeler vardır ve hayat sürprizden hoşlananları, heyecanlı ve tutkulu olanları sever.
Umudunu asla yitirmeyen ve kendisine güvenenleri de...İnsanın görebildiği az yol ve elinde çoğu zaman tek planı varken, hayatın onun için pekçok yol ve plan hazırladığından habersizdir.
Olmayan her şeyin sonunda mutlaka ilerde onu bekleyen daha iyi bir şey vardır.

Rahatsız eden duygu ve düşünceleri, içerde kalan yaraları, ağrı kesici ile uyuşturmak doğru değil çünkü er ya da geç uyuşturucu etkisiz kalır. İnsanın en iyi ve dikkatli doktoru yine kendisidir. Yaralarına en güzel pansumanı yapacak, en iyi saracak olan da odur zaten.

Şimdi saati yeniden ayarlayıp, şimdi ve şu ana bakınca neyi fark edebilirim?

Zaman zaman özlemle anılan, o kısacık, adı "gençlik" denen dönem, bazen cehaletle, bazen kararsızlıklarla, toylukla göz açıp kapayana kadar geçen kısa bir rüya sanki.

Hayatın insana henüz vermediği derslerden cevabını çabucak beklediği bir sürü sorular da var o dönemde.
Ne cevap verilmiş, hangi yol benimsenmişse, hayatının çok önemli bir kısmının buna göre şekillendiği önemli bir aralık.

Geriye dönüp bakıldığında, içinde ilk pişmanlıkların, hayal kırıklıklarının, hataların da yer alabildiği bir öğrenme süreci aynı zamanda...

" Gençlik bir hayat devresi değil, bir akıl halidir." W.E. Gladstone

Çok doğru bir tanım ve saptama bana göre de.. O zaman bilemediğimiz şeyleri şimdi biliyoruz.

Bedenin ve ruhun genç olarak anıldığı hayat devresi çabucak bitiyor. Belki özlem buna...
Ancak akıl hali olan gençlik, farkındalık, idealler, istek ve cesaret bitmediği müddetçe bizimle...

Gerçek ve ebedi gençliğin sırrı, derslerden ve sorulara verilen cevaplardan elde edilen bilinçle sürekli bir yenilenmede saklı...

Birkaç gün sonra Gençlik Bayramı...

Kendisi genç olanların, akıl hali genç kalanların bayramı şimdiden kutlu ve mutlu olsun!







 

Ay Şen, Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazılar etkili oluyor galiba,tevazu da abartılmaya başlandı...Her konuda iyilik güzel de biraz davranışların ritmini bozuyor gibi...

Kerim Korkut 
 20.05.2016 9:34
Cevap :
Abartılı tevazu, tevazu değil, saklı kibirdir zaten. Her şeyin aşırısı belli eder kendini. Davranışlara gelince, herkesin kendi çalgısına göre tutturduğu iyi- kötü bir ritm vardır, akordunu yine kendi yapar değerli Kerim bey...:)) Sevgi ve selamlar.   20.05.2016 11:51
 

Hayat blgisi dendiğinde hep hayat bilgisi öğretmenim aklıma gelir. Sorduğum sorunun cevabında demişti ki '' kimse evladını eşek evladım diye sevmez aslan evladım diye sever oysa eşek çalışan aslan parçalayan geçinendir, Ayşe Fatmayı seviyorsa Fatma Ayşe'ye daha yakındır, benzer sevdikleri ve hep menfaatler vardır unutma '' Hayat çıkar ve menfaatler üzerine menfaati , isteği , işi biten gider, sırası gelen gelir hayattan öğrendiğim karşımdakinin istediklerini verene kadar verdiğin an azaldığın ya da bittiğin an başlar. İki tür insan vardır derim hep biri alan taraf diğeri veren taraf ne uzun meseleymiş aklıma neler getirttin :))sen güzel anlatmışsın her zamanki gibi severek okudum ...sevgimle Çiğdemcim :)

Tülay EKER 
 17.05.2016 14:06
Cevap :
Sevgili Tülay, yazdıklarımda senin bir okuyucu olarak kendinden bir şeyler bulduğunu hissetmem, daha doğrusu bunu bana hissettirmen çok güzel bir duygu! Ne mutlu bana öyleyse. Yorumunu okuyunca bu yazım aklına bazı kızgınlık, kırgınlık ya da pişmanlık çağrıştıran anıların gelmesine vesile mi oldu bilemedim. Eğer öyle ise naçizane şunu düşünmeni öneririm. Hayat hiç kimse için " dikensiz gül bahçesi değil" hele de bizim yaşlara gelen herkesin bildiği üzere;) Dikenlerin elimize batmasına değil, güllerin renklerine, görünüşlerine ve kokularına odaklanmak ve bundan vaz geçmemek gerek... Bayramımız kutlu olsun:)) Haaa bu arada sana kutlamayla birlikte bir de gül demeti gönderdim ekstradan...:)) Sevgiyle..   17.05.2016 23:11
 

Değerli Çiğdem Timur, Bilirsiniz, "su", şartlar oluştuğunda donmakta ve çözülmektedir. Bu fizik kuralıdır. Burada ne "pazarlık!" ne de bir "keşke" vardır. Yaşamı başarmak, yaşamı (özellikle de insanı) harekete geçiren kodları öğrenmekle mümkündür. "Bugünkü düşüncelerimizle düne dönebilirsek"; dönen "biz", ancak çıkan "biz" olmayacağız. Bu dönen için bir risktir. Çünkü yaşam formülündeki rakamlar (karakterler) değişecektir. İnsanlar, kendilerini uygulamaları ile tekrar ederler. Bakış açımız, uygulamalarımızın rengidir. Bundan da kaçış yoktur. "Çiğ" insan, mutlu olmak yerine haklılığının; "Pişmiş" insan, "Haklılığının" yerine doğru olanın peşindedir. (kimi) İnsanlar, fazlalıkları nedeniyle yükselemeyen balon misalidir. Fazlalıklarının (ortak değil, kendi doğrularının) kurbanıdır. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 17.05.2016 14:06
Cevap :
Ne güzel yorumlar geliyor her bir yazardan! Bütün bu yorumların üzerine ayrı birer blog daha yazılır. Anlatmak istedikleriniz için bu alan sınırlı kalmış gibi geldi bana. Dediğim gibi herkesin herkesten, hele de yaş ve deneyim olarak daha ilerde olanlardan öğrenilecek, üstüne düşünülecek çok hayat bilgisi ders notları vardır. Her konuda hem fikir olunmasa da...:) Bu anlamda ilgi ve katkınıza çok teşekkürler! Bayramımız kutlu olsun:))  17.05.2016 22:41
 

Çok sevdim bu hayat bilgisi dersini..Yazılarınız ders, sizde dolu dolu öğretmen gibisiniz;)) Bana gelince; Ahhh Çiğdem Hanım bende aynen sizin gibi hayatı hep etiket fiyatından öğrendim o yüzden hep kazıklandım hep kazıklandım.;))Bu hayat çooook pahalıya patladı bana..bildiğiniz gibi değil, şu etiket fiyatından öğrenenlere de imrenmedim desem yalan olur...Hep sordum bu işi nasıl becerdiklerini ama ser verip sır vermediler;))

Selda Çakmak 
 17.05.2016 13:50
Cevap :
Alanımız eğitim ya, ondandır...:) O sizin incelikli benzetmeniz! Dolu dolu öğretmen değil de dikkatli bir öğrenciyim en fazla. Gözümüzü, kulağımızı, dimağımızı açarsak hepimiz öyle değil miyiz? Önceden öğrenilecek olanlar da sınırlı, hem insan en iyi yaparak-yaşayarak öğrenir. Kazıklanmaz, deneyim kazanır, akıllanır. Bütün öğrenmeler sonuçta iyi bir özet oluşturursa mutluluğa götürür. Simyacı kitabındaki mutluluğun gizemini anlatan bilge ne demişti" " Mutluluğun gizemi dünyanın bütün harikalarını görmektir, kaşıktaki iki damla yağı dökmeden" ...! Bayramımız kutlu olsun:)) Sevgiler...  17.05.2016 22:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 468
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 767
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster