Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1003
 

Hayat değil, ölüm kaderdir!

Hayat değil, ölüm kaderdir!
 

Hayatını kader ile keder arasıdaki tek fark bir harften ibaretmiş gibi yaşayanları gördükçe, hayatımı farkında olmadan yaşadığım anlar olmuş diyorum. Her şey benim akıl ve duygularıma sunulmuşken, duygularıma giydirdiğim kader elbisesine bakıyor, baktıkça üzülüyorum.  

Varlık ile yokluğun kesiştiği nokta tam 35 yıl geçti. İmkânsızlıkların gerçeğe döndüğü günler de yaşadım, fırsatları göremeyip heba ettiğim günler de!  

İlkokulu küçücük bir köyde okudum. Bir salonda, tüm sınıfların, üstelik de tek öğretmen tarafından okutulduğu bir okulun göz dolduran öğrencilerinden biriydim. Elbette böyle bir okulda ne kadar göz doldurulursa, ben de o kadar doldurdum; daha fazla değil.  

O yıllarda okul çantaları kumaştan dikilirdi. Sınıfı ısıtmak için her yaz gezi kolu tarafından kozalak toplama günleri düzenlenir; bu günlerde topluca dağa gidilir, küçük sınıflar ile kızlar kozalak toplar, beşinci sınıftaki erkek arkadaşlar da kozalakların toplandığı çuvalları köye taşırdı. Yerli malı haftasında neredeyse bağ ve bahçelerde yetişen tüm meyveleri sınıfta toplardık. Öğretmenimiz bizi köylülerin birinden rica ederek, traktörün römorkuna doldurur ve komşu köyün okuluna gezmeye götürürdü. Bizler bu okuldaki arkadaşlarla maç yapar, oyunlar oynar, eğlenirdik. Öğlen olunca da öğrenci arkadaşlarımızın evlerine misafir olur, folluklardan alınan sıcacık yumurtalarla yapılan öğlen yemeğimizi yerdik.  

Çelik çomak, eşik meşik, güvercin takla, uzuneşek ve limon gibi oyunların oynandığı; alınan bir iskarpinin bile giyilmeyip bayrama kadar yatağın başucunda saklandığı yıllar geride kaldığında; hayatın gerçekleri ile bizzat yüzleşmeye başladım. İlkokul öğretmenim babama “İrfan; ne yaparsan yap, bu çocuğu okut” dediğinde, hissettiklerim kelimelere sığacak gibi değildi.  

Okulların açıldığı ilk gün annemi, babamı, kardeşimi ve doğup büyüdüğüm toprakları (köyümü) ardımda bırakıp ilçenin yolunu tutmuştum. Lise yıllarımın içine sığdırdıklarımı bu yazıda anlatabilmem mümkün değil. O yılları bazen akraba evlerinde, bazen öğrenci yurtlarında ve hatta bir dönem de sınıf arkadaşımın ailesiyle birlikte, onların evinde kalarak tamamladım.  

İlçeye gidişimin ikinci yılıydı. Okulların açıldığı ilk gün sabah okul bahçesinde beklerken, sınıf arkadaşımın babası yanımıza gelip derdimizi sorduktan sonra “Gelsin bizim evde kalsın” dememiş olsaydı, belki de ben o gün öğrenim hayatımı bitirmek zorunda kalacaktım. Neyse ki böylesi bir kâbusu yaşamak zorunda kalmadan lise yıllarımı da tamamladım. O güzelim insanların duyarlılığına şükran borçluyum.  

Üniversite sınavlarının açıklandığı günü de unutmam mümkün değil. Her sabah olduğu gibi erkenden kalkıp kahvaltımızı yapmıştık. Hasat mevsimi olduğu için annem ve babam hazırlanıp tarlaya gitmişti. Ben de yolun belli bir bölümünü yürüyerek ilçeye gitmiş ve doğruca gazete bayisine koşmuştum. Sınav sonuçlarının yayınlandığı gazeteyi alıp bir köşeye çekilerek ÖSYM numaramı aramaya başlamıştım. Gazeteyi sonuna kadar taramış ama aradığımı bulamamıştım. O an içime düşen ateşin yaşattığı sızıyı bugün bile hissedebiliyorum. Derin bir nefes çekip yeniden aradığımda, bir hayalin gerçeğe nasıl döndüğüne tanık olmuştum.  

İşte o anda ilk istediğim şey, bir an önce bu sevinci ailemle paylaşmaktı. İlçeden köyümüze doğru yaklaşık 10 kilometre yolu yürüyerek annemle babamın çalıştığı tarlaya gittiğimi hatırlıyorum. Beni gördüklerinde tarladaki herkes pür dikkat bana bakmaya başlamıştı. Benden bir işaret bekliyorlardı. Birkaç adım sessiz sedasız yürüdüm. Sonra birden bire elimdeki gazeteyi kep fırlatır gibi havaya fırlatıp sağlam bir nara attım. Annemin koşarak bana gelişi ve boynuma sarılışı hayatımın en özel anlarından birisidir.  

Bütün bu günler şimdi geride kaldı. Bazı kareler içimi burkarken, bazı kareler de gişe rekoru kıran mizah filmi gibi gülümsetiyor beni.  

Ogünleri yeniden yaşama şansım olsaydı içimi burkan karelere asla izin vermez, hatırlayabildiğim tüm keşkeler için önlem alır ve hayatı hak ettiği ölçüde yaşardım.  

Biliyorum ki “hayat değil, ölüm kaderdir”. Bu yüzden insan hayatını farkında olarak ve istediği gibi yaşamalı.  

Günün yorum-u: Zaman zaman kırılıp dökülsek de, ayağa kalkmayı bilmek gerekiyor. İşte ben de ayağa kalkıp “yeniden merhaba” diyebildiğim için, kaderime yol veren duygularıma minnet duyu-yorum! 

Ümit Culduz , Tuğba bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok doğal ve içten bulduğum yazınız için teşekkür ederim size. Sıcacık hikayeniz yer yer benim yüreğimi de burksa da, yaşama sevinci ve zor şartlara isyan duygunuz mest etti beni doğrusu. Kaleminize sağlık!

Cem Beraat Çamsarı 
 24.04.2011 13:14
Cevap :
Böylesi güzel bir yoruma gecikmiş bir cevap oldu. Lütfen mazur görün.  19.10.2011 22:39
 

Merhabalar, Hayat kader değil, ama ölüm kader derken, kader kavramına hangi pencereden bakıldığı da önemlidir. Evet hayat bir kader değil, ama ölüm kaderdir ve bu yaklaşım da doğrudur. O zaman, ölüm nasıl bir kaderse, doğumun da bir kader olduğunu söyleyebiliriz. Demek ki, doğum ve ölüm birer kaderdir, ama bu ikisi arasında yaşanan ve hayat dediğimiz süreç kader değildir. Saygılarımla.

Pervane 
 19.04.2011 15:31
Cevap :
Tespitinize katılıyorum. Geciken cevabım için beni mazur görün lütfen.  19.10.2011 22:40
 

İzmir'de girmiştim üniversite sınavına; beyaz pantolonlu, pembe tişörtlü, incecik bir kız çocuğu. Ve kazandığımı öğrendiğimde, Fethiye'de anneannemin evindeydim. Nasıl da ağlamıştım! Ve ben, üniversite yıllarımda yurtlarda kaldım, son bir kaç yıl bir kadının evinde ve hiç birinden hoşlanmadım. İlkokulu bitirdiğimde, Galatasaray Lisesi'ni kazanmıştım da ailem göndermemişti. Yurtların beni sıkan, adeta "deprese" eden günlerini anımsadıkça, iyi ki o yaşta beni İstanbul'a göndermemişler diye düşünürüm hep. Sevgiler, İzmir körfezinden yansıyam mavilerle.

derinmavi.. 
 17.12.2007 22:35
Cevap :
O yıllar hakikaten zordu. Şimdi bakınca "yaşanmış bitmiş" bitmiş demek pek kolay oluyor ama hiç de öyle değil. Bir de yaşayana sormalı. İzmir körfezine sevgilerle,  19.12.2007 0:21
 

Uzun zamandır ben de yazıları takip edemediğim için, fark edememişim sıkıntılı zamanları yaşadığınızı, öncelikle özür dilerim bundan dolayı. Sizi daha ziyade Hatıra Ormanı gayretlerinizle tanıdığım ve oradaki azminizi, cesaretinizi gördüğüm için, her sıkıntılı zamanlardan yeniden toparlanarak çıkmanızdan başka bir gelişme beklemiyorum elbette. Önceliklerinizi belirleyip, hayatı anlamlı yaşadığınızı düşünüyorum açıkcası zaten. Bu, hiç bilmediğiniz tanımadığınız insanlara hareket gücü verip, bir orman kurabilmenizden belli değil mi? Hayat herşeye rağmen yaşamaya değer kıymetini bilircesine, insan olana düşen de budur zaten. Sevgi ve saygılarımla.

Doğa 
 21.10.2007 9:31
Cevap :
Hoşbulduk:) Kırgınlıkları toparlamak biraz zor oluyor ama çok şükür ki geçti. Sevgi ve saygılarımla,  21.10.2007 22:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 791
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 5694
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Anadolu benim, ben de Anadolu'nun canıyım!   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster