Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
188
 

Hayat Engelliler için çok acımasız

Hayat Engelliler için çok acımasız
 

Bütünü Kadının Ortak Kaderi


Başlık ne kadarda iç burkucu "Hayat engelli çocuklar için çok acımasız"

Sözün bittiği, kelimelerin sus'a dönüştüğü bir başlık! Bu cümlede toplumun tamamı sorgulanıyor, yargılanıyor ve mahkeme ediliyor! Bir muhasebe tahlili başlıyor... Sonuç;  Hayatı, engelli çocuklar için hepimiz ama hepimiz biraz daha zorlaştırıyoruz... Nedenler, nedenler, nedenler...

Bu ülkede tek taraflı seminerlere, sadece annelerin bulunduğu veli toplantılarına, desteksiz hasta tedavilerine her zaman hayır, hayır, hayır! Neden mi?

Otistik çocuğu ele alalım; öncelikle anneler var! Sahi babalar nerde?

Veli toplantılarını ele alalım; genelde anneler var; Sahi şu babalar nerde?

Hastaları ele alalım; Sahi hayat arkadaşları nerde?

Nerede en başta olması gerekenler?

Nerede asıl tedavinin baş ilacı olanlar?

Otizm ailesinin ilk bunalım ve ilk ruh halleri; anne için hayat bitmiştir ama her zamankinden daha güçlü olmak zorunda olduğunu bilincindedir ve çocuğu için ama emekleye emekleye ama sürüne sürüne yaşama doğru ilerlemektedir. ! Babalar için, aile hayatlarının bir anda alt üst olduğu bu en acı dönemde başka bir hayat başlar çoğu zaman; çünkü babalar çok fazla emeklemeyi, sürünmeyi sevmezler çocukları için! Onlar koşmayı severler ama kendileri için! Anne için kadının kaderi başlar! Kadın annedir! Kadın evinin ve ne olursa olsun kocasının kadınıdır; sürüne sürüne çocuğuna da koşar, bir gün kendisine döneceğini umut ettiği kocasını da bekler! Bekleyen kadındır, kadın anadır! Kim takar kadının sırtına vurulan semeri, kim takar hayatın karabasan gibi kadının üstüne çöken ağırlığını! Bağırır kadın, sesi duyulmaz! Üstündeki ağır yükü itip bir kenara kaçmak ister kadın; dizleri tutmaz, koşamaz, kıpırdayamaz! Uyanmak ister bu gerçek rüyadan, uyanamaz! Ağlar kadın; başını omuzuna dayayıp bir omuz bulamaz! Oysa dün yanında hemen yanı başında bir çok omuzu varken, şimdi kadın tek bir omuz bulamaz! Yıkılmak ister kadın, bir baston üstüne oysa ne destek ne dayanak bulamaz...

Ergen çocuk ailesinin ilk bunalımları! Veli toplantılarında çocuk bunalımlarından söz edilir; anne bu noktada sadece anne rolüyle bulunur toplantıda; filmin sonunda yine kadının ortak kaderini yaşayacağını bilemez, ya da bilse bile elden ne gelir! Anne çocuğunun sorunlarını dinler dinler dinler ve tüm yükü kendi üstüne alır ve en fazla bir hafta dişini, dirseğini sıkarak tahammül geçişine sokar kendini! Mükemmel bir anne olur ama sorun sadece annede olsa hep mükemmel anne olacak ama bizler bilinçsiz bir toplumun çürük meyvelerini hem topladık hem de yedik bu zamana kadar! Bir hafta sonrası annenin mükemmel anneliği kalitesini düşürür ve sabır taşlarını bir bir elinden atmaya başlar; çünkü annede menepoz dönemindedir! Anne menepoz dönemindeyse, baba hadi hadi antrapoz dönemindedir; haydaaa ailenin ruh hali bu kadar işin içinden çıkılmazken, sadece çocuğun ergenlik problemi gündemdedir. Oysa veli toplantılarında ailenin üçlü esaretinden söz edilse, menepozlu anne, antrapozlu baba ve ergen çocuk sorunlarına değinilse ve de üçgen anlayışı aşılansa bu yönde bilinçlendirilse, çocuk annenin ve babanın içinde oldukları durumu, anne kocasının ve çocuğunun içinde oldukları durumu, baba karısının ve çocuğunun içinde oldukları durumu daha kolay anlar ve aile içi huzur kısa vadeli değil daha uzun vadeli mükemmeleşip gerçek çözüme ulaşır!  Oysa kadın burda yalnızdır; yük sadece kadının sırtında, tahammül sadece kadının heybesindedir! Menepozunuda yaşar kadın, kocasının antrapoz bunalımlarını da, çocuğunun ergenlik bunalımını da... Sonuç; kadın ağır depresyonda... Kadın yine hem anadır, hem de kadın! Kadın yine kadının ortak kaderinin paylaşımcısıdır...

Hasta” kadın” ailesinin bunalımları, kolay değil evde bir hastanın olması; bu hem hasta için hem de ev halkı için ağır bir sendrumdur! Hastanın halini kim anlar? Ağır enerji saçan hangi hasta etrafını anlar? Oysa projeler üretilse, okullarda veli toplantılarında aile içi üçlü seminerler verilse bu seminerlerde psikologlar, psikiatristler olsa ve depresyon tedavilerinden ya kaçan, ya da depresyonlu olduğunu hiç ama hiç kabul etmeyenler, ya da kabul edipte bunun için artı zaman harcamak istemeyenler, ya da en gerçekçisinden tekli depresyon tedavilerin pek bir işe yaramayacağını çok iyi bilincinde olanlar bu tarz seminerlerde bulunur, kolayca sorun kabul edilir ve çözümüne ulaşabilirlerdi! Ne iyi olurdu. İnsanımız tedavi olmak istemiyor! Haklı! Neden? Sorunun sadece kendisinden kaynaklanmadıklarını bildikleri için tabiî ki ! Etrafını düzeltmedikçe, çevresini onarmadıkça kendi alanı ne kadar sağlıklı olabilir ki insanın?  Doktora giden hastanın en yakını yanında olmalı! Her doktorun yanında hemşiresi gibi birde psikoloğu olmalı ve doktor dinlerken hastanın şikayetlerini psikologda kendine düşenlerin payını alıp konuşmalı ve karşılıklı tahamülün sabrın çözümünü sunmalı...

Ülkemizde psikologlar ve psikiatırlar zorunlu olmalı böylece daha sağlıklı düşünen, daha sağlıklı düşündüren, daha tahammüllü ve daha özverili bir toplum olabildik ve olabiliriz! Akan suyun önlemi onu taşıyarak değil muslukları kapatarak olur ancak! Takdir sizin...

 

Dilek EJDER

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 593
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster