Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '18

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
254
 

Hayat İşte, Geliyor Geçiyor.

Hayat İşte, Geliyor Geçiyor.
 

Durma Yoluna Devam Et.


 Hayat zor ve gerçekten acımasızdır. Yine de her şeye inat, yaşamaya çalışıyoruz. Kimi zaman yoksulluk, kimi zaman hastalık, kimi zaman ihanet, ayrılık türlü çeşit sebeplerle her gün imtihanlardan geçiyoruz. Yine de her şeye rağmen hayat güzel ama İnsanoğlu garip bir canlı, mutluluğu versen savurur,  acıyı versen dibine kadar yaşar, elindekinin kıymetini nedense hiç bilmez. Acı çekmeyen  dertlinin halinden,  âşık olmayan sevdanın dilinden, ayrı kalmayan ayrılık acısından hiç anlamaz. Kısaca Tok açın halinden ne bilsin. İnsanoğlu tuhaf yaratılmış ya da tuhaflaştıran bizleriz. Hep olmasını hayal ettiğimiz şeylere kavuşunca, bir çırpıda har vurup harman savururcasına hemen tüketiriz. Sonra da ahlar, oflar, pişmanlıklar arşı aşar, kendimizde hiç suç aramayız. Hep etrafta suçlu, günah keçileri arar dururuz. Hatalar, yanlışlar evet; İnsanoğlunun doğasında var. Ne kadar kabul etme sekte, istemediğimiz en büyük hatamız sadece ben diyen acımasız hislerimiz. Oysa karşımızdaki kim olursa olsun önce insan diye düşünmeli, hep daha çok anlayış ve hoşgörüyle yaklaşmalıyız.

           Kendi yaptıklarımızın sonucunda başımıza gelenler için, hiç ama hiç kimseyi suçlamamalıyız. Maddeden çok manayı anlamalı insan aslında. Oysa hayat güzel belki yatın, katın, arabaların yok ama sevgiyle bakan gözlerin var, bakmasını bilirsen. Cesur bir kalbin, zengin bir gönlün var taşımasını bilirsen. Tutan ellerin, ayakların, gülen yüzün var, şükretmesini bilirsen. Diyelim ki bunların hiç birisi yok. Sadece yüreğinde hissettiğin güzel duyguların varsa, bunlarda zaten hepsine değer. Neye olursa olsun bir ağaca, bir böceğe, karşı cinse, bir kuşa, bir çiçeğe onun için sevgin umutların varsa, verdiğin bir emeğin, uğraşın varsa her şeye sahipsin aslında. Yeter ki kıymetini bil yaşama nedenin olsun  yeter ki, ayakta durmayı başar. Sebeplerin ne olursa olsun, ne yaşarsan yaşa, acı öfke kızgınlık daha birçok olumsuz etkenler gün geliyor arkana dönüp baktığında, yaşadığın şeyler son bulmuş. Elinde ya acı hatıralardan, ya da mutluluklar izler kalmış. Yani yaşanması gereken ne varsa ister istemez zaman içinde yaşanmış  geçmiş.

          Yıllarımızı kin nefret ve öfkeyle çürütmesek, inanın pişman olmayız. Zaten insan ne yaşarsa yaşasın vicdanını, merhametini eline aldığında, her şey bir anda unutulup yok olmaya yüz tutuyor. Birçok şeyin aslında yaşarken farkına varıyoruz, sonunu belki  görebiliyoruz. Zira çok şükür aklımız var ama hayat çok garip dur diyemiyoruz. Sanki bir akıntının içinde sürüklenmeye mecburuz gibi. Bizde akıntının içine istemesek te, kapılıp sürükleniyoruz. Yine de umudumuzu yitirmeden belki bir ağaç dalı, belki inanılmaz bir mucize olur ya bir kayık ulaşır, kim bilir. Mucizeler senin için gelişiyor olabilir o akıntıda. Kurtuluşun çok yakındır. Yeter ki ümitler her zaman var olsun. Hiçbir şeyin olmasa da yalnızca ümidin olsun. Şu kısa hayatta hiç kimseyi ne üzmeye nede kendin için üzülmeye değer. Anını yaşarsan bir şiirde bulursun kendini, bir şarkı da, telefonun öbür ucundaki bir dost sesinde, anılarında eski resimlerinde, bir bardak sıcak çay da,  geçmişin özleminde, belki hatıra defterinin sararan sayfaları arasında. Hep daha çok severek ama sıkmadan boğmadan, karşıdakinin de duygularına değer vererek isteklerine saygı duyarak, seviyoruz diye sevgiyi  çürütmeden  kendine esir  etmeden devam etmeli. 

          Hayat işte geliyor ve geçiyor. Geçmeyen tek şey gönül yarası, kalp kırgınlığı anlaşılamayan değerler, kadrin kıymetin  bilinmemesi  ama  sen yine de durma, yoluna devam et. Hayat bu  bakarsın o son çırpınış kurtuluştur. Hayat seni eskitmeden sen onu eskit. Sonra geçen yıllara bakıp da ağlama. Şu dünyada geçmeyen tek şey,  çözümü olmayan sadece ölümdür.  Bir de kendi elimizden kayıp giden sağlık ve gençlik. Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil. Bir daha dünyaya gelmeyeceksin. Her şey bir gün nasılsa, olması gerektiği gibi olacaktır. O zaman bu telaş, bu kahır, bu belirsizlik niye kalk!  Hadi kalk. Durma yoluna devam et. Sadece iplerini kimsenin elinde tutmasına izin verme, Yoksa o iplerin arasında boğulur sen sen olmaktan çıkarsın. Kendin kendi gücünü keşfet. Henüz atan bir kalbin tutan dizlerin varken, kimsenin esiri olmadan nefsinin bile...

 

Kuklacının Eseri

Her gün aynı gösteri, bıkmıştı kuklacı.
Bir zamanlar kuklaları idi,  baş tacı.
Şimdi yalnızlık ona, en büyük acı.
Ne yapacaksın sen, hadi bul ilacı.

Ruhsuz tahta suratlar, onun eseriydi.
Can katamıyordu onlara, çaresizdi.
Yine yaptı yeniden, kuklası çok güzeldi.
Umutla parladı gözleri, buldu sanki ilacı.

Yalvardı tanrıya, kuklam gelsin diye dile.
Onun halini sadece, Tanrı bile.
Acıdı tanrı bu zavallı, çaresiz hale.
Sonsuz gücüyle kuklaya, can oldu ilacı.

Tapıyordu kuklasına, tutkuyla.
Anlatılmaz sevinçle, coşkuyla.
Hep sıkı tutuyordu iplerini, korkuyla.
Oldu güzel kuklası, ruhunun da ilacı.

Aylar geçti aradan, mutluydu kuklacı.
Güzel kukla çürüyordu, içini oydu sancı.
Boğuluyordu esaretten, bilmem kaçıncı.
Anlamadı hiç yanlışını kuklacı, bulamadı ilacı...


Gülderen  ÇETİN...

Sibel Yılmaz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 184
Kayıt tarihi
: 09.03.18
 
 

Ben 53 yaşında evli, iki çocuk, üç torun sahibi bir ev hanımıyım. Ortaokul mezunuyum. Ailevi sebe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster