Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '18

 
Kategori
Dostluk
Okunma Sayısı
55
 

Hayat O Kadar Kötü Değil: İnteraktif Gerçeklik ve Sosyal Ortamlar

Hayat O Kadar Kötü Değil: İnteraktif Gerçeklik ve Sosyal Ortamlar
 

Bazen başkalarıyla birlikte bir rakı masasında, bazen tek başımıza yatağımıza gömülmüşken, hayatın çok, çok kötü olduğunu düşünürüz. Herkes düşman, herkes karşı, komple hayat eziyettir. Kiminle paylaşsak bu fikri, herkes de “aynen” demektedir. Biz yanlış biliyoruz da, herkes de yanlış anlayacak değil ya?
 
Yine de…
Yine de her şeyin böyle komple defolu, sevimsiz, olumsuz olması fikri içimizde bir yerlere saçma gelir. Çünkü her şeyin iyi olması ihtimali kadar düşüktür sanki bu da. Dolayısıyla kafamızda şunu bir türlü oturtamayız: hayat sandığım kadar kötü mü yoksa bana mı öyle geliyor?
 
Bakalım psikoloji bu konuda ne diyormuş.
 
İnteraktif Gerçeklikler
İnsanlar, hayatlarında en az bir sefer duygusal olarak aşamadıkları engellerle karşılaşırlar. Aldatılma, terk edilme, işten atılma, kandırılma, tehlikeli bir durum atlatma vs vs. Fiziki olarak kişi süreci geride bırakır ama aklı orada takılı kalır.
 
Bu benim başıma nasıl geldi?
Eğer bu noktada kişi, akılcı bir tutuma sahip olamazsa, meseleye duygular, içsel acılar, çileler, tripler, suratlar el atar ve işte mevzu orada başlar.
Mesela aldatılmak. Kişi ya “ben aldatılmayı hak ettim” diyecektir ya da “bütün erkekler aldatır” diyecektir.  Eğer aldatılmayı hak ediyorsa bu bilgi onun egosuna zarar verir ki egomuzu biz kırmak istemeyiz. Eğer suç tüm erkek cinsininse iyi, o zaman kendimizi onlara karşı savunacağız!
 
Fikir kafada canlanırken, arkadaşlarımızla meseleyi konuşuyoruz, sağ olsun onlar da arkamızda. Kimse de çıkıp “dünya nüfusunun 3.2 milyarı erkek, “aldatır” kelimesi ise geniş zaman. Yani dün, bugün ve yarın da demek bir yandan. Sonuç olarak “tüm erkekler aldatır” dediğimizde, 510.100.000 kilometre kare dünya üzerinde yaşamış tüm erkekler, hiç olmadı bugün yaşayan 3.2 milyar erkek aldatır demiş olduk.” demez. Diyemez. Çünkü bu doğru düzeltmeyi yaparlarsa, sosyal ortamlardan aforoz edilirler.
 
Peki, bu sahne neye yol açar?
Bizi hep onaylayanları dünya ahiret dostumuz saymak sosyal ilişkilerimizin adeti olduğu için, kafamızda gerçeklikle çok da uyuşmayan bir alternatif (psikolojide bunun adı interaktif) gerçeklik yarattığımızda ve çevremiz de bunu onaya boğduğunda, biz de gerçekten böyle olduğuna inanmaya başlarız.
 
Ama iş burada da bitmez, şimdi yarattığımız interaktif gerçekliği sürekli ayakta tutmak için, paso malzeme bulmamız lazım. Çünkü esas var olan gerçeklik sıkıştıracaktır.
O sebeple çevremize hep aldatılmış arkadaşlarımızı toplarız, sosyal hayatımız tek tipleşir. Mutlu çiftlere bile baktığımızda, kafamızda inatla “dışa iyi görünüyorlar, içeride kim bilir neler oluyordur” diyen ses susmaz.
 
Hala bitmedi.
E biz insanız? Gönlümüz tekrar sevmek, bedenimiz yine birine dokunmak isteyecek?
Çatışma büyüdü şimdi. Hem içten gelen istekleri bastırıyor, hem yarattığımız gerçekliği koruyor, hem esas gerçekliğe göz yummaya çalışıyoruz.
 
Sadece ilişkiler de değil konu. Mesela hayalimiz olan iş için kolları sıvayıp bir adım attık. Ama bir sebepten başarılı olamadık. Aynı hikâye yaşanıyor.
 
Peki, bu durumdan nasıl kaçınacağız?
 
Sosyalliğin Önemi
İşlerin bu noktaya gelmesine en çok çanak tutan şey, anlaşılma ve kabullenilme üzerine kurduğumuz sosyal ilişkilerimiz. Bazen hepimiz, arkadaşımızın olumsuz bir fikrine o kadar katılmasak da, hem onu incitmemek hem de dışlanmamak adına bol keseden onay dağıtıyoruz. İşte tam o esnada aslında arkadaşımızın zihninde yarattığı interaktif gerçekliğe hizmet ederek, onu başlangıçta oluşan engeli aşmaktan uzaklaştırıyoruz. Elbette doğrucu olmak da nezaket ve doz ayarlamasıyla yapılması gereken şeyler, fakat aşırı onayın da işleri bu kadar karmaşık bir noktaya taşıdığı gerçek.
 
Akılcılığın Önemi
Oysa mesele ne olabilir?
Yalnızca birlikte olduğu adam, zayıf karakterli olabilir.
 
Kadının başına bu durum def'aten geliyorsa, onu bu tip insanlara çeken bilinç dışında oturmuş bir benlik algısı olabilir.
 
Denk gelmiş olabilir.
 
İşte yapılan o ilk hamle için yanlış zaman olabilir. Hamlenin yapıldığı ortam yanlış seçilmiş olabilir.
 
Bu tip kısır döngülere girmemenin yolu, engellerle karşılaştığımızda zihni verdiği cevaplar açısından kontrol altında tutmaktır. Her şey kötü, herkes karaktersiz, dünya toptan perişan değildir. Engellerin mutlaka anlatmak istediği, bize dair bir ders vardır ve o ders alındığında engel ortadan kalkar. Bu ders,  her zaman akılcı bir derstir, duygusal bir isyan değil. Bu akılcı dersi ise, hemen, illa o an görememek bizim “bozuk” olduğumuz anlamına gelmez. Hemen interaktif gerçeklik inşasına başlamaktansa, bir süre kendimize zaman verip, sakinleşmek, tekrar tekrar bakmak, gerektiğinde yardım almak, uzun vadede bizi büyük sıkıntılardan kurtaracaktır.
Bunun içinse ilk kural, hata yapabileceğimizi, her çıkış yolunu hemen tespit edemeyeceğimizi, bazı şeyleri gözden kaçırabileceğimizi, insan olduğumuz için, doğamızda bu da olduğu için, kabul etmektir.
 
Genelde bu tip tavırların gelişmesinin altında, böyle bir hatayı inkar, toptan egoya saldırı olarak görmek yatar.
 
Ne var yani yanlış bir tercih yaptıysak?
Olamaz mı?
Bu da normal değil mi?
Normal olduğunu görelim.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 26.07.18
 
 

Profesyonel Koç, NLP Koç ve Öğrenci Koçu  Usui Reiki 1-2 Seviye Pratisyen, Blogger Ayrıntılı bilg..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster