Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
192
 

Hayat öğretmeyi bırakmıyor...

Hayat öğretmeyi bırakmıyor...
 

Hayat...

Nefesin belirlenmesiyle, güneşin doğuşunun sıcaklığını hissedip, göğsünü kabartarak nefesi içine çektiğinde dünyanın içindeki huzuru toplayıp ciğerlerini alabildiğince doldurmaya çalışırsın, nefesini vermek istemezsin, ne rahattır sonrası sırtını dayanışındandır içindeki huzur konforuna, yüzündeki çizgiler gözlerindeki gülümsemelerde belirmeye başlar...

Biraz zaman geçmiştir ki içine korku gelmeye yüzüne hüzün çöker düşüncelerin biri gidip

gelmeye gözlerine korku filmi seyretmiş gibi sıkıca yumarak gelmesini istemediğin endişe,

kaybetmek istemediğin huzurlu yaşam...

Oysa vermemiz gereken bir bedel vardır ruhumuzdan, o huzurun bizde kalması için  her şeyi

yapmak isteriz , neden yaşamlar  istenilen huzuru vermez ?

Kaderin yaptığı kıskançlık değildir ya da hayat diye dayattıkları ve hayat kelimesinin içinde olan, bir kelimeden oluşup, konuşma durağı, doğmaktan ölmekten ibaret mi,

Hayatı kendi bildiğinde algılayan ölümlülerin en akıllısı ve haydut kişiliği eğimli olan

Alın yazısı tek olduğu için küçümser, beğenmediği hayatta ölmeden önce ve öldükten sonra bitmeyen cabası;

Kral Sisifos'u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkum etmişti; Sisifos kayayı tepeye kadar yuvarlayarak götürecek, kaya tepeye gelince yuvarlağıyla aşağı doğru düşecek, hep aynı şey devam edecek.

Kayayı yuvarlar ve peşinden bakar, kaya her döndüğünde gözünün önünden ölümünün filmini geçer, böylece  insansal olan her şeyin insan kaynaklı olduğunu inanır. Sisifos'da artık bu evreni ne kısır görür ne de değersiz. Görmek istemeyen karanlığın sonu olmadığını görür ve bakar kördür, hep yürümektedir. Kişi yükünü eninde sonunda bulur hayat çizgisini yönlendirmeye çalışır önemli olan kalbinizle görmektir.

Gölgesiz güneş yoktur ve geceyi tanımak gerekir.

Hayat, yaşamından aynı yaşanmışları yaşadığımız zaman, ruhumuzda derin yaralar açan  hatıralar her seferinde bize iç çektirip yüreğimize dokunup acısını tekrar hissettirip, kızıp bazen ağlatıp, bazen de gülüp geçeriz. Yaralar sadece acımakla kalmazlar, bazen de tatlı tatlı kaşınırlar.

 

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.

Işığı gördüm, korktum. Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.

 

'Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım

sevdiklerimi…

Ağladım.

 

Yaşamayı öğrendim.

Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an

olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan

zamanlar olduğunu öğrendim.

 

Zamanı öğrendim.

Yarıştım onunla…

Zamanla yarışılmaya-cağını, zamanla

barışılacağını, zamanla öğrendim.

 

İnsanı öğrendim.

Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler

olduğunu…

Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük

bulunduğunu öğrendim.

 

Sevmeyi öğrendim.

Sonra güvenmeyi…

Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı

olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini

üzerine kurulduğunu öğrendim.

 

İnsanın tenini öğrendim.

Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu

öğrendim.

 

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydınlatmanın yollarını

öğrendim.

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce

çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

 

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi

gerektiğini…

Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca

üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

 

Okumayı öğrendim.

Kendime yazıyı öğrettim sonra…

Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

 

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi…

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

 

Dünyaya tek başına meydan okumayı

öğrendim genç yaşta…

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği

fikrine vardım.

Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı

olması gerektiğini aydım.

 

Düşünmeyi öğrendim.

Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.

Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak

düşünmek olduğunu öğrendim.

 

Namusun önemini öğrendim evde…

Sonra yoksundan namus beklemenin

namussuzluk olduğunu; gerçek namusun,

günah elinin altındayken, günaha el sürmemek

olduğunu öğrendim.

 

Gerçeği öğrendim bir gün…

Ve gerçeğin acı olduğunu…

Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar

hayata da lezzet kattığını öğrendim.

 

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece

bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

 

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de

aklımla severim.

Olur ya…

Kalp durur…

Akıl unutur…

Ben dostlarımı ruhumla severim.

O ne durur, ne de unutur.'

   

Salih ERDAGI bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4836
Kayıt tarihi
: 17.11.13
 
 

Ben yazıda toprağı yazdığımı sanıyorum şiirde gökyüzünü... Yıllardır yurt dışında olmanın yol açt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster