Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
431
 

Hayat üzerine

Hayat üzerine
 

Hayat bazen bize öyle resimler sunar ki gerçek sandıklarımızın hayal, hayal diye düşündüklerimizin gerçek olduğunu görür de şaşa kalırız.

Ve yine kendimizi önemserken birden önemsizleşiverdiğimizi anladığımız zamanlar olur.

Çok önemsiz gibi hissederken birden merkeze oturuverdiğimizi görüp de şaştığımız zamanlar da olur.

Bazen saklanırız.Kimden ? Tabi ki kendimizden bazen de herkesten ve her şeyden

Bazen ailemiz odaktadır
Ama bazen öyle anlar gelir ki yok olmalarını bile düşünüveririz bir öfke fırtınasında.

Bazen her şeye sahip gibiyizdir bazen ise ne fakir...

Bu iki yüzü farklı gösteren aynada kendi görüntümüzden korktuğumuz, tiksindiğimiz veya beğendiğimiz zamanlar olur.

Bize sunulana rıza göstermediğimiz aç gözlülüklerimiz, sunulanı kabul edip şükürlerimiz de olur.

Doymadan aç kalktığımız sofralara benzer yaşadığımız.

Tadı damakta kalan ama bir yalamada eriyip giden dondurma keyfinde bir yaşam olduğu gibi.

Tadı damakta kalmasın istesek de ağzımızı yakan bir biberdir yaşam aynı zamanda.
Gelenler olur, gidenler olur kalanlar olur , konaklayanlar olur, kapıdan uğrayanlar olur...

kalsın diye kolundan asıldıklarımız da gitse diye gözünün içine baktıklarımız da hiç gelmese diye düşündüklerimiz de hemen gelse diye beklediklerimiz de Ve gelmesinden ümit kestiklerimiz, bir daha asla geri gelmeyeceğini bildiklerimiz…

Varlığından tad aldıklarımız ile varlığına tahammül bile edemediklerimiz arasına sıkıştırılmış bir yolda yürümekle geçer ömür.

Tıpkı şehirlerarası yolculukta yanına kimin bineceğini bilemeyeceğin gibi bir sürprizler yumağı , çaresizlik ve tedirginlikler zinciridir yaşam...

Bazen baktığın ama görmediğin
Bazen görüp de görmezden geldiğin
Bazen de görülmek için çırpındıkça battığın…

Kafandan geçenle yaptığının birebir aynı olmadığı olmak istediğin ile olamadığının acısını sürekli hissettiğin, bazen olmak istediğin gibi olduğun halde yine de yetersiz ve eksiğim diye hayıflandığın, kendi sorgulamalarından kaçtığın zamanlarda sorularınla başkalarını bunalttığın, çok sevdiğin halde sevilmediğini hissettiğin,
nefret ettiğin halde tapılasıya sevildiğini görerek şaşakaldığın, ihanete uğradığın, ihanet ettiğin, yalansızım derken en büyük yalanı söylediğini bildiğin, gerçeklerle yaşarken yalanlarla mücadele ettiğin, kendine bile dürüst olamadığın zamanlarda karşındakileri eleştirebildiğin, hiçbir şey ile çok şey arasında istek sınırlarını çizemediğin, düşündüğündeyse avuçlarının hep boş olduğunu hissettiğin bir varlık yokluk karmaşasıdır hayat…

Kıvrılışında ana rahmi özlemi, kıvranışında aşk arzusu, inleyişinde bazen acı, bazı şehvet , serzenişinde beklenti , seslenişinde sitem, bekleyişinde umut,
arayışında çaresizlik, varoluşunda gizem, kaybedişlerde elem, oluşundan ölüşüne
bir hikmet zinciridir hayat


Ama şöyle düşün bir an… Hiç hissedemeseydinve de düşünemeseydinrayların üzerinden kayan boş vagonlar gibi ki onların bile sıralanışında ve gidişinde bir sebep vardır, gelen, yaşayan ve ölen bir “hiç” ya da “ şey” olsaydın?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Elimizde kalanlarla, avuçlarımızdan kayanlarla, tuhaf ve bir o kadar da şaşırtıcı... Akıp giderken tam da içinde, çevremde olan biteni gözlerim kocaman olmuş, izliyorum. Hissedebilmekten, farkında olmaktan ve düşünebilmekten daha güzel ne var ki? Sevgilerimle Çiğdem Hanım...

Yeşim Özdemir 
 14.06.2007 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 180
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 1927
Kayıt tarihi
: 17.07.06
 
 

Salyangozları bilirsiniz... Onları görmeseniz bile geçtikleri yerde bıraktıkları izlerden anlarsı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster