Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ekim '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
449
 

Hayat

Hayat
 

Geçen yaz akşam üzerileri, günbatımlarında deniz kenarına iner, ya balık avlardım, yada plajda ki cafe de bir bira, belki rakı, ruh halime göre kahve yada çay içer, deniz ve gökyüzü tabloları sergisine katılırdım. Denizde, gökyüzüde, bana her dakika değişen muhteşem resimler sunarlardı. Bir bulutun, beyazdan, sarıya, sarıdan kırmızıya, kırmızıdan laciverte dönüşürken, birleşip dağılıp, eksilip çoğalıp beni şaşırtırken, oturduğum yerde sarhoş olurdum.

Plajın sol tarafında kayalıklar üzerinde bir tepe yükselirdi. Her akşamüstü, o tepenin üzerinde, otların arasından sadece uçuşan sarı saçlarını görebildiğim bir kız otururdu. Saatlerce uzaklara bakardı. Hiç plaja inmezdi. Hiç arkadaşı yoktu. Öyle ufka bakarak sürekli otururdu. Ona baktığımda, huzuru, dinginliği, akşam üzerilerinin güzeliğini hissederdim. Bir kaç kez sabahın erken saatlerinde de onu aynı yerde otururken görmüştüm.

Artık ona alışmıştım. Deniz kıyısına indiğimde onun orda olup olmadığını merak ediyordum. İstemesemde gözüm arasıra tepeye kayıyor, onu göremezsem keyfim kaçıyordu. İkimizde aynı şeyi yapıyorduk. O beni farketmesede ben onunla gökyüzü resimlerini paylaşıyordum. Onu göremediğim günler ben de çok takılmadan eve dönüyordum.

Bir akşamüstü kendisiyle tanışmak, en azından yakından görmek için tepeye tırmanmaya başladım. Yaklaştıkça heyecanlanıyordum. Sarı saçları dalgalanıyordu. Sorular soracaktım. Niçin hiç aşağıya inmiyordu? Neden güneşlenmiyor, denize girmiyordu? Arkadaşları nerdeydi? Arkası dönüktü, otların arasından tekerlekli sandalyeyi gördüm. Allak bullak oldum. Şok oldum. Yıkık, harabe oldum. Başıma yıldırım düştü. Sendeledim. Ne yapacağımı şaşırdım. Hemen geri döndüm.

Tekerlekli sandalye patikalara sığmazdı...
O gece ağladım. Keşke o tepeye tırmanmasaydım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne düşündüm biliyor musunuz? Gerçek yaşamla bağlantılı hayal kurmak ve hayallerde mutluluklar yaşamak güzeldir. Burada mutluluğa engel olan ve hayal kırıklığı yaratan ve sizi üzüp belki de doğaya isyan ettiren araba simgeseldir. Başka durumlar da olabilir. O kurduğunuz ya da kurduğumuz, tüm insanların kurabileceği mutlu hayallerin gerçekleşmesine engel olan ve anlayınca olanaksızlığı, gerçek yaşama isyan çeşitli duygularla tepkiselleşir. Burada sizin oradan sessizce ayrılmanız da kendinize bir azar bir ceza gibi... Ben yazınızı öyle okudum. Başarılı bir deneme . elinize sağlık.

Ezgi Umut 
 14.11.2008 13:33
Cevap :
Özgürlüktü, sakinlikti, dinginlikti o... HAyat hep ummadığınız şekilde karşınıza çıkabilir. VE o tekerlekli sandalyeler hep var. Size bravo diyeceğim. Bu yazıya bu yorum çok yakıştı. Tşkler  14.11.2008 14:14
 

Sarı saçları dalgalanırken gözleri uzaklara bakan o kız oldum şimdi.. tşkrler.selamlar Ahmet.

Hanife ÇITA 
 20.10.2008 21:39
 

Erkek egemen bir toplumda, kadına öğretilenin dışında bir tepki vermemiş ki. Sen ne düşünerek ona yardım etmek istedin, kimbilir o ne anladı. Ve belki de iki çocukla pazara gitmesine neden olan ve ona yardım etmeyen kocasının acısını senden çıkardı; kadını yargılamamalıydın. Ve bir kadın bunu yaptı diye diğer kadınlara yardım etmekten vaz mı geçtin? Bu kadar "anormal" insanın olduğu bir toplumda böylesi bir yardımı ben bile reddedebilirim, sadece tarzım farklı olur, teşekkür ederek reddederim ki belli de olmaz, belki ben de sinirimi senden çıkarıp "sana ne" diyebilirim.:) Bana sabah bir "günaydın" ı esirgeyen insanlar yüzünden günaydınlarımdan vazgeçemem..benim yüreğime haketmediği şekilde davranan erkek müsveddeleri yüzünden, "sevgi" den vazgeçemem..insandan vazgeçemem..anlıyorsun değil mi sevili arkadaşım. Veee, sana kucak dolusu sevgiler, kocaman bir günaydınla; güzel bir pazar sabahından.

derinmavi.. 
 05.10.2008 12:16
Cevap :
O kadını yadırgadım, kızdım, onu dövmek istedim demedimki. "Utandım" dedim. Ne hallere geldiğimizi gördüm. Benim de o insanlardan olmadığımı belirten bir işaret yok üzerimde tanrının ya da meleklerin koyduğu. kadın yerden göğe haklı. Hep yazdığım hep söylediğim gibi ben yabancıyım yaşadığımız hayata. Ayrıca insanlar tepkilerini genel tepkilere göre ayarlarlar. Yanlışlardan ders alırlar. Ben neysem oyum deyip şemdinlinin mezrasında mini etekle dolaşamazsın. İstemesende, başına bir sürü şey gelmesin diye oraya uygun olur davranışların bir süre. Çok yapamazsan bir müddet sonra kaçar gidersin:) Ben mesih değilim.  06.10.2008 10:08
 

Ve acıdığın için ondan bir merhabayı esirgeyip geri döndün.. Neden? O da bir "insan" değil miydi? Onun da konuşmaya gereksinimi yok muydu? Bir "merhaba" demek için her şeyinin tam olması mı gerekiyordu? Sadece konuşabilmesinin yeterli olduğunu sanıyordum. Sevgiler..

derinmavi.. 
 04.10.2008 16:55
Cevap :
fügen'in yaptığı yoruma verdiğim cevabı okunmanızı dilerim. Ayrıca; Acıdım... İçim acıdı... Acıma duygusu kötü bir şey değildir. Tıpkı merhamet gibi. İyi insanlarda bulunur. Kötülerde yoktur acıma, merhamet duygusu. İyi insan olmanın kriterleridir bunlar. Yoksa neye göre iyi kötü insan birbirinden ayrılır. Başkalarına yardım etmemizi, başkalarının kederini içinde duymamızı, başkaları için üzülebilmemizi sağlar bu duygular. Afrikadaki çocuklara, yolda 3 ayaklı köpeğe baktığımızda içimizin yanmasını sağlayan duygunun tarifi ve adı nedir? Bütün duygular birbiriyle kardeştir. Keder, mutluluk, acıma, merhamet, şefkat, aşk, acı... Uçamayan kuşa, Kafasına beyzbol sopası ile vurulan foklara, acı acı miyavlayan, boncuk gözlü, uzun tüylü, annesi terketmiş küçücük yavru kedilere acıyalım... Acıyalım ki yardımlarına koşalım.  05.10.2008 8:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1541
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 574
Kayıt tarihi
: 16.05.08
 
 

Güzel sanatlar fakültesi Müzik bölümüne gitmeme rağmen, fakülte sonunda yıllardır yaptığım turizm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster