Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '07

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
277
 

Hayata dair...

Hayata dair...
 

Milyonlarca Türk çocuğunun, çocuklarımızın okul- eğitim- öğretim dönemi yaklaşıyor ...

Çocuk olmak, çocukluğunu yaşamak, yaşadığınla mutlu olmak, yaşadıklarından, paylaştıklarından keyif alıp, sorgusuz etkileşimden mutlu olmak...

Ne çabuk geçti tatil, yaklaşıyor sabah erken kalkışlar, uykunun en tatlı, en demli anında, hayata adım atmanın, her gün yeniden atılacak adımların endişesi, sanki en sevdiği şeyden, yatağından onu koparmak istermişsiniz gibi size direnmesi...

Çok değil biraz önce yatmış, uyumanın ondaki saklı dünyaya seyahat bileti olduğunu bildiğinden, gün içerisinde karşılaştığı her türlü olumsuzluğu yendiği dünya, ola ki bir şeyler rahatsız etti, sayıklar sizi çağırır, duymadınız, ara transferle yatağınızı paylaşır, o uyurken seyretmenin verdiği keyif, sizi uykusuz bırakır...

Sizden aldığı güven duygusu ile, onun güzel dünyasındaki olumsuzlukları yenmede sağladığı başarı, yüzüne, yüzündeki şekillenmelere, hatta sırıtmaya kadar varan eylemlerine, melek yer yüzüne inmiş, ziyaretime gelmiş diye bakarsınız, uyuyamazsınız, olsun, bir melekle yanyana olmak...

Ben, yeğenimle, bir tanecik yeğenimle, duygu yüklü bir düşünce ile iletişim kurmaya özen gösteriyorum. Bohçasına katkıda bulunabilmek için sporla, eğitimle, ilimle, özgürlükler, değerler, kültürler, dostluklar, korunması ve kollanması gereken şeylerle ilgili küçük hikayeler, tecrübeler, yaşanmışlardan dersler aktarıyorum.

Yüzmeyi öğrenmesi için kumsalda geçirilen saatler, o denize bakıp da, “bu evdeki küvete girmeye benzemez arkadaş, yok öyle yağma, bakalım bu küvet ne kadar güvenli” dercesine denize bakması, kıyısına gidip kovasıyla aldığı su, mimari şaheseri kumdan kaleler, aslında deniz kendisi ile bir oynasa, güvenecek, arkadaş olacak, yüzecek, ama...

Bisiklete bakışı, sanki doğal ortamından getirilmiş bir yabani atın, onu sırtından ya atarsa bakışları, olsun bakıyor, inceliyor, şöyle bir iki ileri geri, kontrol onda hissi yerleşiyor, üstüne çıkıyor, denge tekerlekleri de yardımcı olunca, muzaffer bir komutan gibi sırıtıyor...

Atatürk ile ilgili bir belgesel takılıyor televizyonda gözüne, dinlerken bir taraftan da soruyor, dayı “ ben bu amcayı çok sevdim, bak çocuklara tahtada yazmayı öğretiyor” dediğinde, belgeselden yapılan aktarımların da desteğinde, kültürümüze, değerlerimize, özgürlüğümüze katkısını aktarıyorum, “ya, ben sana demiştim, bu amca çok tontiş, ben sevdim onu” diyor...

Hayatıma dair sorduğu, hesapsız, samimi sorularına, küçük hikayelerle, korumak için çaba sarf ettiğim, kollanmasına emek verdiğim şeyleri aktarıyorum, tecrübelerimi yansıtıyorum, birbirimizi dinlediğimiz sürece kurabileceğimiz dostluğun ölümsüzlüğünü vurguluyorum...

Sadece duygularıyla, hissi hareket eden bir yapı ile hayatını tüketmesin diye, düşünen insanların, gerçeklerin güzel tarafını da yakalayabilecek şansı olduğunu anlatıyorum.

Aslında, hayat denen bohçayı karşılıklı doldurmakla meşgulüz, iyi ki de meşgulüz...

Evet, yanınızda yatan o melek, sizden onu hayata hazırlamanız için, size emanet edilmiş minicik bir bohça gibi, içi sevgiyle, ilgiyle, güvenle, saygıyla doldurulmayı bekleyen, sizden gelenle yenebileceği, başarabileceği şeyleri almaya hazır bir melek, bohçasını doldurmakla meşgul bir melek...

Oliver WENDELL’in dediği gibi... “ Hayat ufak şeylerle dolu büyük bir bohçadır. ”

Saygılarımla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 53
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1671
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

"Beklentiler denizinde boğulmaktansa, gerçekler ve gerçekleşenler nehrinde yıkanarak arınmayı tercih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster