Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '21

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
86
 

Hayatı Ciddiye Almak!

Hayatı çok ciddiye almamak gerek. Bu tavsiyeyi bir çok yerden duymuşuzdur ama kastedilen ne acaba? Hayatı çok ciddiye alanlar kimler? Ne yaşıyorlar? Bu kötü bir şey mi? Hayatı ciddiye almak bize hangi noktada zarar veriyor?

Hepimizin hayattan beklentileri var. Arzularımız var. Hepimizin amacı mutlu olmak ve bu uğurda çabalıyoruz. Hayatı ciddiye almak zorundayız. İşimizi, maddi durumumuzu, ilişkilerimizi, ruh sağlığımızı ve geleceğimizi boş veremeyiz, öyle değil mi? Bunlar yaşam kalitemizi belirleyen şeyler. Dolayısıyla hem kendimize hem de çevremize karşı sorumluluklarımız var.

Ancak, zaman zaman işin dozunu kaçırıyoruz. Beklenti ve arzularımıza o kadar çok odaklanmışız ki mutluluğu gelecekte ulaşacağımız bir şey olarak görüyoruz artık. Şu an yaşadığımız hayattan memnun değiliz. Tatminsiziz. Elimizdekiler bize yetmiyor. Arayış içindeyiz. Hayatımızda bir şeyler eksik. Kaygılıyız. Hep yapmamız gereken bir şeyler var. Kendimizi başkalarıyla karşılaştırıyoruz. Kabul etmesek de birilerini kıskanıyoruz. Yeterince iyi olmadığımızı düşünüyoruz. Üzerimizde baskılar artıyor. Panikliyoruz. Kendimizi güvende hissetmiyoruz. İşte hayatı çok ciddiye aldığımızda yaşadığımız şeyler bunlar.

Bu bize nasıl mı zarar veriyor?

Hayatımız fazla stresli bir hal alıyor. Çok çalışıyor, çok düşünüyoruz. Onca çabaya rağmen başarısız olduğumuzda hayal kırıklığı, öfke, pişmanlık, üzüntü gibi duygular yaşıyoruz. Ne kadar şanssız olduğumuz düşünüp kendimize acıyoruz. Çoğunlukla da koşulları ve başkalarını suçluyoruz. Belki bir süreliğine hayata küsüyor ve sonra gene hırslanıyoruz. Bir şeyler başardığımızda da tatmin süremiz çok uzun değil. Şimdi yeni hedeflerimiz olmalı diye düşünüyoruz.

Öte yandan, daha kolay sinirlenir olmuşuz. İlişkilerimizde kırıcı olabiliyoruz. Sevdiklerimizi farkında olmadan kendimizden uzaklaştırabiliyoruz. Bazı amaçlara fazlasıyla odaklandığımız için ihmal ettiğimiz şeyler oluyor. Her şeye vakit bulamamaktan yakınıyoruz. Peki ya sağlımız? Tüm bu koşuşturma ve stres bizi kötü alışkanlıklara itiyor. Rahatlamaktan, kafayı dağıtmaktan bahsediyoruz. Uykularımıza ne oluyor peki, sabahları dinç kalkabiliyor muyuz? Gün boyu yorgun muyuz?

Peki, bu süreçte öz saygımıza ne oluyor? Kendimize verdiğimiz değer öz saygımızı belirler. Hayatı çok ciddiye aldığımızda kendimize neye göre değer biçiyoruz biz? Başka bir deyişle, kendi gözümüzde bizi değerli kılan şeyler ne? Statü, para, takdir edilme, saygınlık, popülerlik. Dikkat ederseniz, benliğiniz dışında şeyler bunlar. Yani kendinizi değerli hissetmek için dışa bağımlısınız. Biraz açalım isterseniz. İşinizden bahsedelim. Konumunuzu beğenmiyor, yeterince kazanmıyor, yaptığınız işi de çok anlamlı bulmuyorsunuz. Kendinize verdiğiniz değeri azaltıyor bu. Öz saygınız bu noktada zarar görüyor. Çok çalışıyorsunuz ama işyerinize yaptığınız katkılar takdir edilmiyor. Fikirlerinize yeterince saygı gösterilmiyor. İçten içe kırgınsınız ve yine öz saygınız zarar görüyor. Sosyal medyada umduğunuz beğeni ve yorumu alamıyorsunuz ve yine öz saygınız zarar görüyor.

Anlaşılabileceği gibi, hayatı fazla ciddiye alan kişilerin öz saygısı ve kendilerine verdikleri değer toplumdaki konumlarına ve başkalarının gözünde ne olduklarına bağlı. Diyelim ki işler yolunda gitti, birçok bedel ödemiş olsalar da amaçlarına bir bir ulaştılar. Ödenen bedeller buna değer miydi değmez miydi sormuyorum. Ama sonsuz mutluluk ve tatmine erebildiler mi sizce? Büyük bir arzunuz vardı ve gerçekleşti. Kutladınız, bir süre çok mutlu oldunuz ama sonra bu duruma alıştınız ve diyorsunuz ki “Ee, şimdi ne olacak?” Yani içinizde hala bir boşluk var nedense?

Sadede gelelim, tüm bunlardan çıkarabileceğimiz ders nedir? Öz değer ve öz saygı konusunda şunu ilke edinelim: Ben sadece ben olduğum için, bir insan olduğum için değerliyim ve hayatta iyi şeyler hak ediyorum. İyileşmek için elimden geleni yapıyorsam, işimi hakkıyla yapmaya çalışıyorsam, sahip olduğum şeylerle mutlu olmayı biliyor ve kafamı sürekli gelecekle meşgul etmek yerine şu anı yaşamaya bakıyorsam, sevdiklerime vakit ayırıp ilişkilerime özen gösteriyorsam, hatalarıma rağmen kendimi sevebiliyorsam, kendimi değerli buluyorum demektir. Öz saygımı yükseltmek için zenginliğe ve toplumun onayına ihtiyacım yok.

Sorumluluklarımın bilincinde oluğum için hayatı ciddiye alıyorum ama kendimi kaybedecek kadar değil.

jale kasap, Nesrin Öz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 67
Kayıt tarihi
: 16.01.21
 
 

2001 yılından beri İngilizce öğretmeniyim. Kitap çevirmenliğiyle de ilgilendim. Yabancı dil öğrenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster