Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '09

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
910
 

Hayatı erteleyenler kulübü

Hayatı erteleyenler kulübü
 

zaman geçiyor, hayat tükeniyor. Hayat ne dündür, ne de yarın; hayat bugündür.


Hayatı nasıl yaşıyorsunuz diye sorsak, birçok kişiden geçmişi anarak veya geleceği planlayarak cevabı gelir.

Ancak unutmayın ki her geçmiş gelecekti bir zamanlar ve her gelecekte bir geçmiş adayı.

Oysaki hayat ne dündür ne de yarın, hayat bu gündür. Evet, dünü de yarını da kapsar ama bugünü yaşayabildiğimiz ölçüde yaşamışız demektir.

Küçük bir çocuk olduğunuz günleri düşünün. O yaşlarda hayat okuldan ve birçok kişinin doyamadığı oyundan ibaretti ama o zamanlar bile en çok kurduğumuz cümleler “ah bir büyüsem” ve “büyüyünce” diye başlayanlardı.

O zamanlar başladı birçoğumuz için hayatı erteleme, günün tadını çıkarmadan, geleceği düşünmeyle zamanı tüketme.

Büyüyüp yetişkin insanlar haline gelince de “ah ne vardı çocuk olsak” demeye başladık.

Sizce de bir terslik yok mu bu işte?

Bunda aile tutumları da çok önemli, daha çocuk yaşlarda büyümeye ve büyütülmeye başlarız. “Benim çocuğum büyüyünce”, “Artık sen büyüdün, ne oyunuymuş bu ders çalış”.

Aileler de bunu yaparken kötü niyetle yapmamaktadır. Kendileri nasıl erteliyorlarsa hayatı çocuklarını da aynı şekilde yetiştirmektedirler; öyle görmüştür çünkü ve bu güne kadar öyle yaşamışlardır.

Bir yerde dur diyebilmek gerekir buna, çocuğun çocukluğunu yaşamasına izin verebilmek gerekir. Bir daha bu günlere dönemeyecektir çünkü o da, oyun oynamak çocuk olmak onun hakkıdır.

En değerli hazinemiz para puldan, sahip olduğumuz mallardan öte zamanımızdır. Harcanan para, kaybedilen mülk tekrar kazanılabilir. Peki ya geçen zaman? Geçen zaman geri döndürülebilir mi?

Geçen zamanın asla telafisi yoktur. Geri döndürülemez, anılarda kalır ve eğer doğru adımlar atılmamışsa, yeterince güzel yaşanmamışsa, bir şeyler eksik kalmışsa geri kalan günleri keşkelerle doldurur


Keşke o günü bir daha yaşama şansım olsaydı…
Keşke orada ona seni seviyorum diyebilseydim…
Keşke annemi babamı bir hiç uğruna üzmeseydim…
Keşke çocuklarıma sevgimi gösterebilseydim…


Bu liste böyle uzar gider.

Sürekli geleceği planlayıp durmak, o gün geldiğinde aradığını bulamamayı ve daha ileriki bir günü planlamayı getirir yanında.

“Şu okul bir bitse”, “Üniversiteyi bir kazansam”, “Hele bir çalışmaya başlasam”, “her şey başladı ama bir de evlenebilsem”, “Bir de çocuğum olsa”, “Çocuğum okula gitse”, “Üniversiteyi kazansa”, “Onun da mürüvvetini görebilsem”, “Torunlarım olsa”. Sonra ne olacak, hayatın sonu geldi, mutluluk sürekli ertelendi. Bundan sonra neyi planlayacağız?

Bundan sonra geriye dönüp bakmaya başlayacağız ve eğer yeterince zevk alamamışsak hayatımızdan, keşkelere sığınacağız.

Her gününüz yarının ya da sonraki günlerin hayali ve planlamasıyla geçmeye başlamışsa siz de bu kulübe dâhilsiniz demektir.

Her günümüzü son günümüz gibi yaşayalım, geçen zamanın telafisi asla yoktur ve bu günümüzün son günümüz olmadığını da bilememiz mümkün değil.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 932
Kayıt tarihi
: 02.02.09
 
 

2005 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünden mezun oldum. M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster