Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '10

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1764
 

Hayatı Yaşamak Ama Nasıl?

Hayatı Yaşamak Ama Nasıl?
 

Hayata Dair Notlar, No:1
İnsan yaşadığı çevrenin çeşitli hallerinden, konuştuğu ve haberleştiği insanların kimi fikirlerinden etkilenince bunu yazıya da dökme ihtiyacı hissedebiliyor.

Kimi zaman özellikle danıştığım, fikrini aldığım kişilerden edindiğim izlenimler ve gözlemler ile kimi zaman da tesadüfen beliren bir fikrin getirdiği rüzgârla yazıyorum.

Tabi ki fikir bazında her şeyi bütünüyle alıp içselleştirmek mümkün olmayabiliyor. Ancak işimize yarayan kısımlarından bir sentez elde etmek tekâmülümüzün önemli adımlarından biri olsa gerek.

Bu bağlamda bir okuyucumdan gelen mail ile bu konuya dair yazmaya karar verdim. Okuyucum deyince birden önemli bir yazarmışım gibi bir hava estirdiğimi düşünmeyin. Bu ifade okuyup fikir danışma ihtiyacı duyan bir kimseyi sahiplenişimden kaynaklanıyor. Yani ikinci bir emre kadar manevi şemsiyem altında sayarım :) (Benzer ifade her yerde sürekli kullanılır. Müşterim, hastam, avukatım vb)

Okuyucumdan gelen mailde hayata dair bazı sualler ve önermeler vardı. Oradan hareketle “Hayatı Yaşamak” isimli bir seri başlatmayı düşünerek yola koyuldum. Biliyorsunuz, çenem düşük olduğundan bir yazı ile bu konuyu tamamlama şansımız hiç yok. Bari başından bunun bir yazı serisi olduğunu belirteyim, kim vurduya gitmeyin.

Hayat ile yaşam genellikle aynı anlamda kullanılan iki kelime gibi görülüyor. Oysaki ikisinin aynı olmadığı aşikardır. Hayat genel kavram ismi iken yaşam bizzat bireyin içinde olduğu hali yansıtır. Biri isim özelinde ifade bütünlüğü oluştururken diğeri isim fiil formatında hayati fonksiyona haizdir.

Hayatı yaşamak deyince aslında bariz bir hata ile de karşı karşıyayız. Yaşam denilen eylem zaten hayatın içinde cereyan eden bir edimdir. Hayatı yaşamaktan başka bir yol zaten yoktur. Dolayısıyla hayatı yaşamak ile yaşayamamak arasında sadece bir kelimelik bir fark vardır: Ölmek.

Hayatı yaşıyorsanız yaşıyorsunuzdur, hayatı yaşamıyorsanız yaşamıyorsunuzdur yani ölmüşsünüzdür. Dolayısıyla düz mantık ve kelime anlamından yola çıkarak felsefi bir fikir serdetmek bu bağlamda mümkün değildir. Biz işin mecazi boyutlarıyla ilgiliyiz. O nedenle hayatı yaşamak ile kastedilen gerçek olan değil mecazi olan manadır.

Laf salatası yaparak kafaları karıştırmak gibi bir fikrim var mı emin değilim. Bu kelimelerle oynamayı sevişimden kaynaklanan bir lafı uzatma sendromudur. Kısa vadede çaresi de yok gibi görünmektedir. O nedenle sıkıldıysanız işin eğlenceli kısımlarına yeni geçtiğimizi söyleyebilirim.

Tabi böyle bir başlık altında nasıl bir eğlence beklediğiz de önemli. Yerlere yatacak kadar gülmeyi yahut işyerinizde sırıtarak dolaşmanızı vaat etmiyorum. Hayata dair düşüncelerimi paylaşacağım. Mütekamiliyetim ölçüsünde kimi sırlara vakıf olabilmeniz de mümkündür ama onu iddia edemem. Zira hangi basamakta olduğumun farkında değilim.

Konumuza dönersek, hayatı yaşamak deyince algılanan mana söyleyen kişinin söylediği andaki ahval ve şeraitinden tutun da, dinleyenin haiz olduğu algılama kapasitesinin derinliğine kadar bir yığın faktörce etkilenmektedir. Takdir edilir ki bir şeyin söylenmesinden ziyade zihinlerde oluşturduğu mana hali daha mühimdir.

Bu durumda hayatı yaşamak deyip basitçe geçiştiriverdiğimizde birbirinden çok farklı ve hatta taban tabana zıt birçok mana akla gelecektir. Bu minvalde herkes heybesinin durumuna ve konumuna göre mana alacaktır. Bu nedenle konunun başı ve sonu belirsizliğini her daim muhafaza edecektir. Hayata yeni bir mana verme çabası her defasında farklı bir frekanstan yayın edilecektir.

Hayatı yaşamak denildiğinde akla gelen önemli bir soru: “Biz mi hayatı yaşıyoruz, hayat mı bizde yaşıyor”dur. Hayatın varlığı bizdeki yaşamın hangi boyutuyla ilgili ve ilintili. Bu “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar”ın modern versiyonudur bence. Zira hayat mı bizi yaşar, biz mi hayatı yaşarız sorusunun net bir cevabı yoktur. Nereden bakıldığına bağlı olarak cevap da değişecektir.

Şimdiki aklım ve fikrimle ifade edecek olursam hayat irademiz dışında cereyan eden bir takım hadiseler ırmağı iken biz onun içinde akıntı ile birlikte yol alan adeta yapraklar gibiyiz. İrademizin külliyeti bu akıntı içerisinde tastamam bir yön çizmemize mani gibi görünse de ufak bir dümen hareketiyle bambaşka bir istikamete doğru yol alma ihtimali mevcut. Hayat işte bu şekilde türlü seçeneği içinde barındıran kompleks yapılı bir deveran.

Efendim ufacık yaprak isek, nasıl yön verebiliriz ki diye feveran edebilir, fikrime muhalefet şerhi koyabilirsiniz. Lakin hatırlatmam gerekirse yaprağın kuyruk kısmının ufacık bir sapması ile yaprağın pekala yönü değişebilir. Zira hayat nehri zaman zaman sığlaşır; zaman zaman durağanlaşır; içindeki kaya ve ağaç parçaları çeşitli barınak ve bariyerler teşkil edebilir vesaire… Misale zeval olmaz elbette bu hayatın yüzde yüz bir tasviri ve benzeri değildir. Diyeceklerimizi daha net diyebilmek ve anlamı daha billur kılmak adına böyle bir teşbihe meylettik.

Bu yönden bakıldığında hayat içinde sürüklenmek mukadderat olarak kabul edilmemeli bilakis hayatı sürüklemeye gayret edilmelidir. Çünkü hayatı yönlendirme gayreti kişisel bazda bir mücadele ötesinde genel toplumsal tezahürler de barındıran mefhumdur. Mücadele neticesinde gelinen noktada kazanımlar hem bireysel gelişimin pozitif yönlerini sivriltir hem de toplumsal kaliteyi arttırmak suretiyle kümülatif bir etki meydana getirir. Bu da toplam kaliteyi arttıran bir unsur haline gelir.

İşte mevzua bu böyle yaklaşılırsa hem hayatı hissetmek hem de hayata kendimizi hissettirmek daha kolay olacaktır. Yaşamak aynı zamanda yaşadığını fark etmek ise hayatı hissedebilmek son derece önem arzediyor demektir. Aynı zamanda hayata varlığını hissettirebilenler de hem yaşamın getirdiği güzelliklere sahip olacak hem de bu güzellikleri ağız tadıyla yaşayabilecektir.

İşte hayatı yaşamak için gereken ana şartlardan bazıları bunlardır. Bunların yanı sıra elbette hayatı fark edebilmek ve fark edilen hayatın içerisinde bütün benliği ile yer almaya çalışabilmek başlı başlına bir prensip ve karar meselesidir. Bunlara hayata bakılan pencerenin büyüklüğü, açısı ve açıklığı ile doğrudan ilintilidir.

Hayat denilen bu ırmağın içinde ırmağı doyasıya hissedebilmek ve ırmağa da kendini hissettirebilmek hayatı yaşarken hayatın da sizin yaşadığınızdan haberdar olabilmesine bağlıdır.

Bütün bu söylediklerimiz elbette sistematik bir düşünce biçiminin gerçekçi planlarının tezahürü ile mümkündür. Bunun için bir çok olumsuzlukla mücadele etmek ve kimi zaman yenilgileri de bu döngü içerisinde eritebilmek gerekir. Zira hayat bütün yönleriyle bir bütündür. İçinde bizim olmadığımız bir hayat bizim için hayat olmayacaktır.

Yaşıyorsak bundan hayatın da haberi olsun…

Sevgi, hürmet ve muhabbetle..

Murat HACIOĞLU

www.murathacioglu.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir yaprak gibi, bir böcek gibi, bir ırmak gibi doğalından yaşamak istiyorum ben. bir bulut gibi bir gün ansızın çekip gitmek istiyorum ve sonunda. (kelimelerle oynamayı ben de seviyorum bu arada ve o sendroma da çare yok :) Madem böyle bir seriye başladınız, "bence önemli olan" başlıklı yazım belki birşeyler fısıldar size usuldan. Tekamül! Ben sırrı onda buldum. Selamlar...

perdesizhayat 
 09.11.2010 19:40
Cevap :
Honki ponkiye katılıyorum :)) Tekamül faslına da nasipse değineceğim. Ama bu seride olur, ama ayrı bir yazı dizisinde olur, bilmiyorum. Hayatın özü hayatın sadece bizim gördüğümüz hayat olmadığı gerçeğidir. Yazmaya devam o zaman :)Sevgi, hürmet ve muhabbetle  09.11.2010 21:03
 

Doya doya, keyifle, keşke demeden yaşayabilmek...Hedef saptayarak ve hedefe doğru kürek çekerek yaşamak...Ve....Başkalarına örnek olacak şekilde "İDEAL" yaşamak...Bence en değerlisi bu...Selamlarımla...

Yurdagül Alkan 
 09.11.2010 19:39
Cevap :
Kendi istikametini iyi ayarlayabilen ve yaptıkları ile örnek teşkil edebilenlere ne mutlu. Sadece kendi kazanımları değil, başkalarının kazanımlarından da nasiplenecekler demektir. Hadi daha klasik bir deyişle söyleyelim; sevaba girecekler.. Aslolan hiçkimseden karşılık beklemeden sadece insanlığının gereği olarak bunu yapabilmek elbet. O zaman daha değerli ve kutsal olur.Sevgi, hürmet ve muhabbetle  09.11.2010 21:05
 

Yaşamı nefes almanın yanı sıra, mutfak, wc ve yatak üçlemesiyle sınırlayanlara takıyorum ben. Sanki beyinlerini değil de işkembelerini beslemek için yaratılmışlar, avizelerini akşamları en geç saat dokuz da karartıyorlar, benim de içimi karartıyorlar..Selamlar saygılar..

Arif ÖĞÜTÇÜ 
 09.11.2010 17:40
Cevap :
Tabi o türün de maalesef nesli tükenmek bilmedi :) HAyatı amaçsız boş bir şey zannederek yaşayanlar kadar olduğundan fazla değer atfederek adeta hayata tapanlar da değinilesi diğer kategoriler :) Sevgi, hürmet ve muhabbetle  09.11.2010 17:49
 

Bu başlıkla yer alan yazıma harika videolar koydum, mutlaka ama mutlaka seyredip bana düşüncelerinizi yazmanızı rica ediyorum, blog.milliyet.com.tr/Neden_dunyadasin_hic_dusundun_mu____Harika_Videolar/Blog/?BlogNo=273000 Hürmetler

Ahmet Secer 
 09.11.2010 9:47
Cevap :
Konuya yeni girdiğimden esas kısımları henüz söylemedik :) Videoları detaylıca evde izleyeceğim. Şöyle bir göz gezdirdim. Bana ilham olması açısından istifade edebilirim. Sağolun.Sevgi, hürmet ve muhabbetle  09.11.2010 11:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 660
Toplam yorum
: 3284
Toplam mesaj
: 140
Ort. okunma sayısı
: 1603
Kayıt tarihi
: 08.12.08
 
 

Allah kimisine “Yürü ya kulum” demiş. Ben onu “Yürü, yaz kulum” anladım. Yürü anca gidersin manas..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster