Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '19

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
55
 

Hayatımı Nasıl Kazandım?

Belki inanamayacaksınız ama ben daha çok küçük yaşlarda para kazanmaya başladım. 7-8 yaşlarındayken Posof çayında tuttuğum balıklarla eve giderken köyümüzün ileri gelenlerinden bir amca balıklarıma müşteri oldu. Ben bunu beklemediğimden çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemedim, o gün  bu alışveriş gerçekleşmedi ama daha sonra fındık çubuklarından yaptığım saman taşıma sepetine yine aynı amaca talip oldu ve o zamanın parası ile 50 liraya satın aldı. Yanılmıyorsam ismi Vezir idi. Vefat ettiğini biliyorum, Allah rahmet eylesin, taksiratını affetsin.

İkinci iktisadi girişimim 9-10 yaşlarında köyde küçük bir bakkal açmak oldu. Kapı komşumuz rahmetli Cafer amcadan 10 lira borç alarak ilçe merkezindeki yine rahmetli Abamüslim amcanın dükkanından sakız, bisküvi, sigara, boncuk, firkete, lastik vb. satın alarak bunları bakkalımda ve diğer yakın köylere giderek satıyordum.  Karşılığında köylüler genellikle yumurta verirlerdi. Yumurtaları ilçe merkezine götürüp tanesini 10 kuruşa satardım. Bir keresinde Cafer amcanın oğlu, şu anda Bursa’da yaşayan Casim’le bize en yakın köye (Hurgeşen’e) beraber gitmiştik. Kulakları çınlasın. Bilmem hatırlar mı? İşte böyle 10 lirayı 20 lira yaptım ve büyük bir gururla o sırada evinin bacasında oturan Cafer amcanın yanına gidip büyük bir gurula borcumu ödedim. Teşekkür ettim. Şimdi o da rahmetli, nurlar içinde yatsın inşallah. Bakkal serüvenim kısa sürdü çünkü 1971 yılında Zonguldak’a göç ettik. Babam orada işe girmişti.

Orada bir taraftan orta okulda okurken bir taraftan da tatil günlerinde ayakkabı boyacılığı yapıyordum; bu serüvenim de çok kısa sürdü çünkü babam bu çocuk ticarete atılacak, okumayacak diye üzüm kasasından yaptığım boya sandığımı kırdı! Çok üzülmüştüm, çünkü iyi para kazanıyordum, bir ayakkabıyı 25 kuruşa boyuyordum ve günde yaklaşık 10 lira kazanıyordum. Bir ekmek 25 kuruş idi. Kazandığım parayı da anneme veriyordum. Sepetin parasını da ona vermiştim!

Orta okulda teşekkür ve takdir alıyordum, çok başarılı bir öğrenci idim. Orada şu anda Facebook arkadaşım olan ve daha sonra İngiliz Dili ve Edebiyatını okuyan, ancak bu mesleği yapmayıp ticarete atılan orta okul arkadaşım Sami ile tanıştım, beraber ders çalıştık. Kulakları çınlasın.

Merkez Orta Okulunda okuyorduk; matematik hocamızın özel dershanesi vardı, beni yanına aldı ve boş zamanlarımda dershanede ders vermeye başladım! Daha öğrenciyim ama. Hocam lüks lokantalarda karnımı doyuruyordu ve bana çok kaliteli bir takım elbise de diktirdi. Allah razı olsun ondan, rahmetli oldu şimdi, o da nurlar içinde yatsın.

Orta okul son sınıfta devlet parasız yatılı sınavlarına girerek liseyi parasız yatılı öğrenci olarak kazandım. 1973 yılında Adapazarı Lisesine kaydoldum. Pansiyonda kalıyorduk. Pansiyon arkadaşlarımın bir kısmı ile hala zaman zaman buluşup görüşüyoruz. Hepsi çok çalışkan ve değerli arkadaşlar idi. Çoğu mühendis oldu, bana ise memleketime en yakın olan Erzurum Tıp fakültesine girmek düştü. Liseyi 1. Veya 2. Olarak bitirmiştim, bu benim için o kadar sıradan bir şeydi ki okul idarecilerine 1. miyim, ikinci miyim diye sormadım bile!

Buradan sonrasını kısa kısa geçmek istiyorum; lisede okurken bir sınıf arkadaşımla beraber ders çalışmanın mükafatını maddi ve manevi olarak fazlaca aldım. Tabi ki benim böyle bir düşüncem yoktu, ama arkadaşımın babası kentin ileri gelen bir doktoruydu bana iyilikler yaptı (kısa bir süreliğine de olsa burs verdi), Allah ondan da razı olsun, nurlar içinde yatsın.

Tıp fakültesi uzun sürdü, orada da başarılı bir öğrenciydim ama 6 ay gibi bir kayıpla, 6.5 sende bitirdim; bu arada yaz tatillerinde Zonguldak sahillerinde ticari amaçlı resimler çektim, Akçakoca’ya fındık toplamaya gittim. 1983’ün nisanında okulu bitirdiğimde artık önümde uzun sürecek ve biraz da meşakatli geçecek bir meslek hayatı başlıyordu; bu sırada neler yaptım, nerelerde çalıştım, bunlar ayrı bir yazının konusu. Uzmanlık sınavlarına girdim, bazı yerleri kazandım ama beğenmediğimden gitmedim; o zamanlar pratisyen doktorluk da revaçta idi, iyi yerleri ise torpilim olmadığından kazanamadım, açıkçası hakkım yenildi, şöyle ki bir sınavda 100 üzerinden 96 aldığım halde diskalifiye edildim! Artık aile desteği olmadan ilerlemenin imkansızlığını gördüm. Üstelik ben aileme destek olmak zorundaydım ve bu destek hala sürüyor…

Bunları övünmek için falan yazmadım, övünülecek bir şey de görmüyorum, sadece bir anı olarak ve bazı gençlere bir örnek olur ümidiyle yazdım. Buraya kadar sabırla okudunuz, çok teşekkür ederim.

Şen ve esen kalın.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aynı dönemde aynı yerde okuyormuşuz belki de ben de İşletme Fakültesindeydim. 1979 da mezun oldum.Tıp bize yakındı, İşletmenin kantini vardı hatırlar mısınız bilmem.

Kerim Korkut 
 20.06.2019 11:26
Cevap :
Kerim Bey, ben 1976 yılında Atatürk Ü. Tıp Fakültesine girdim. FKB denen ilk yılı sizin sözünü ettiğiniz yerde okuduk. işletmenin bize yakın olduğunu biliyordum ve birkaç kez kantinine de gitmişliğim var. Ama ben biraz içine kapalı, derslerden başka bir şeyle ilgilenmeyen bir öğrenciydim. Siz de o yıllar oradaymışsınız, buna gerçekten mutlu oldum. Yazımı dikkatle okuyup yorum yaptığınız için size çok teşekkür ederim. Görüşmek umuduyla. Selam ve sevgiler.  20.06.2019 12:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 293
Toplam yorum
: 2711
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 384
Kayıt tarihi
: 24.01.09
 
 

Tıp doktoruyum. Okumayı, yazmayı gezmeyi ve paylaşmayı çok seviyorum. 35 yıllık mesleki bilgi bir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster