Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
841
 

Hayatımın noktası

Hayatımın noktası
 

Yaşamış olduğu acının verdiği üzüntü ve çaresizlik adeta etrafını sarmış, onu bir çemberin içine hapsetmişti.

Acıların içinde dönüyor dönüyor kıvranıyordu.

O incecik bedeni günden güne eriyor, gözleri adeta ağlamaktan patlayacak gibi oluyordu.

Çemberin etrafında çırpınıyor çırpınıyor, çıkış yolları arıyordu.

Günler ayları kovalarken, birden etrafını saran acı çemberinin boşluğuna düşüvermişti.

Boşlukta beyninin dalgaları savrulurcasına nereye çarpacağını bilmeden savruluyordu.

Boşluk anında, uzaklarda bir noktayla karşılaştı. O noktayla, kısa bir konuşmadan sonra yine etrafını saran gerçeğe, çembere doğru yukarı çıkmıştı. Ertesi gün yine boşluğa düştü. O nokta tekrar bulmuştu onu. O günden itibaren ne zaman boşluğa düşse nokta onu buluyordu.

Bir gün merak edip sormuş.

''Niye buldun beni?'' diye noktaya.

Nokta ''kanım ısındı'' demiş.

Zaman içerisinde alıştılar noktayla birbirlerine. Adeta noktalı virgül olmuşlardı.

Noktayla karşılaştığı zaman, kısa süreli de olsa unutuyordu yaşadığı acıyı.

Noktayla beraber olduğu anlarda gözlerinden yaş değil, ışık akıyordu sanki. Gülmeyi unuttuğu yüzünde, gülümseme oluşuyordu.

Tesadüflere inanmayan ve bunu da Allah'ın bir lütfu diye düşünen bir kişiydi ve noktayla karşılaşmasını da öyle görüyordu.

Allah'ın lütfu.

Kendi kendine; “Allah gücünü toplaması için ona, o noktayı karşısına çıkarmıştı” diye düşünüyordu. O nokta çıkmasa, belki kendini doktorlara teslim edecekti. İş buraya kadar gelmişti zira.

Verilen destek ve moralle acı çemberine dönüyordu. Ama bu dönüş artık savaşın başlangıcı oluyordu. Yaşadığı acıya karşı bir savaştı bu.

.......

Hayat bu insanın başına ne geleceği belli olmuyor. En büyük şansı aile fertlerinin bağılılığı ve birbirlerine besledikleri büyük sevgiydi.

Aslında acıyı yaşayan ve yaşatan daha çok acı yaşıyordu.

Adeta herkes ellerini kenetlemiş ve tek yürek olmuşlardı bu savaşı kazanmak için.

Vücut yorgun, beyin yorgun ama Allah'ın verdiği sabır en büyük dayanaklarıydı.

Birde vesileler,

İşte o nokta vesileydi.

O nokta uzaklardaki yakını olmuştu.

Biyolojik bir bağı olmasa da biyolojik bağı olanlardan yakın geliyordu.

Gördüğü destek ve moral ayakta kalmasını sağlıyordu.

Vesileleri, kenetlenen elleri ve büyük sevgileriyle yavaş yavaş acı çemberi; yerini mutluluk ve kazanıma
bırakıyordu.

Etraflarını saran sis perdesi dağılmaya başlamış, dünyası gün gibi aydınlanmıştı.

Geriye kazanılmış bir zafer.

Geriye kazanılmış bir nokta.

...

Kazanmış olduğu o noktayı, çok merak ediyordu ve Allah'tan hep diliyordu o noktayı görebilmeyi.

Ama bu imkansız gibi geliyordu.

Çok çok uzak yerlerde, imkansız! imkansız!

Yüreği temiz bir insandı. Beslediği sevgi çok temizdi.

Gün geldi o nokta bir göreve gitmek zorunda kaldı. Nereden nereye.

O görev yeri kendine çok yakın yere gelmesine sebep oldu. Bu da Allah'ın bir hikmeti diye düşünüyordu.


Çünkü Allah 'ta biliyordu ne kadar temiz duygularla sevdiğini.

Bu arada o noktadan çok söz ederdi aile fertlerine, arkadaşlarına. Hepsi neredeyse tanımıştı anlatılanlardan noktayı.

Gün geldi noktası görev yerine gitti.

Yalnız değildi ama yalnız hissetmişti kendini.Çok alışmıştı noktasına. bir parçası eksilmişti sanki.

Belki o noktaya hiç durmaksızın günlerce ağlamıştı. Özlüyordu, çok arıyordu noktasını.

.......

Aylardan Temmuz.

Ziyaretine gitmeyi, görüşmeyi çok istiyordu.

Hem ziyaret ederim hem tatil yaparım diye düşünüyordu.

Ve,

Aldı kardeşini gitti, noktanın görev yaptığı beldeye.

Beldeye vardığının akşamı, noktasının bulunduğu yere görüşmeye gitti.

Ziyaretçisinin olduğunu haber ettirdi. Oturdu bir masaya.

Noktasının gelmesini bekliyordu, bekleme anında buluşma anının heyecanını yaşıyordu.

İşte o an.

O çok sevdiği noktası tam karşısında duruyordu. Sanki yalan gibi geliyordu, inanamıyordu.

Ama karşısında duruyordu.

Boncuk boncuk terlemiş alnı, al al olmuş yanakları . Belli ki noktası da heyecan yapmıştı.

İlk görüşmenin verdiği çekingenlik ve heyecanı yaşıyordu ikisi de.

O gün güzel bir ziyaretin ardından kaldığı yere dönmüştü.

Birkaç gün daha ziyaret etti.

Bir ziyaretine gittiğinde, noktasının elini sımsıkı tutmayı ve onu ne kadar çok sevdiğini, iyi ki senin gibi bir noktam var demeyi çok istemiş ama yapamamıştı.

Her zaman sevgisini söyleyen, her zaman iyi ki varsın diyen.

Yapamamıştı işte.

Ve,

Veda zamanı gelmiş.

Veda ederken, gözlerinin içine bakmış bakmış.

Çünkü çok sevdiklerinin gözlerinin içine bakarmış;

“Üzerinize toz tanesi düşse üşürüm” dermiş içinden.

Demiş ki;

Belki bu benim ilk ve son görüşüm seni, bir daha göremeyebiliriz birbirimizi.

Nokta da,

“Belli olmaz” cevabını vermiş.

Veda etmişler.

Biraz hüzün biraz görüşmenin mutluluğu ile.

Zaman içerisinde dört noktası daha olmuştu. Bu noktalar, hayatının bir parçası haline geldi.

Hepsi ayrı ayrı değer taşımaya başladı.

“ O noktaları yüreğimin en güzel yerine koyuyorum” diyemiyordu. Çünkü; beden öldüğünde, yürekle beraber çürür.

“Ben O noktaları ruhumun en güzel yerine koyuyorum. Orada hep var olup, benimle beraber gidip benimle beraber bende yaşayacak.” diyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 458
Toplam mesaj
: 118
Ort. okunma sayısı
: 838
Kayıt tarihi
: 08.10.07
 
 

İnsanın insanlara verdiği değerlere sahip çıkılmazsa İNSANLIK ölür.. Önce değerlerimize sahip çık..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster