Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
155
 

Hayatımın rolü!

Hayatımın rolü!
 

Teknolojinin hayatımızı ele geçirmesi hakkında yazabileceğim fikrini bir tanıdık değil bir bildik vermişti yakın bir geçmişte.

Bildik, hani şu bildiğimiz ama çok da tanımadıklarımızdan.

Fikri çok sevdim ama kendi içimde yoğuramadığım için kelimelere bir türlü dökememiştim zamanında.

Bende koymuştum bir kenara günün birinde kullanırım belki diye tıpkı giyerim bir gün diyerek alıp giymeden eskittiğim giysilerim gibi.

Bu güzelim fikir de tam eskimeye yüz tutmuştu ki onu hayata döndüren az önce karşılaştığım bir değil birkaç fotoğraf oldu.

Olur ya, o an bir ampul yanıverdi başımın üstünde ya da aklımın içinde.

Teknoloji, hayatımızı tam olarak ele geçirmedi de ikiye böldü galiba.

Her birimiz zamanı geldiğinde kopmayı bekleyen, dalında bir elmaydık ki teknoloji hayatımızı dalından koparmadan ikiye ayırıverdi.

Kopup yere düşen bir yarımız zamanla karardı, çürümeye yüz tuttu.

Giderek bir yanımızın daha çok daha da çok çürüdüğünü her gün fotoğraflarda daha çok daha da çok gösterilen dişlerden, 'mutluluktan ölüyorum' pozlarından anlıyorum.

Benim bir ömre sığdırmayı düşünemediğim mutluluğu bir fotoğraf karesine sığdırıvermesiyle kendini ele veriyor.

Biraz üzerine düşünce durumun ciddiyeti beni hüzünlere gark ediyor.

Her geçen gün ana haber bültenlerinde, gazetelerde intihar haberleriyle sarsılma olasılığımız böylesine hızını alamamış giderken aynı insanların yüzündeki mutluluğun, günden güne artması samimi gelmediği için vermek istedikleri 'mutluyum' mesajını ısrarla telesekretere düşürüyorum ve dinlemeden siliyorum.

Çünkü bana kalırsa depresyonun farklı versiyonları pek çoğumuzun hayatında sıkça gezinir vaziyette.

Amansız bir hastalık gibi.

Ve hastalığını herkesten saklamaya çalışan herkes gibi içinden mutluluk taşırılmış fotoğraflarımızı sapasağlam oluşumuzun belgesi olarak,gururla, sunuyoruz.

Kendimizi inandıramadığımız 'yıkılmadım' ayaklarını başkalarına yutturmaya çalışıyoruz.

Biriyle değil kendimizle olan derdimizden daha çok.

Harika bir hayatımız olduğu sanısı hayatımızı harika yapacakmış hissi veriyor belki de...

'Her zaman yanındayım'ı duyabileceğimiz insan sayısıyla ters orantılı olarak fotoğraflardaki insan sayısı artıyor.Artması bize değil de yalnızlığımıza iyi geliyor belki de...

Belki de böyle bir umuttu yine yaşatan insanı...

Kim bilir...

Hayat tek perdelik bir oyun gibi.

Her birimiz kendi hayatımızın senaristi,yönetmeni hatta başrolüyüz ve en güzel performansımızı salon boşken değil seyirci varken sergiliyoruz.

Önemli olan kendimize duyduğumuz saygımız değil saygınlığımız çünkü.

Ya da bize önemli olan oymuş gibi geliyor.

Hayatta 'alkışlanmak' gururumuzu okşadığı için biz olmaktan, çoğu zaman biz olarak yaşamaktan vazgeçiyoruz.

'El âlem ne der' kalıbı nereden geliyor sanıyorsunuz? İçimizde böyle günler için saklı kalmış, hayatımıza son şeklini veren gerçek bir sorudur kendisi.

İnsan başkasına mâl ettiği hayata gözü gibi bakıyor anlayacağınız.

Yarın kendiniz için kendiniz olarak yaşadığınız güzel bir gün olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Buda güzel! Başka yazılarına bakmak istedim ama işim çıktı... Başka zaman, zaten 5 iş günümü alır, sıkça yazmalısın... sevgilerle

İbrahim ARSLAN 
 14.02.2015 20:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 31.12.14
 
 

Her gece ikişer dakika arayla beş alarm kurup her sabah onları üç kez ertelerim. Uyanır u..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster