Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Eylül '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2535
 

Hayatımın Türk filmleri - Benim Sinemalarım

Hayatımın Türk filmleri - Benim Sinemalarım
 

Sinemaya aşıktı o da, tıpkı benim gibi ışıklar sönüp rüya başladığında mutluluktan uçuyor sanırdınız. Belki de beni çeken en çok bu oldu, sinemadan büyülenmesi. Yalnızlığının soğukluğu, asla ulaşamayacağını bildiği isteklerinin ateşiyle çarpışıyor ve hiçbiri galip gelmiyordu; aksine birbirlerini körüklüyorlardı. O ikisinin tam orta yerinde yanıyordu, donuyordu...

Nesibe öyle genç, öyle asi, peri kızı gibi de güzeldi... Dar sokaklı bir mahallenin, sıvası dökülmüş evlerinden birinde tek göz odada yaşıyordu. 60’lı yıllarda İstanbul’a bahçeli yeşil bir ev alabilme ümidiyle göçen; ama yoksulluklarına yoksulluk katan ailesiyle oturuyordu.

Bu filmde son belliydi; niye öyle bir sona izin vermiş, fahişelik yapmaya başlamış önemli olan buydu. Ya da daha çok akmayan zamanda sıkışmış bir tutam yaşamdı bu filmde beni etkileyen...

Akşamları annesiyle tiktak sesleri eşliğinde, iş ararken perişan düşmüş babasını bekler, deli gibi korkardı ondan, tıpkı hayat gibi ona da boyun eğmez ama sessizce direnirdi. Direndikçe acı çeker ve sonunda dibe batardı.

‘Fotoğrafçı koyultmuş dudaklarını, yoksa Nesibem hiç ruj sürmezdi.’ diyordu annesi kızının fotoğrafına bakarken. Belki de her anne gibi bakan ama görmeye dayanamadığı için görmeyen bir annesi vardı. Geçim derdinden kaya gibi sertleşen bir babanın baskısı hep hissediliyordu. ‘İyi günlerimiz de oldu...’ diye sayıklıyordu annesi, ‘İyi günlerimiz...’

Sinemadaki renkli dünyalar, tertemiz aşklar hayatın ona verdiklerinden daha fazlasını istediği için tehlikeliydi belki de. Nesibe’nin gerçek yaşamı tıpkı yaşlı adamlarla yattığı kirli sarı ‘hücredeki’ eski aynadan bir bakıştı kendisine. Oysa sinema o ‘hücrelerde’ başını tavana çevirdiği pencere gibiydi, ışık geliyordu ordan. Belki de yaşadıklarına dayanabilmesini sağlıyordu sinema...

Yönetmenliğini Füruzan ve Gülsün Karamustafa’nın yaptığı Benim Sinemalarım (1990), Füruzan’ın aynı adlı öyküsünden uyarlanmıştır. Bildiğim kadarıyla, ülkemizde iki kadının yönetmenliğini yaptığı ilk ve tek film Benim Sinemalarım. Yazar, senarist ve yönetmen aynı kişi olunca öykü de çok iyi aktarılabilmiştir. Nesibe’yi canlandıran Hülya Avşar kadar, babası rolündeki Yaman Okay, diksiyonu fazla düzgün konuşmaları fazla etkileyici olsa da ‘anne’ Sema Aybars çok iyi oyunculuklar çıkarmıştır.

Bu film bence yaşam gibi sade; umut ve çaresizlik dolu... O yüzden her izlediğimde karışır hislerim...

Çekildiği yıl Cannes Film Festivali’nden resmi çağrı alan filmin ayrıca 1991’de Tahran Film Festivali’nde En İyi Film Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldüğünü ve Tokyo Uluslararası Film Festivali'nde En İyi 10 Asya Filmi'nden biri seçildiğini de hatırlatayım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Filmi öyle güzel anlatmışsınız ki hani bir misafirliğe gidersiniz bir parça pasta gelir çok beğenirsiniz ama ikinci dilimi istemek de sizi utandırır ve istemeyerek tadını damağınızda bırakır ve yıllar sonra bile hatırlarsınız o tadı. İşte aynen öyle hissettim yazınızı okuyunca. Elinize sağlık...

Sibel ÖNAL 
 13.09.2006 17:01
Cevap :
Sevgili Sibel, beni bu yorumunuzla ne kadar umutlandırdığınızı anlatamam, hele de sizden gelince. Tekrar teşekkürler...  13.09.2006 17:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 2987
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster