Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
63
 

Hayatımız gerçekten bizlere mi ait ?

Bir zamanlar hayaller kurardım, hep başarılar sevinçler ile dolu olurdu. Çünkü bunları kendi bağımsız fikirlerimle yapardım. Hayat ilerleyişinde o kadar çok mantıksız olayları da peşinde sürüklüyor ki her düşünce zamanla özgürlüğünü yitiriyor.

İnsan elinde olmayan nedenler ile doğar. Doğumundan kendi sorumlu değildir. Ancak ölümüne kadar geçen süre içerisinde, her yaptığı şeyden sorumludur. Bunun sonucu da hayatta almış olduğunuz tüm karaların, doğruluğundan geçer. Ya doğru karalar almışsınızdır ya da alamamışsınızdır.

Siz hayattaki rolünüzün planlarını yaparken, dikkate almanız gereken o kadar çok şey oluyor ki çoğunlukla kalemde kâğıt da başkasının eline geçiyor. Çaresizlikler fazla zaman geçmeden omuzunuza hayatın en ağır yükleri olarak binmeye başlıyor. İki seçenek var önünüzde; ya yazılanı alıp önemli bir mektup edası ile katlayıp cebinize koymak ve bir ömrü onun ile geçirmek, ya da yazılanın üstüne ve bunu size veren hayatın üzerine bir kalem çekerek, tekrar baştan yazmaya başlarsınız. Başarılı olur ya da olamazsınız ancak bu sizin özgür fikrinizdir. Hayat yolu içerisinde, başınıza gelebilecek her şey den siz sorumlu olursunuz. Gerçeğinde diğer rolü kabullenip cebinize koyduğunuzda her şey den yine siz sorumlu olmayacak mısınız. Çünkü bunu kabul eden sizin düşüncelerinizdir. Tek yapamadığınız bu ikisi arasındaki farkı anlayamamaktır.

Hayat insanları önce birbirlerine yakınlaştırır. Ve daha sonra ya yakınlığın ilişkilere dönüşür, ya da hayat sana yakınlaştırdığı hızda uzaklaştırır. Yakınlaşmalar iki tip insanı kesinlikle terk etmez bunlar; birbirlerini anlayan ve kendini ifade edebilen insan örnekleridir. Ancak bu insan tiplerinin, farklı insan tipleri ile karşılaşmasının sonucu, genellikle hüzünlü biter. Çünkü bu kişiliğin anlayabilme olgusuna katlanamayabilir. Ve kendisini ifade edebilmesi kesinlikle hoş bir durum olmayacaktır. Bu durum anlaşılınca iki taraf da aynı hüznü yaşar. İstisnalar dışında biz pek çıkar ilişkisi içermeyen arkadaşlıklar kuruyoruz. Sevginin olmadığı her yer hüznü de içinde barındırır. Bir deyim vardır; birbirlerine zıt insanlar birbirlerini çeker deyimi, Ben bu deyim sadece çeker anlamı taşıdığı sürece katılabilirim belki, ancak beraber yaşayabilirler anlamı taşıdığını hissettiğim an benim için yanlış bir deyim olarak kalır.

Burada anlatılanlar sizce de çok zor görünmüyor değil mi? Evet göründüğü gibi kolay ancak biz bu durumu kesinlikle olduğu gibi uygulayamıyoruz. Çoğunlukla çıkarlarımız, anlayışımızın ve duygularımızın önüne geçiyor. Hayatı ufaktan bir özetlemeye başlarsak çıkaracağımız sonuç ortalama belli değil mi? ‘Hayat mutlu olduğun kadardır’ Evet bu doğru ancak evrensel doğrular çerçevesinde. Yani kimsenin mutluluğunu gasp etmediğimiz sürece.

Öyleyse neden biz hala mutsuzluğu seçiyoruz? Etrafımızdaki insanların farkında ya da farkında olmadan mutluluğunu gasp ediyoruz. Neden kendimizi sorgulamaktan bu kadar korkuyoruz. Değişime önce kendimizden başlamalıyız. Tüm hayatınız boyunca mutlu olabilme şansını yakalamanız ve onu elinizin tersine değil de, içinizdeki en önemli yerinize yerleştirebilmeniz dileği ile…

Rafet SAĞLAM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 636
Kayıt tarihi
: 15.02.09
 
 

Güzel bir eğitim hayatı sonrasında hayatımdaki hedeflere ara verip  sosyal insan yapısı, aile kav..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster