Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '09

 
Kategori
Teknoloji
Okunma Sayısı
2096
 

Hayatımızı değiştiren 10 trend üzerine bir beyin fırtınası

Hayatımızı değiştiren 10 trend üzerine bir beyin fırtınası
 

1) Semantik Web (web 3.0)

Internet’in geleceğini değiştiren sessiz bir teknolojik devrim geliyor: Semantik web, internet içeriğini dokümanlar olarak değil de anlamlar ve ilişkiler şeklinde organize eden ve sunan yeni yöntem. Semantik Web, ilk kez 15 yıl önce Internet’in mucidi Tim Berners-Lee tarafından bir vizyon olarak ortaya kondu ve World Wide Web Consortium içinde geliştirilmeye devam ediyor. 2000 yılından bu yana 23 milyar data ilişkisi RDF (Resource Description Framework) adı verilen protokol kullanılarak kaydedildi. Bu ilişkilerin yarıdan fazlası geçtiğimiz yıl içinde kodlandı. Semantik web neyi değiştirecek? Bilgisayarlar, data arasındaki ilişkileri yapay zeka (AI) araçlarının da yardımıyla daha anlamlı şekilde okuyabilecek ve insan beyninin çalışma prensiplerine biraz daha yaklaşacak. Bu tabii bütün arama motorlarının gelişmesi ve kuantum sıçrama kaydetmesi demek. Mevcut arama mantığı tamamnen değişecek. Böylece, Internet’te aradığınız bilgiyi tam olarak ve çok daha güvenilir olarak bulabileceksiniz. Arama yaptığınızda alakasız binlerce sonuç çıkmayacak. Bilgisayara bir soru cümlesi ile soru sorduğunuzda, bilgisayar tam olarak neyi merak ettiğinizi anlayabilecek ve Internet okyanusundan sadece sizin işinize tam olarak yarayacak bilgileri önünüze işlenmiş olarak getirecek. Bu da Google 2.0 demek. Yani web 3.0 ile beraber Google’dan daha da akıllı arama motorları ve yepyeni Internet araçları geliyor. Zaten Google, bu yeni alanın da en büyük oyuncularından biri. Semantik web, online satış firmalarını, medyayı, oyun sitelerini, Internet firmalarını, müzik firmalarını değiştirecek. Açık sistem, entegre ve anlaşılabilir bilginin yer aldığı siber uzay, çok daha erişilebilir bir bilgi okyanusu haline gelecek. İş dünyası da bu yeniliğe hazır olmak ve uyum sağlamak durumunda. Firmanızın CIO’su veya CTO’su semantik web dediğinizde yüzünüze boş boş bakıyorsa problem var demektir. Teknoloji takımınız önümüzdeki 5 yılda Internet’in niteliğini değiştirecek bu yenilik ile ilgili donanım ve stratejik vizyon geliştirmeli, acilen bir mimari yol haritası çıkarmalıdır. İşin en önemli boyutu tabii ki müşteri boyutu. Semantik web ne demek müşterinin umurunda değil; ancak bu yenilik müşterilerin ihtiyaçlarını yerinde ve tam olarak karşılama açısından inanılmaz faydalar gelecek. Semantik web’in getireceği netlik, fayda ve ek katma değer; şu anda Internet’in altın standardı sayılan pek çok firma ve sitenin fonksiyon ve popülaritesini yerle bir edecek.

2) Üç Boyutlu Sanal Platformlar

Facebook, MySpace, LinkedIn gibi platformların üç boyutlu hale geldiğini düşünün. Second Life (İkinci Hayat) çılgınlığını duymuşsunuzdur. Bu sanal dünyanın sakinleri yarım milyondan fazla oyuncu. Kalabalıklar tarafından oynanan Internet bazlı multimedya bilgisayar oyunlarını biliyorduk, ama bu onun da ötesinde bir şey. Bu platform tamamen kullanıcılar ve oyuncular tarafından şekilleniyor ve geliştiriliyor. Bu insanlar Second Life platformunda ciddi ciddi yaşıyorlar, alışveriş yapıyorlar, yeni yaşam alanları kuruyorlar, arsa ve ev satın alıyorlar, sosyalleşiyorlar ve eğleniyorlar. Herkesin orada farklı ve ikinci bir ismi, çevresi, mesleği, kimliği var. Hatta burada bulunanların bir çoğu sanal iş kurarak ciddi paralar da kazanıyorlar. Binlerce kişi var ki neredeyse “sanal” ekmeğini buradan kazanıyor; yılda 20-30 bin dolardan fazla kar elde ediyor. İnsanoğlu bir acaip, garipliklerine akıl sır ermiyor işte! Yani anlayacağınız Matrix filmindeki yeni matriksimiz şimdilerde bu oyun. Peki böyle bir platform niçin bu kadar insan için çekici bir eğlence ortamı olmayı başardı? Belki bu insanlar Orhan Baba gibi “batsın bu dünya”, “yetti artık bıktım gayrı bu yalan kahpe dünyadan” diyerek “gerçek dünya acımasız, bari bir de buradan deneyip hayata tutunayım, hiç olmazsa burda bir dikiş tuttururum” diyerekten kendilerini buraya vurdular. Belki de işin sırrı Second Life ortamında bu insanların online sosyal etkileşim, eğlence, keşif, kreatif düşünce ve alışveriş ihtiyaçlarının hepsini buradan karşılayabiliyor olmaları. Yani Second Life, sunduğu zengin alem tasavvuruyla aynı anda hem Facebook, hem E-Bay işlevi görüyor. Aynı anda yeni dünyalar kuruyor, oynuyor, tasarım yapıyor, alıyor-satıyor, eğleniyor, sosyal ilişkiler kuruyorsunuz. Ama şu var ki bunların hepsi sanal. İşin enteresan ve bizi ilgilendiren tarafı şu: Second Life’ın yarım milyondan fazla kullanıcısı, yani tüketicisi, öyle aktif şeyler yapıyor ki onlara tipik “tüketici” diyemiyoruz. Çünkü onlar bu alemde sürekli yeni şeyler üretiyorlar, tasarlıyorlar, yenilikler ortaya koyuyorlar, pazarlıyorlar. Daha da önemlisi, yepyeni çok boyutlu interaktif sanal platformlar doğuyor. Bu platformlar yakın gelecekte üniversitelerde, eğitim dünyasında, iş dünyasında, okullarda yoğun olarak kullanılacak. Bir de buna çoklu İnternet bazlı simulasyon ve oyun endüstrisini ekleyin. Yarının etkileşim platformları, bu “yeni” dünyalar olacak. Toplantılar artık bu platformlarda yapılacak. INSEAD gibi önde gelen dünya üniversiteleri Second Life’ta sanal kampüslerini açmaya ve profesyonellere eğitim vermeye başladılar bile. Geleceğin e-learning platformları ve telekonferans yöntemleri belki de bu multimedya interaktif sanal platformlar olacak.

3) Küresel Ağlar, Dijitalleşme ve Network Çağı

Network çağını yaşıyoruz. Günümüzde network’ler inanılmaz hızlı, esnek, küresel, dinamik ve elektronik hale geldi. Telefon, Internet, faks, laptop, online bankacılık, cep telefonları, ebusiness, mobil iletişim, kişiselleştirilmiş medya günümüzün ve hayatımızın vazgeçilmez network’leri artık. Birbiriyle giderek entegre olan bu cihazlar geleceğin ve büyük değişimin de habercileri. Network çağında yaşıyoruz. 20. yüzyılda insanlığın kaderini şekillendiren en önemli paradigma değişimi, belki de dünyanın küresel ağlarla çevrili ve örülü hale gelmesi. Bu paradigma değişimini yedi aşamada yedi küresel dönüşüm ile açıklayabiliriz:

1. Küresel Endüstri Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez demiryolu ağlarıyla örülmesi

2. Küresel Ulaşım Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez hava, deniz ve kara ulaşım ağlarıyla örülmesi

3. Küresel İletişim Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez telekomünikasyon, telefon, faks ağlarıyla örülmesi.

4. Küresel Medya Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez TV, gazete, medya ağlarıyla örülmesi.

5. Küresel Ticaret Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez çok uluslu şirketlerle, bankalarla, uluslararası para piyasalarıyla, yabancı yatırımlarla örülmesi

6. Küresel Sivil Toplum Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez sivil toplum kuruluşlarıyla ve uluslararası örgütlerle örülmesi

7. Küresel Bilgi Devrimi ile beraber yeryüzünün ilk kez bilgisayar ve Internet ağlarıyla örülmesi

Bu yedi devrimin çağımızı dönüştürmesiyle Küresel, Bütüncül, Global, Entegre bir paradigmanın ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu paradigma küresel bir şafak arayışına işaret ediyor.

4) Küreselleşme 3.0: Dünya Düzdür ve Network İdealistleri

New York Times muhabiri Thomas Freedman’ın Lexus ve Zeytin Ağacı’ndan sonraki kitabı “Dünya Düzdür” yine ilginç bir küreselleşme gerçeğini gözler önüne seriyor. Freedman’a göre artık dünya düz, hem de dümdüz. Dijital devrim, yeni ekonomi, Internet, bilgi teknolojileri ve networkler sayesinde dünya artık dümdüz. Yani yatay ve sanal olarak entegre, birleşmiş durumda. Küreselleşme Sürüm 3.0’a hoşgeldiniz. Küreseleşme 3.0’da merkezi aktörler ne devletler, ne çok uluslu şirketler, ne de uluslararası kuruluşlar. Küreselleşme 3.0’da merkezde bireyler yer alıyor. Kimlerden mi bahsediyoruz? Tabii ki laptop’tan, evinden, ofisinden, Internetten tüm dünyayla iletişime geçen ve küresel bir ağda yelken açan cesur genç girişimcilerden, yeni ekonomicilerden, yazılımcılardan, küçük şirketlerden, e-ticaretçilerden bahsediyoruz.

Yaşadığımız son dönemde küresel olarak ortaya çıkan farklı bir yenilikçi tipi dünya piyasalarını kasıp kavuruyor. Yeni bir “tür”. “Network İdealistleri”. Peki onlar kimler? Aslında onları tanıyorsunuz. Onlar imkanları ve bütçeleri kısıtlı da olsa dünyayı değiştirmek isteyen rahatsız tipler. Onlar günümüzün sanal aleminin Robin Hood’ları. Onlar sosyal sorumlulukla yola çıkan ama statükoyu tehdit eden aykırı ve haşarı çocuklar. Onlar zeki, karizmatik, kreatif yeni nesil girişimcileri. Onlar Robin Hood’un değişimci idealizmini Internet bazlı network temelli yeni iş modelleriyle sentezleyen yeni ekonomi girişimcileri. Onlar vahşi ve özgür Sherwood Ormanı’nın – siberalemin – zenginden alıp fakire veren kural dinlemez kahramanları. Network İdealistleri, önce kar amaçsız olarak ortaya çıkıyorlar ve yenilik geliştirirken geleneksel olmayan sıradışı yöntemleri kullanıyorlar:

· Dev çok uluslu şirketlerin kurdukları statükoya meydan okuyorlar ve alternatif oluşturuyorlar.

· Akıllı gerilla taktikleri kullanıyor; mevcut piyasa kurallarını yıkıyor ve değiştiriyorlar.

· Organik, hücresel, dinamik ve hızlı network’ler ve esnek katılımcı yapılar oluşturuyorlar.

· Projelerini ve düşüncelerini sanal bir platform oluşturarak kamuoyuna duyuruyor ve paylaşıyorlar.

· Projelerini online ortamda katılımcılık esaslarını kullanarak, kolektif olarak geliştiriyorlar.

· Platform mantığıyla ilerliyor, esnek iletişim kanalları ve sanal interaktif proje grupları meydana getiriyorlar.

· Organizasyon yapıları; esnek, yatay, eşitlikçi, gevşek örgülü sanal iletişim ağlarından ibaret.

· Pazara giriş engellerini (market entry barriers) ve geleneksel düzeni alternatif yollardan akıllıca aşıyorlar.

· Ürünü veya hizmeti üzretsiz hale getiriyor, herkesle paylaşıyor ve eşitlikçi idealleriyle kitlelerin popülaritesini kazanıyorlar.

· Pazarın veya büyük şirketlerin karşılayamadığı ihtiyaçları karşılıyorlar.

· Kullanıcıların ait olma, üye olma, sosyal sorumluluk, idealizm, topluluk, beraberlik hislerine ve ihtiyaçlarına hitap ediyorlar.

· Kullanıcıların kalbini fethettikleri için kullanıcılar fanatik savunucular oluyorlar ve ürünleri sanal alemde ışık hızıyla yaymaya başlıyorlar.

5) Spagetti Organizasyon

Şirketleri bekleyen büyük tehlikelerden biri, belli bir büyüklüğe eriştiklerinde hantallaşmaları, hızlı hareket edememeleri ve bürokratik dev yapılara dönüşmeleri. Şirketler büyürken aynı zamanda yenilikçilik, icat, esneklik, manevra kabiliyeti, stratejik atılım ve müşteri ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebilme özelliklerini nasıl koruyabilir ve geliştirebilirler? Bu sorunun cevabını bulabilmek için 1990’larda Lars Kolind “Spagetti Organizasyonu” kavramını ortaya attı. Lars Kolind, küresel platformda batmakta olan geleneksel imalat şirketi Oticon’u baştan aşağı bilgiye ve inovasyona dayalı bir kuruma dönüştürmesiyle büyük bir başarı ve ün elde etmiş olan Danimarkalı profesyonel. Kolind, iş tasarımı, organizasyonel tasarım, yenilik, teknoloji, bilgi yönetimi ve öğrenme kavramlarına yeni soluklar getiren yenilikçi bir yönetici, danışman ve girişimci. “Spagetti organizasyon” 21. yüzyılda faaliyet gösteren esnek organizasyon yapısını temsil eden metaforlardan biri. Spagetti, “karmaşanın harmoni”sini temsil ediyor. Salça, sebzeler, peynir, makarna ve kıyma tamamen esenk ve kaotik biçimde birbirine karışmış durumda, ama sonuçta spagetti gibi hoş bir tat ve büyük bir resim de ortaya çıkıyor. Spagetti sürekli esnek biçimde şekil değiştiriyor ama aynı zamanda kendi özgün şeklini de koruyor. Spagetti, aynı zamanda esnek ve non-lineer bir ağı (network) temsil ediyor. Network’te bilgi yönetimi deposu olan bireyler ve birimler et veya sebze parçacıkları olarak yer alıyor. Uzun spagetti taneleri bilgi, fikir ve proje alışverişini ve iletişimi temsil ediyor ve sağlıyorlar, onları esnek ve çok yönlü iletişim kanallarına benzetebiliriz. Spagetti organizasyonda herkes birden fazla rol üstleniyor ve departmanlar arası bağlantılar kuruyor. Disiplinler arası proje takımları bir araya gelip misyonlarını tamamladıklarında ayrışıyorlar. Sürekli yeni ve dinamik takımlar kuruluyor ve oluşuyor. Spagetti aynı zamanda kurumlarda “tasarımın yükselişi”ne işaret ediyor. Spagetti organizasyon, kurumlarda dinamik yapılanmanın ve yenilikçi tasarımın önemine işaret ediyor. Artık CEO’lar organizasyona Kuantum Fizikçisi, mimar, ve sanatçı gözlükleriyle de bakmaya başlıyorlar. İş hayatında pek çok süreç artık aslında birer tasarım süreci: Ürün tasarımı, yazılım tasarımı, bina tasarımı, web sitesi tasarımı, kurumsal değişim tasarımı, yönetim tasarımı, paydaş diyalogları tasarımı gibi.. Sürekli yenilik, değişim ve inovasyon gereken sektörlerde ve şirketlerde denenmesi gereken radikal bir model spagetti organizasyon modeli. Spagetti organizasyon modeli gibi yenilikçi, esnek ve radikal modeller bence ülkemizde önce yenilikçi üniversitelerimizde sonra da okullarımızda ve eğitim kurumlarımızda uygulanmalı. Okullarımız acilen “tek tip öğreten fabrikalar” olmaktan çıkarılmalı ve esnek öğrenme laboratuvarları, araştırma ve keşif ortamları, hayatın içinde yenilik üreten atölyeler haline getirilmeli. Bunun için de herşeyi sıfırdan tasarlamak, köklü bir paradigma değişimi ve kuantum sıçrama gerekiyor.

6) IKEA Etkisi

“İKEA Etkisi” dediğimiz şey aslında “El emeği ve göz nuru”. Türkçemizde ne kadar güzel ifade edilmiş kavramlar. Pazarlama Bilimindeki son açılımlara göre (Norton, 2009, Harvard Business Review) firmalar da emeğin değerinin farkına varmaya başlıyorlar. Müşteriler, kendi yaptıkları veya katkıda bulundukları ürüne daha fazla bağlanıyor ve sevgi besliyorlar. Müşterilerin ürünle uğraşmaları, üretim sürecine katkıda bulunmaları ve emek sarf etmeleri onların ürüne çok daha fazla değer vermesine yol açıyor. Yani, zahmet rahmete dönüşüyor. İsveçli İKEA’nın dünya çapında başarılı olmasının arkasında yatan temel faktörlerden biri bu. Bunun için de bu kurala “<ı>İKEA Etkisi” adı verilmiş. “İKEA Etkisi” tek bir sektörle sınırlı değil ve pek çok sektörde yeni esnek iş modellerinin habercisi. İKEA Etkisi, web 2.0 ve işletme 2.0 modellerinin prensipleriyle birebir uyumlu. İnisatif müşterinin elinde ve müşteri tasarım-üretim sürecinin tam merkezinde. İKEA etkisini ifade eden bir örnek olayla bitirelim: Hazır kek karışımları ilk piyasaya sunulduğunda ev hanımları direnç gösteriyor. Kek hazırlamak aşırı kolay hale geldiği için onların emeğinin karşılığı kalmıyor. Pazarlamacılar, bu problemi çözebilmek için ürünü değiştiriyorlar ve karışımın üzerine bir yumurta kırmak gerektiren yeni ürünler piyasaya sunuyorlar. Sonuç mükemmel. Demek ki müşteriyi biraz (ama bıktıracak kadar çok değil) uğraştırmak işe yarıyor. Ne kadar emek, o kadar köfte. “Kendin pişir kendin ye” restoranları belki de bu yüzden popüler. Belki de bu yüzden pek çok Türk Hanımı donmuş gıdadan ve “tembel avrat” adı verilen reyonlardan uzak duruyor, ne dersiniz?


7) Hollywood, Bollywood, Nollywood

Hollywood’u biliyoruz. Slumdog Millionaire filmiyle beraber Bollywood’u da dünya artık tanıyor. Sırada ise Nollywood var. Nijerya, kıt kanaat kaynaklarıyla dünyanın en büyük üçüncü film endüstrisine ev sahipliği yapıyor. Yılda 2500’den fazla film üreten Nollywood, ortalama 10-15 bin dolar bütçeli filmleriyle bütün dünyanın ilgisini çekmeyi başarıyor. Nollywood’un merkezi Nijerya’nın 14 milyon nüfuslu başkenti Lagos. Nollywood, aslında 1992’de elektronik tüccarı Kenneth Nnebue’ın bütçesi olmadan “Living in Bondage” isimli bir filmi çevirmesiyle başlamış. Nollywood, üretilen film sayısı bakımından Hollywood ve Bollywood’a şimdiden yetişmiş durumda. Her ay 200’ün üzerinde Nollywood filmi piyasaya çıkıyor ve iki dolardan alıcı buluyor. Kısacası, Lagos’ta elektriğin sık sık kesilmesi, maddi imkansızlıklar, yapısal engeller Nijeryalı sinemacıların sinema aşkına ket vuramıyor. Peki Nollywood nasıl bu kadar başarılı olabildi? Esnek iş modelleri kurarak film sevdalılarının önündeki yapısal engelleri kaldırarak. Amatör-profesyonel isteyen herkes film çevirebiliyor. Herkes hayalindeki projeyi ve filmi imkanlar kısıtlı da olsa istediği esneklikte hayata geçirebiliyor. Belki de Sinema 2.0 diyebileceğimiz esnek bir iş modeli ortaya çıkıyor. Yeşilçam 2.0 nasıl olacak? Türk sineması nasıl dünyaya açılacak ve küllerinden yeniden doğacak? Evet, Nollywood’dan sonra küresel anlamda en büyük çıkışı artık Yeşilçam olarak bizler yapmalıyız. Artık küresel platformda Yeşilçam’a da “Yollywood” ismi takarlar mı bilemem, ancak Türkiye’mizi, İstanbul’umuzu, Anadolu’muzu dünyaya en güzel tanıtma yöntemi Türk dizilerinden değil Türk sinemalarından geçiyor.

8) Yetenek 2.0: Bilim, Sanat ve Tasarım Sentezli Yetenek Olimpiyatları


Bir örnek olay aktaralım: 22 Mayıs 2009’da Montreal’de ilk kez Expo 3i adında uluslararası entegre bir bilim-sanat-tasarım olimpiyatı düzenledik. Bir avuç idealist eğitimci 2008 sonlarına doğru bir vizyon ortaya koydular. 10’dan fazla ülkeden yüze yakın finale kalan öğrenci, eteklerindeki marifeti döktü ve kreatif yeteneklerini diğer çocuklarla paylaştı. Mali’den, Nijerya’ya, Moğolistan’dan Fransa’ya, Amerika’dan Irak’a dünya milletlerinin çocukları dizayn şehri Montreal’de buluştu. UNICEF, Montreal’i dizayn şehri ilan etmişti ve biz de Montreal’in markasını dünyada tasarım mükemmelliği konusunda öne çıkarmak istiyorduk. Bunun için de Expo 3i’yi bir eğitim seferberliği projesi olarak ilk kez bu yıl başlattık. Montreal Belediyesi, Quebec hükümeti, Quebec eğitim bakanlığı, TD Bank, CTV, Concordia ve McGill Üniversiteleri projemiz için seferber oldular. Expo 3i proje olimpiyatı farklı disiplinleri ve kategorileri bir araya getirdi: Endüstriyel tasarım, sosyal bilimler, uygulamalı teknolojiler, çevre bilimleri, kısa film, resim ve infografi. İlkokuldan liseye her yaştan ve 50 okuldan yüz genç ve çocuk başarılarını, heyecanlarını, ideallerini paylaşırken, gözlerindeki heyecanı ve ışığı görmeliydiniz. Küçücük dimağlar nasıl büyük ideallere ve yüreklere sahipler, parlak fikirler üretiyorlar, projelerini nasıl heyecanla anlatıyorlar görmeliydiniz. Hele ilkokul öğrencilerinin yaratıcı fikirlerine hayran kaldım. Kültürler arası sandviçten akıllı biberona kreatif fikirlerin resmi geçidi hisseli harikalar kumpanyası gibiydi. Expo 3i 2009 geride kaldı ama bu organizasyon her sene daha da büyüyerek ve küresel hale gelerek devam edecek. Montreal, her yıl dünya çapında bilimsel, yenilikçi, tasarımcı düşüncenin sergilendiği, en iddialı okullardan genç takımların keşiflerini ve hayallerini paylaştıkları Expo 3i platformuna ev sahipliği yapmaya devam edecek. Hedefimiz önümüzdeki yıllarda Montreal Expo 3i’yi tasarım, bilim ve sanat alanlarında <ı>genç yeteneklerin küresel cazibe merkezi haline getirmek. Gençlerin ve çocukların bilim, sanat, ve tasarım alanlarında <ı>çığır açan yenilikler üretmelerine ve <ı>sınırsız yetenek geliştirmelerine imkan sağlamak amacıyla başlatılan Expo 3i, “dizayn şehri Montreal”in eğitim alanında da gurur kaynağı olacak. Üniversiteler, iş dünyası, tasarım dünyası, medya, devlet ve okullar her yıl tasarım için bir araya gelecekler. İlkokuldan liseye dünyanın dört bir tarafından Montreal’e akın eden öğrenciler bu platformda en güzel kreatif yeteneklerini ve tasarımlarını konuşturacaklar, filmlerle, posterlerle, projelerle, sanat eserleriyle, teknoloji ürünleriyle, sosyal çözümleriyle kendilerini ifade edecekler. Montreal’in, Kanada’nın ve dünyanın tasarım alanında önde gelen profesyonelleri, liderleri, tasarımcıları, eğitimcileri, mühendisleri her yıl bu platformda Expo 3i’de tasarımın nabzını tutacak ve çocuklarımıza yol gösterecekler. Burada<ı> kritik başarı faktörümüz<ı> teknoloji, bilim, tasarım, ekonomi, sanat ve sosyal bilimleri aynı potada harmanlamak. İdealimiz, geleceğin en iyi genç bilim adamlarının, sanatçılarının, tasarımcılarının önünü açmak, onlara yeteneklerini ve projelerini sergileme fırsatı sağlamak, onların sektör liderleriyle buluşmasını sağlamak. Expo 3i, klasik bir bilim olimpiyatı değil. Sadece bilimi değil sanatı, tasarımı, estetiği ve sosyal düşünceyi de kapsıyor. Amaç, öğrencilerin hayata dair bütüncül çözümler geliştirebilmelerini sağlamak. Amaç, öğrencilerin bilim ve sanatı; teknik ve estetiği buluşturarak özgün çözümler ve hizmetler geliştirmelerini teşvik etmek. 21. yüzyılın en önemli bilimsel, teknolojik, sosyal, ve sanatsal ilerlemeler ve keşifleri; bilim-sanat-tasarım senteziyle gerçekleşecek. İnsan ihtiyaçlarını öne alan ve sosyal problemlere entegre çözüm getiren bütüncül tasarımlar hayatımızı değiştirecek. Expo 3i markası; dört sözcüğe ve giderek değeri artan dört 21. yüzyıl becerisine vurgu yapıyor:

· <ı>İlham (Inspiration)

· <ı>Hayal gücü (Imagination)

· <ı>Keşif (Invention)

· <ı>Yenilikçilik (Innovation)


Bu yeni becerilerin ortak özelliği tasarım düşüncesine (“design thinking”) ve kreatif yeteneklere dayanıyor olmaları. 21. yüzyılda kreatif düşünme, entegre düşünme, ve sürekli öğrenme, gençlerimiz ve çocuklarımız için en önemli yetenekler olacak. İnsana dair problemlerin çözümünde tasarım becerileri giderek daha fazla önem kazanacak. <ı>21. yüzyılı şekillendiren motor gücü, hayal gücü ve yenilikçilik olacak. Deneyim ekonomisinde iş hayatı sanki giderek bir tiyatroya dönüşüyor; bilgi ise hayal gücüne. Katma değerin yeni adı, özgünlük ve farklılık. Estetik değer ölçüleri; ticareti, kültürü, kolektif bilinci ve toplumsal yaşamı yeniden şekillendiriyor. Organizasyonlar, iş dünyasını, iş yapma şekillerini ve süreçlerini yeniden sıfırdan tasarlıyorlar. Google, Pixar ve Apple gibi 21. yüzyıl şirketleri, çalışanlarının kreatif yeteneklerini kullanmak için kampüslere dönüşüyor. İşyerleri Googleplex’te olduğu gibi birer sosyal yenilik, tasarım, ve inovasyon laboratuvarı haline geliyor.

<ı>21. yüzyılda bilim, sanat, ve tasarım dünyası kökten değişimlere sahne oluyor. Bu değişimin dinamiklerini anlamak için sadece TED konferanslarını takip etmeniz yeterli. (http://www.ted.com/). TED, teknoloji (Technology), eğlence (Entertainment) ve tasarım (Design) sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor. TED, dünyanın en büyük ve en yenilikçi medya, tasarım, sosyal yenilik, inovasyon ve teknoloji kongresi olma özelliğini taşıyor. Her yıl California’da toplanan yaklaşık 5000 kişi 3-4 gün boyunca her biri 18’er dakika süren uçuk kaçık sunumları dinliyor. 18 dakika süren bu sunumları 100’e yakın bilim adamı, guru, sanatçı, tasarımcı, teknoloji uzmanı, girişimci yapıyor.

9) Hayat 2.0

Internet, telekom ve mobil teknolojilerinde yaşanan köklü değişimler, hiç kuşkusuz eğitim dünyasını derinden etkiliyor. 21. yüzyılın yeni eğitim ve öğrenme ekosistemlerinde beş özellik (5K veya 5C) önem kazanıyor (Karakas, 2009):

1) <ı>Kreatif düşünce (Creativity)

2) <ı>Küresel ve teknolojik bağlanabilirlik (Connectivity)

3) <ı>Kitlesel ve dijital işbirliği (Collaboration)

4) <ı>Kümelenme – Teknolojik kümelenme (Convergence)

5) <ı>Katılım – Toplumsal katılım (Community)

Bu değişimler yeni bir dünyanın habercisi. Bu dünyaya Hayat 2.0 adını verebiliriz. Dijital bir nesil yetişiyor. Lale devri çocukları değil “<ı>Google devri çocukları”ndan bahsediyoruz. Küresel beyin Internet’te, sanal ve interaktif ekosistemlerde bilgi üreten, bilgiyi paylaşan, eğlenen, arkadaş edinen, alışveriş yapan, dünya ile iletişime geçen, hayallerini dünyaya açıklayan, üreten bir Internet neslinden bahsediyoruz. Web 2.0 platformlarında öğrenen, eğlenen, bilgi üreten, blog yazan, chat yapan, wikilerde proje üreten, Google ile küresel bilgiye bir tıkla ulaşan, TV’den çok YouTube izleyen, Twitter ile haberleşen, Facebook ile arkadaşlarıyla iletişim kuran bir nesilden bahsediyoruz.

Dijital nesil, yerli malı haftaları kutlayarak yetiştirilemez. “Üç tarafımız denizlerle, dört tarafımız düşmanlarla çevrili” anlayışından acilen uzaklaşmalıyız. Küresel iletişim çağında YouTube yasaklamak hiçbir problemi çözemez. Milli eğitim politikamızı acilen ezbercilikten ve çağdışılıktan kurtarmalıyız. Öğrencilerimiz için işbirliğine, proje üretimine ve takım çalışmasına dayalı kreatif öğrenme deneyimleri tasarlamalıyız.

10) Dikkat Ekonomisi

Yeni ekonomide sermaye, bilgi, emek bol bulunuyor. En çok da bilgi bulunuyor, ve geometrik hızla artıyor. Parmağımızın ucunda sınırsız bilgi ve data. Dünyanın bilgisi sadece bir tık ötede. Internet’te, basında, yayında, kitapların dünyasında, reklamlarda, hayatımızın her alanında bilgi patlaması yaşanıyor:

    Her yıl Amerika’da en az 60 bin, dünyada en az 300 bin yeni kitap basılıyor. Sadece Amerika’da yılda 225 milyar sayfa tutan 18 binden fazla magazin basılıyor. Dünyada yılda en az 400 bin akademik dergi basılıyor. Internette en az 2 milyar web sayfasının olduğu biliniyor, bunların çoğu Google gibi arama motorlarının dışında kaldığı için “görünmez web”i oluşturuyor. Illinois Üniversitesi araştırmasına göre, 1975’te 301 ayrı elektronik veri tabanı bulunurken, 2000’de ise bu sayı 11.339’a çıkmış durumda. Tipik bir süpermarkette 40 binden fazla ürün çeşidi bulunuyor.

Bilgi arzı inanılmaz arttı ama bilgi talebinin bu ölçüde artması imkansız, sonuçta fani insanların da sınırlı “dikkat”leri var. Böyle bir bilgi enflasyonu ortamında bilgi okyanusunda yüzebilmek ayrı maharetler gerektiriyor. Hızlı okuma, göz gezdirme, eleme, farklı konular arasında gidip gelme, konudan konuya esnek geçiş sağlama, birden fazla işi aynı anda yapma (multitasking) gibi.. Bilgi ekonomisinin en kıt, en değerli ve en kritik kaynağı bilgi değil “dikkat”. Dikkat günümüzde para kadar değerli bir enstrüman, hatta bazen daha değerli. Bir danışman tuttuğunuzda onun dikkatini kiralıyorsunuz. Bir iş gününüze başlarken mesainizi düzenlemek için dikkatinizi en kritik meselelere yoğunlaştırıyorsunuz. Şirketlerin amacı ise müşterilerin, hissedarların, potansiyel çalışanların dikkatlerini üzerlerine çekmek.

Hepimiz “dikkat fakiriyiz” dostlar. Dikkatimiz çok sınırlı, ama herkes bir yandan sürekli bizi çekiştiriyor. Sürekli bir bilgi bombardımanına maruz kalıyoruz. Dikkatimiz çok çabuk dağılıyor, kafalarımız zaten dumanlı. Her dakika bir e-mail, mesaj, faks, telefon, posta, rapor alıyoruz, hangisine yetişeceğimizi bilemiyoruz. Bunun üzerine bir de bunlar yetmezmiş gibi online gazeteler, siteler, Facebook, Youtube bizleri adeta esir alıyor. Günümüz profesyonellerinin yüzde 71’i her gün aldıkları bilgi fazlalığından ve bunun oluşturduğu stresten şikayet ediyor. Sadece bireyler değil, organizasyonlar da aynı şekilde dikkat eksikliği ve düzensizliği sendromu yaşıyorlar.

Dikkat ekonomisinde müşteriyi tatmin etmenin anlamı da değişiyor. Dikkat ekonomisinde şirketler de artık müşterilerine hatırlanacak zenginlikte, derinlikte, farklılıkta, özel deneyimler sunuyorlar. Hatta buna “Deneyim Ekonomisi” de deniyor. Tabii zengin deneyimler hazırlamak için de şirketler özel detayları düşünmek ve daha fazla özen göstermek zorundalar. Bu da daha fazla “dikkat” demek. Uzun vadeli etkinlik ve başarı için ise dikkati yoğunlaştırmak şart. Hepiniz bilirsiniz, bir rapor veya makale yazabilmek için bile saatlerce sıkı bir gayretle yoğunlaşmanızın ne kadar gerekli olduğunu. Projenin içine girip momentum yakalayabilmek için zaten bir ön zamana ihtiyacınız var. Her koldan sizi saran Internet okyanusunda ya da bilgi bombardımanında ayakta kalmanız için teslim olmamanız ve kendinizi korumak için silahlar geliştirmeniz gerekiyor. “Hayır” sözcüğü değer kazanıyor. Odaklanmak için tavizsiz kurallar şart. Zaten azıcık dikkatiniz var, onu da Internet köşelerinde tüketmeden işinize yoğunlaşmalısınız. Öbür türlü “abesle iştigale” kendinizi kaptırırsanız “Internet aptalı” oluveriyorsunuz. Kaç defa size de olmuştur: Internette saçma sapan sitelerde değerli nefesinizi o kadar tüketmişsinizdir ki, sonunda beyniniz “laçka” haline gelmeye, “yalama” yapmaya başlar. Kafanızın içi çorba gibi olmuştur zaten, artık o geri dönülmesi zor kısırdöngüden çıkıp yeniden üretken hale gelmeniz neredeyse olanaksızdır. Sonuç: Dikkatinizi tükettiniz, heba ettiniz, çöpe attınız. Eksilen şey sizin en değerli şeyiniz: Zamanınız, moraliniz, hayatınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2417
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster