Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '09

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1598
 

Hayatımızın amacı nedir

Hayatımızın amacı nedir
 

Hayatımızın Amacı Nedir?- MGD- Altın Objektif- En İyi Serbest Yazı Dalında Ödül-2002

Hayatımızın amacı nedir?… Nerede saklı bu sır?..

Göklere yolladığımız Tanrı'da mı, sofuluğun aman bilmez yollarında mı, derviş çilehanelerinde mi, Himalaya'larda yapılan meditasyonlarda mı, Agarta'nın, Bilgelik Kitabında mı?…

Belki hepsinde… Ama hepsinde de öte; kendi içimizde…

Yüreğimizde bir dağ gizli. Işıktan bir sevgi dağı. Ve hayatımızın amacı; bu dağın zirvesi.

Özü aynı, rengi farklı tüm insanlar bu görünmez dağın zirvesine doğru ilerlerler. İyi ya da kötü, varsıl, ya da yoksul, güzel ya da çirkin… hiç farkı yoktur. Tanrı'nın yüceliğinde, hepsinin bir dağı ve o dağın bir zirvesi var…

Bu dağın yolları, zorludur. Uçurumlar, buz kayalarıyla bezelidir. Tutunmak için güç ve bilgelik gerekir. Dağın vadileri, güneşli ve cıvıl cıvıldır ama geçici baharların sihrine kapılmamak önemlidir. Zirveye giden yolu aşmanın, ancak yüreklerde, ayazda yakılan mücadele ateşiyle mümkün olduğunu bilmek gereklidir.

Zirveye doğru, rüzgarlar, bazen, kuzey rüzgarı boranın, ladini ağlatan şiddetinden bile daha güçlüdür. Soğuk rüzgarlar ağlatmak için eserken, göz yaşı denizlerinin acımaklı çaresizliğinde boğulmadan, dimdik rüzgara karşı yürümek gerekir.

Bu dağın zorlu yolları, tırmanırken daima bir çember çizer. Çünkü, evrenin çizgileri, her daim, bir çembere döner. Dünya, döner ve yuvarlaktır, tüm gezegenler, güneş, ay döner. Mevlevilerin dönüşü boşuna değildir, her dönüşlerinde "Allah" demeleri de. Doğum ve ölüm , mevsimler bir döngüdür. Her şey döner ve dönerken değişir. En ayaz, kışın bile ardı, güneşli, cıvıl cıvıl bir ilkbahardır. Bu dönemeçleri keskin yolda, özündeki Tanrı'ya biraz daha yaklaşmak için savaşan ve zirveye ulaşan her varlık, dağın zirvesinde açan bir çiçektir… O çiçeğin tohumları daima daha yüksek dağların zirvelerinde yeşermek için yol alır.

Hepimiz, zirvede açmak isteyen, onun ektiği tohumlarız. Farklı yaşamlarda, farklı deneyimler yaşıyor olsak da hepimiz aynı ışığa döneriz. HZ.İsa'nın bu konuda anlattığı şöyle bir öykü var: "Ekinci tohum, ekmeye çıktı. Ve ekerken, bazısı yol kenarını düştü, kuşlar gelip onu yediler. Başkası çok toprağı olmayan kayalığa düştü. Hemen filizlendi ama toprağın derinliği yoktu. Güneş doğunca, yandı. Kökleri de olmadığı için kurudu. Başkası, dikenler arasına düştü. Dikenler çıkıp onu boğdular ve semere veremedi. Başkaları, iyi toprağa düştüler. Büyüyüp çoğaldılar ve semere verdiler. Kimi otuz kimi altmış, kimi yüz kat getirdi."

Adaletsiz gibi görünüyor değil mi?… Ama, yaşamda unutmamamız gereken bir gerçek var: Tanrı'nın adaletinde, onun sağ eli de sol eli de daima, sevgiye, iyiliğe hizmet eder.

İsa'nın anlattığı dinleyenlere biraz karışık geldi. Tam olarak anlayamadılar. O da bu öyküyü şöyle açıkladı: Tanrı, herkese sözü eker. Sözün ekildiği yerde, yol kenarındakiler ; sözü işittikleri zaman, yanlarında beliren şeytana kolayca kananlardır. Kayalıklar üzerine ekilenler; sözü işittikleri zaman hemen onu sevinçle alırlar. Ama kendilerinde kök yoktur. Kendilerine güvenleri, iyi niyetleri fazla gelişmemiştir. Hayatın amacını tam olarak kavrayamamışlardır. Onlar bir zaman için, sesi işitirler. Sözden dolayı, sıkıntı, yahut eziyet çekmeye başladıklarında hemen söze sırtlarını dönüverirler.

Dikenler arasına ekilmiş olanlar ise; sözü işitirler ama dünyanın kaygıları, zenginliğin aldatıcılığı, başka şeylerin hevesleri araya girip sözü boğar. Onlar artık sesi işitemez olur.

İyi topraklar üzerine ekilmiş olanlar da şunlardır ki; sözü işitip kabul ederler. Işık yolunda durmadan, yılmadan ilerlerler. Onlar, bol verimlidir. Yüzlerce tohumun bereketle yeşermesine yardımcı olurlar."


Tanrı'nın yüceliğinde, küçük büyük, varsıl, yoksul ayrımı yoktur. O hardal tohumunu çok küçük yaratırken bile, ona yeşerdiğinde, en büyük tohumlu sebzelerden bile daha yükseklere çıkma özelliği vermiştir. Küçücük hardal tohumu, öylesine büyür ki, gölgesinde kuşlar cıvıldaşır. Hayat da böyledir; en küçük gördüğümüz insanlar belki de en yüce olanlarımızdır.

"Dünyadaki En Büyük Satıcı" da yazar, yaşlı ve zengin adamın, zengin olmak isteyen genç yardımcısına şöyle dediğini anlatıyor: "Benimle, sarayın dışındaki dilenci arasında yalnızca tek bir fark vardır. Dilenci yalnızca bir sonraki yiyeceğini düşünür, ben ise yalnızca son yemeğimi düşünüyorum. Hayır oğlum, serveti ve işi, yalnızca zengin olmak için arzu etme. Bunun yerine mutluluğu, sevmeyi, sevilmeyi , hepsinden önemlisi kendinle barışıklığı ve huzuru amaçla..."

Yaşamının amacını, Tanrı yoluna çevirip, onun ışığında yürüyenler için, her insan sonsuz bir evrendir. Her insan eşittir. Ağaçlar köklerini nasıl toprak da saklarlarsa, bazı insanlar da öyledir. Gövdesine baktığımızda bizim için bir anlam ifade etmezlerler. Ama onlar, yaşamın derinlerine kök salarken, yemyeşil, huzur dolu başlarını göğe doğru yükselmektedirler. Ağaçların, ışıkta parlayan yaprakları görebilmek için başımızı yukarı kaldırmamız gerekir. Böylesine insanlar, yaşamın gerçek amacını keşfetmiş varlıklardır. Kökleri yaşama sımsıkı bağlıyken, bilinçleri; yükseklere, Tanrısal olana doğru yol almaktadır. Hayatımızın amaçlarından biri de belki de; hiç bir varlığı küçümsememek olmalıdır. Çünkü, Tanrı'nın yüceliğinde her varlığın, ayrı bir bilinci ve yaşama dair umutları, beklentileri vardır. Kunduzların, o derme çatma gibi görünen barajlarını suyun direncini ve mevsimsel debileri hesaplayarak yaptıkları ve insanoğlunun, onların baraj hesaplarına ancak 20. yüzyılda ulaştığını düşündüğümüzde, binlerce insanın bir araya gelerek, arıların her biri başka bir noktadan başlayarak yaptıkları ergonomik altıgen peteklerin bir benzerini yapmalarının imkansızlığının bilincine vardığımızda ve karıncaların yeraltı dünyalarının mucizelerine henüz ulaşamazken… O zaman, Tanrı'nın yarattıklarını küçümsemek ne haddimize?…


Hayatının amacını, Işık Yolu'na çevirenler için, Yüce Yaratıcı'nın rehber yasaları vardır. Bunlar, Işık işçilerine, Tanrı'nın bir hediyesi gibidir. Hayatın amacına, bu yasalarla ermek de mümkün. Bu yasaların bazı maddeleri şöyle:


· "Gel… Kim olursan ol gel… Yüzbin kere tövbe etmiş, yüzbin kere tövbeni bozmuş olsan da gel!
 

· Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Her insan, Tanrı katında
kıymetli mücevherin ötesinde değerlidir. Değerinizi asla küçümsemeyin. Siz bu dünya için, evren için önemlisiniz. Her şeyden öte; ne olursanız, nasıl olursanız olun, Yüce Yaratıcı için değerlisiniz.
"Biz saydam bir dünyada yaşıyoruz. Tanrı her "an" onun bir başından öbür başına parlar"

· Goethe, "Şimdiki an güçlü bir Tanrıçadır" der. Tanrı'nın evreninde zaman diye bir kavram yoktur. Zaman, biz insanların, yarattığı sosyal bir anlaşma gibidir. Yaşam sadece, şimdiki anda yaşanır. Yaşamın sadece "an" lardan oluştuğunu idrak ederseniz, sizi yolunuzdan alıkoyan iki düşmandan; sabırsızlık ve pişmanlıktan da kurtulmuş olursunuz.

· " Ne mutlu merhametli olanlara; çünkü onlara merhamet edilecek.
Ne mutlu yüreği pak olanlara; çünkü onlar Tanrı'yı görecekler.
Ne mutlu barış sağlayanlara; çünkü onlara Tanrı'nın çocukları denilecek."


· Yaşamda elde edebileceğimiz en değerli şeyler; merhamet, erdem, adalet ve yüksek bilinç düzeyidir. Bunları benliğinde oluşturabilmiş insanın, yaşam yolunda ilerken karanlıkta kalmasına imkan yoktur.

· "Yaradan, gönderdiği ışık enerjisi gibi, gerçekten esnektir. Ve bu ışık hem sizin yaratıcınızdır hem de size ilerlediğiniz yolda hizmet eder."

· Yaşamda yaşananlar karşısında esnek bir tavır takınmak, her şeye mizahi gözlerle bakabilmek zorluklara, değişen koşullara katlanma ve kolay adapte olma şansını verir. Böylesine bir bilince ulaşanlar için, hayat zorlu değil, eğlenceli bir yolculuktur.

· "O güneşi, hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğurandır. Ve yağmuru hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. Şimdi insanların size nasıl davranmalarını istiyorsanız, sizler de onlara aynı yolda davranın."

· Tanrı bizi asla yargılamaz. Yargı bizlerin yarattığı bir olgudur. Yargıyla, birbirimiz üzerinde hakimiyet kurmaya ve kendimizi diğer insanlardan üstün görme eğilimi taşırız. Halbuki Tanrı'nın yüceliğinde, kibire, yargıya yer yoktur. Her şey olması gerektiği için, en hayırlı olan uğruna olmaktadır. O yargılamaz ve cezalandırmaz. O sadece, müşfik bir ana-baba gibi önümüze yaşam düsleri sunarak, bize tekamülümüzde yol gösterir. Kendimizde yüzleşmeye korktuğumuz şeyleri kader olarak bize sunar. Ve hayat yolunda tekrar tekrar kendimizle binbir kılıkta karşılaşmamızı sağlar. Ta ki, edinmemiz gereken dersi anlayana kadar.

· " Düşmanlarınızı sevin. Sizlere küfür edenler için iyilik dileyin. Sizlerden nefret edenler için yararlı işlerde bulunun. Sizlere kötü davranan ve baskı uygulayanlar yararına Tanrı'ya dua yükseltin."

· O daima affeder. Onun yüceliğinde, düşmanlığa, kine , nefrete yer yoktur. O sonsuz ve sınırsız bir bağışlayıcılığa sahiptir. Biz de onun bir parçası olduğumuza göre, onun gibi olmak bizim için de zor olmamalı… Yapmamız gereken, sadece "denemek".

· "Büyük beklentiler yaşayın, büyük şeyler olacaktır."

· Dünya, Yüce Yaratıcı'nın düşüncesinin tezahürüdür. Bu dünyadaki herşey gibi insanda bu düşünceden var olmuştur. Bize de düşünce gücü verilmiştir. Hayatımızın bir amacı da daima, hem kendimiz hem de kainatın ortak iyiliği adına düşünce gücümüzü harekete geçirmemizdir. Dualarımız ve düşüncelerimiz, daima iyilik ve güzellik üzerine olursa, bize aynı şekilde ama katlanarak geri dönecektir. Çünkü evrenin yasalarında herşey çoğalarak geri döner, iyilik de kötülükte. Şuna inanmalısınız ki; yaptığınız her iyilik, sevgi okyanuslarında yıkanarak, ışığın tüm kutsallığı ve bereketiyle size katlanarak geri dönecektir. Tabii beddualarınız da… Bu nedenle, beddua etmek tümümüz için kötü enerjileri çağırmak anlamını taşır…

Yasa maddelerinden bazıları böyle. Ama Tanrısal bir gerçek daha var ki, o da, Tanrı, yaşama gülerek bakanların daima yanındadır. Bir kitap da yazar, dünyaya gülerek bakmanın güzelliklerini şöyle anlatıyor; "Dünyaya güleceğim... Çünkü dünyevi olan her şey gelip geçicidir. Yüreğim daraldığı zaman, bunun da geçeceğini düşünerek teselli olacağım. Başarı ile şişindiğim zaman, geçici olması nedeniyle kendimi uyaracağım. Yoksulluktan boğulduğum zaman, kendime bunun da geçici olduğunu söyleyeceğim. Zenginlik kazandığımda kendime geçici olduğunu söylemeliyim. Dünyaya güleceğim. Bugünün mutluluğunun tadını bugün çıkaracağım..."

Belki de dağı tırmanırken, zirveye giden en kestirme ve en bilgece yol gülmekten geçiyor. Yine yazarın dediği gibi:

Başarısızlıklarıma güleceğim, yeni düşlerin bulutlarında kaybolsunlar.

Başarılarıma güleceğim, gerçek değerlerine büzülsünler.

Kötülere güleceğim ki, ben tatmadan yok olsunlar.

İyiliklere güleceğim, büyüyüp bollaşacaklar.

Her gün, yalnızca gülerek başkalarını güldürdüğüm zaman bu benim zaferim olacaktır…"

Hayatın, zorluklarına, kötülerine ve kötülüklerine karşı takındığınız içsel bir gülemsemenin ve dudaklarınıza yerleşen bir tebessümün sizi ne kadar güçlü kılabileceğini hiç düşündünüz mü? Bir deneyin… Kötülüklerle yüzleştiğiniz de sükunetinizi koruyun ve içsel, bilgece bir tebessüm takının… İçimizdeki Tanrı'ya giden yollardan biri de bu sükunet ve gülümsemeden geçiyor.

Ve dualar… Dualarınıza dikkat edin, gerçekleşebilir demişler. Öyleyse hayatınızın amacına doğru, zorlu yolda ilerlerken, dualarınız şöyle olabilir:

"Her şeyi yaradan bana yardım et.
Ne altın, ne giysiler ve hatta ne de yeteneğime uygun olanaklar talep ediyorum. Onların yerine bana olanaklarıma uygun yetenekler kazanmada yol göster.

Bana engeller ve başarısızlıklar arasında, alçak gönüllü kalmamda yardım et.

Başkalarının yapamadığı görevler ver bana; onların başarısızlıklarından başarı tohumları toplayabilmem için yol göster.

Ruhumu dindirecek korkular ve bana; kuruntularıma aşacak cesareti bahşet.

Hedeflerime ulaşmaya yetecek kadar gün ihsan eyle bana; bugünü son günümmüş gibi yaşamama yardım et.

Sözlerimi meyve vermeleri için yönlendir; kimse iftiraya uğramasın diye dedikodudan alıkoy beni.

Tekrar tekrar deneme alışkanlığı ile beni disiplinli kıl. Bana gücümü arttıracak sabır ver.

İyi alışkanlıklarla yıka beni ki kötüleri boğulsun gitsin, başkalarının zayıflıklarına karşı merhamet ver. Her şeyin gelip geçici olduğunu öğrenmem için bana acı ver.

Beni nefrete maruz bırak ki o yabancım olmasın; yabancıları dostlara dönüştürmek için kasemi sevgiyle doldur…"

Hepimizin, bir gün zirvede açan çiçekler olabilmesi umuduyla… Sevgiyle, hoşça kalın.

 

Özlem Süyev- “Özden Gelen” Kitabı’ndan alıntıdır.



 

http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=45996

http://adevi.sitemynet.com/









<ı>Kaynaklar
Hayatımızın Amacı- Dan Millman ( Akaşa Yayınları)
Dünyadaki En Büyük Satıcı- Og Mandıno (Boyner Holding Yayınları)
Yükseliş 4 - Eric Klein (Akaşa Yayınları)
İsa Mesih (Kitabı Mukaddes)
İsa Mesihin Yeni Ahit Kitabı (Kitabı Mukaddes)





 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster