Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
204
 

Hayatın içinde

Hayatın içinde
 

Damlalar düşüyordu bu sabah perdemi açtığımda gökteki gri pamuklardan. Radyoyu açtım, ‘yağışlı’ dedi bir ses günü tanımlarcasına. ‘Tam da gününde’ diye geçirdim içimden, durdu durdu dışarıdaki bütün işler bugünü buldu. Murphy işte, ne zaman hoş tutmuş ki zaten seni beni? Attım kendimi sokağa, bir ürpertidir girdi içime. O baygın sıcaklarda az beklemedim ya hafiften ürpermeyi, şimdi hiç de kucaklayasım yok, kusura da bakmasın hani. Aldım elime şemsiyemi, damlaların üzerinde çıkardığı şıpırtıya kulak vererek adımladım sıra sıra yolları. Önümde, yanımda yürümeye çalışan başkaları... Baktım, kadere boyun eğmiş sanki hep başları. Güneşe küsmüşçesine önde hep kafalar, kaldırmıyorlar. Sonra bir baktım, ben de farksızım onlardan Güneşe mi küstüm ben de? Yok, mümkün mü onunla bozuşmak? Başka bir sebep var işin içinde. Yerler ıslak, ötesi berisi sudan dolma çukurcuklarla dolu. Ah memleketimin yıkıp yapmaktan usanmadığı şu yaya kaldırımları... Ah üzerinde gezinenleri sirk cambazına döndüren canım insanları... Hileli kaldırım taşları arasında zikzak çizmesek, yanlış taşa basıp da ayaklarımız sırılsıklam olmasa daha hoş olmaz mıydı bu gri günler? Alıştık desek, yok değil, alışamadık. Ne ben bırakabildim bunca yıldır her oynak taşın içinden fışkıran şakacı sulara söylenmeyi, ne önüm sıra giden amca geri koyabildi kendini küfrünü sıralamaktan. Kolay mı, hem kaldırım hilelerinden kaçınacaksın gözlerin yerde, hem yoldan geçen arabalardan kaçınacaksın kulakların yolda. Yok, o kadar kolay değil elbet. Lakin kim demiş, kolay hayat bedava, gel ucundan bak tadına diye...

Seyrüsefer geçti saatler bugün, zorlu. İsyan ederdim başka zaman olsa ama, mutluluğu seçtim bugün, nedensiz. Ben onu seçtiğim için de, herkes insan olmayı seçti bugün, ahenkle. Bir şey satın aldım. Başka zaman olsa selam ve veda kelimelerinden başkası dökülmezdi belki dudaklarımdan. Ama havaya inat, sıcaktı bugün içim. Rutin kalıplara ek, keyifli sözcükler de yayıldı etrafıma. Onlar da havada uçuştu uçuştu geldi gülücük oldu ağızlarımızda. İçimde büyüdü mutluluk, bir de öyle olacak ki, sarmaladı başkalarını da. Sonra koşuşturdum yine sokaklarda, bir bitirsem şu işleri de, varsam sıcacık koltuğuma diye. Yapmam gerekenleri yaptım ya, çok da faydası olmadı bana. Hani şu “başka zaman” var ya, işte ondan olsa... Neyse ki ondan değildi işte bugün, varsın çok da rast gitmesin işler. Attım kendimi durağa, tatlı bir yorgunluk sarmış sırtımı şal misali. Bir teyze yanımda, kaçamak bakışlar attı birkaç kez bana. Sonra biraz mahcup, biraz ümitli seslendi, “yavrum basınevleri dolmuşu gelince bana söyler misin?” “Tabi” diye atıldı içimdeki mutlu kişilik, “söylemez miyim hiç?” Pür dikkat kesildim ön camlardaki isimlerini bile duymadığım semtlerin yazdığı tabelalara. Bir, üç, beş...

Geçti gitti bir dizisi önümüzden, teyze endişeli. Unuttum mu diye dönüp dönüp baktı göz ucuyla, küçük bir çocuk gibi. Sonunda dayanamayıp sordu, “bakıyorsun değil mi yavrum?” Sormasaydı da aşikardı ya endişesi, sorunca bir rahatladı, attı üzerinden evhamını. “Ah” dedi, “bizim oraların dolmuşu öyle çok sık gelmez, baya bir bekliyorum ben bunu.” Bir ortak aradı derdine, ortak oldum ben de. Sonra aklımdan geçti birden, nice olurdum ben de okumayı bilmesem? Bir oyun yaptım kendime. Nerelerde zorlanırdım diye düşündüm. Yol bulmaya çalışırken, telefon numarası kaydederken, kitap, gazete okuyamazken, yemek tarifi öğrenip bir köşeye not alamazken, ilaç kullanırken kullanım talimatlarını anlayamazken, markette hangisinin un, hangisinin şeker olduğunu ayırt edemezken ve sıra giden çok çok ve çok fazla şeyde daha zorlanırdım. Hayat bizlere de zor da, onlara daha mı bir zor ne? Yine de umutlu teyze yanımda, hele de ben dolmuşunun geldiğini söylediğimde. O an unuttu beni dedim, koşar adım ilerledi dolmuşun kapısına. Bindi, uzattı parasını, oturdu yerine. Ben de izledim arkasından, halimden memnun. Bir baktım ki, unutmamış, döndü arkasını, aileden biri gibi içten bir el salladı bana yüzünde kocaman bir gülümseme. Ben de karşılık verdim, aynı içtenlik, aynı gülümseme... Sonra koyuldum yine beklemeye. Bu sefer de yarım metrelik kartondan tezgahının başında dikilen amca takıldı gözümün ucuna. Kim bilir kimlerin, hangi koşulların eskittiği kahverengi bir palto üzerinde, gözünde gözlüğü, elindeki yara bantlarını satmak için uğraşıyor. Hiç fena da değil, tam kırk tanesi bir lira. Sonra onun da gözü bana takıldı, “gel kızım” dedi, “otur şöyle”.

Hani çok fazla şeye sahibiz de paylaşmıyoruz ya, utandım bir an kendimden. Orada tek sahip olduğu ufacık bir taburesi, onu bile paylaşmayı biliyor bu insan. İşte insan, aslında böyle bir insan. Dünya malları arttıkça kendine saklamak için daha çok uğraş veren değil, sahip olduğu şey tek bile olsa, onu paylaşan insan... “Yok amca” dedim, “çok oturdum, sağolasın.” Sonra bir müşterisi geldi, birkaç parça eşya satın aldı. Parasını ödedi, üzerini de almadı. Işıldadı gözleri amcanın, arkasından dualarını okuyup gönderdi. Sonra ben de istedim aynı duyguları paylaşmak. Birkaç parça da ben istedim, verdim üç beş bir şey. Çoğaldı içimdeki mutluluk kelebekleri iyice. Paylaşmak, nerede ve nasıl olursa, ne güzel şey... Ve ardından geldi benim de dolmuşum. Sırasını beklemiş gibi. “Önce teyzeye bir faydan dokunsun, ardından amcaya, sonra geleceğim yanına” der gibi. Bindim dolmuşa, oturdum bir koltuğa. Dedim ki içimden, “iyi ki mutluluk seçmişim bugün”. Ben onu seçtim, insanlar da insan gibi olmayı. Hayatın tam içindeydim bugün. Ve orası çok güzeldi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 935
Kayıt tarihi
: 18.07.12
 
 

Gezmeyi, görmeyi, keşfetmeyi seven, balık burcuna ait olduğundan hayallerinden vazgeçemeyen, bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster