Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
625
 

Hayatın son dönemeci

Hayatın son dönemeci
 

Hayatının son dönemecine geldiğini biliyordu. İçinden feryat figan edip çığlıklara boğulurken dışarıdan bunları hissettirmemeye çalışıyordu yanında olup ona destek veren sevdiklerine. “ Ben yeteri kadar üzülüyorum, onlarda öyle. Kimseyi daha fazla üzmeye hakkım yok” diye düşünüyordu.

Aylardır amansız bir hastalıkla mücadele etmeye adamıştı artık onun için hazineler değerinde olan dakikalarını. Elinden geleni yapmıştı ama olmuyordu, başaramıyordu. Her geçen gün biraz daha zayıflıyor, saçları biraz daha seyrekleşiyor, uyanık kalabildiği saatler azalıyordu. Eskiden ne kadar gür saçları vardı oysa: Neredeyse beline kadar uzanan, sağlıklı ve kızıl saçlar. Gören herkesin gıpta ederek baktığı ışıl ışıl parlayan bir teni vardı. Ama hasta olduğu haberini aldığı zamandan beri devam eden kemoterapi tedavisi o güzelim saçlarını dökmüş o da kısacık kestirmek zorunda kalmıştı.

“Hepimiz bir gün öleceğimizi bilerek yaşıyoruz hayatı ama onun yaklaştığını hissettiğimizde korkuyoruz, onun ellerinden kaçmak istiyoruz” diye düşündü. Bu düşünce onu hüzünlendirdi ve bu tür şeyler düşünmemeye çalışacağına dair söz verdi kendi kendine. Zorlanarakta olsa yatağından kalktı, pembe terliklerini giydi ve pencerenin önüne giderek dışarısını izlemeye başladı. Bugün ne kadar güzel ve güneşli bir gün vardı dışarıda. Yaklaşan baharın etkisiyle her yanda çiçekler açmış ve insanlar kalın giysilerinden kurtularak bedenlerini özgürleştirmeye başlamışlardı. Dünyada her gün binlerce insan ölüyor, kazalar, cinayetler oluyor, savaşlar yapılıyor ama tüm bunlar sanki hiç olmuyormuş gibi hayat kendi mecrasında akıp gitmeye devam ediyordu. Herşeye rağmen zaman ilerliyor mevsimler gelip geçiyordu. Birden bir sonraki baharı göremeyecek olma ihtimali düştü aklına ve içi acıdı. Ölümü aklına getirmemeye çalıştıkça herşey söz birliği etmişcesine ona kaçınılmaz sonu hatırlatmaya çalışıyordu sanki.

Acısını dindirmek için verdikleri ilaçlar yine uykusunu getirmişti. Güçlükle duruyordu ayakta ama uykuya direniyor dışarıda tüm canlılığıyla akan hayatı biraz daha izleyip hayat bulmak istiyordu. İnsanlar nasıl da telaşlı ve aceleciydiler. Onun şimdi büyük bir özlem ve yaşama arzusuyla içine çektiği bahar gününün mis gibi havasını, hayatın kış uykusundan uyanışının sembolü olan çiçekleri ve yeşil yapraklı ağaçları hiç umursamadan koşuşturuyorlardı kimbilir hangi acil ve önemli işleri için. Bir zamanlar bende böyleydim diye düşündü. Aynı dışarıda ki o insanlar gibi hayatın güzelliklerinin farkına varmadan çalışarak ve hırslarımla boğuşarak geçirdim hayatımı. Şimdi bir hastane odasında “keşke bir şansım daha olsaydı” diye düşünerek elimde kalan sayılı zamanlarıma anlam kazandırmaya çalışıyorum.

Uykusu iyiden iyiye bastırmıştı. Zihninde dışarıda tüm güzelliğiyle yaşanan bahar gününün hayaliyle ve gülümseyerek yattı yatağına ve uykusunda sevdikleriyle birlikte yemyeşil çimenlerin üzerinde uzanırken gördü kendini.

Blog Resim: http://cherylkirknoll.com/kidseasons.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 273
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 4682
Kayıt tarihi
: 08.08.06
 
 

Ege Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümü mezunuyum. Şu anda Marmara Üniversitesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster