Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '14

 
Kategori
Yoga / Meditasyon
Okunma Sayısı
522
 

Hayatın zıtlıkları ve denge

Hayatın zıtlıkları ve denge
 

Kış mevsimi iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladı. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Kışı sevmiyorum. Kış ayları geldi mi moralim bozuluyor ve kendimi mutsuz hissediyorum. Ruh halim derslerime de yansıyor. Yaz aylarında yerinde duramayan öğretmen gidiyor; yerine ağırbaşlı ve sakin bir öğretmen geliyor. Kış gündönümünü yaşadığımız hafta biraz hareketlenmeye karar vermiştim. Her ne kadar kendimi mutsuz hissetsem de, kış gündönümünü yaşadığımız hafta boyunca derslerimde biraz daha canlı ve hareketli olmayı kafama koymuştum ve derslerimde kış gündönümüne uygun akışlar ve asanalara odaklanmaya niyet etmiştim. (Bu konuda ayrıntılı bilgiye https://burcuyircali.wordpress.com/2014/12/21/kis-aylarinda-yoga/ linkinden ulaşabilirsiniz)
Geçen hafta özel ve grup derslerime bu ruh haliyle gittim. Bir tarafım sabahları yatakta miskinlik yapmak ve tüm gün evde yayılmak isterken, bir tarafım ise canlı, hareketli ve enerji dolu dersler yapmam gerektiğini hatırlatıyordu bana. En sonunda, bu gündönümünü 108 "surya namaskara" (güneşe selam) ile kutlamaya karar vermiştim. Yalnız bir sorun vardı. Özel ve grup derslerimde zaman sınırlaması vardı ve bir saatlik derste 108 güneşe selam serisini tamamlamamız pek mümkün değildi. En iyisi özel ve grup derslerini 54 güneşe selam ile sınırlandırmaktı. Kendimi az çok tanıyorum. Derslerde serileri kafadan saymaya kalksam kesin karıştırırdım. Ya eksik ya da fazla seri yapardık. Bunun da çözümünü bulmuştum. Fasulyeler ne güne duruyordu. Bir torba fasulye ile tuttum ders vereceğim yerlerin yolunu...
Derslere her zaman olduğu gibi meditasyon ile başladık. "Surya namaskara" akışlarına geçmeden önce kış gündönümününden, kış ayları boyunca fizyolojik ve ruhsal olarak beden ve zihinlerimizdeki değişikliklerden, Ayurveda'ya (Hint yaşam bilimi) göre bedenimizde artan "vata" oranından, bu nedenle kış aylarında yoga derslerinde köklenmeye önem vermek gerektiğinden, bedenimizi ısıtmak için kullanabileceğimiz "ujjayi pranayama"dan (ujjayi/kahraman nefesi) bahsettik. Son olarak da neden 108 tane güneşe selam yapıldığından konuştuk. Bir önceki yazımda da bahsettiğim gibi, 108 tane "Upanishad" (Hindu kutsal kitabı Vedaların son bölümü) metni olduğu söylenmektedir. Tanrı Shiva'nın (Şiva) ve Buda'nın 108 tane ismi vardır. Hint tespihleri "mala"larda ve Hristiyan tespihlerinde, 108 tane boncuk vardır. "Sanskrit" (eski Hint dili) alfabesinden 54 ses vardır ve 108 bu sayının iki katıdır. "Surya Namaskara" (güneşe selam) içinde dokuz tane "vinyasa" (nefesle bağlantılı hareket) vardır ve 108 bu sayının 12 katıdır. "Yoga Sutra"lar (yoga hakkındaki en eski metinler), 108 tane "sutra"dan (özlü söz) oluşur. Bir sayısı "bizden daha üstün bir varlığı", 0 sayısı "boşluğu" ve 8 ise "sonsuzluğu" temsil etmektedir. Bir başka rivayete göre ise, güneşin çapı, dünyanın çapından 108 kat daha büyüktür.
Tüm bu bilgileri tekrar gözden geçirdikten sonra, "surya namaskara" serilerine başladık. Her beş seride bir ara vermeye karar vermiştim. Neden beş diye soracak olursanız? Bazı rivayetlere göre, evrendeki toprak, su, ateş, hava ve eter elementleri bedenimizde de bulunmakta ve bu nedenle her "asana"da beş nefes beklenmekte. Güneşe selam serilerini yaparken, her nefes alış verişte başka bir "asana"ya geçip sadece "adho mukha svanasana"da (aşağı bakan köpek) beş nefes bekliyorduk. Beş seri tamamladıktan sonra ise, elleri "anjali mudra"ya (kalbin önünde dua pozisyonu) alıp "tadasana"da (dağ duruşu) nefesleri dinginleştiriyorduk.

İlk yirmi seri çok kolay çıktı. Daha sonraki serilerde katılımcılar yavaş yavaş yorulmaya ve aralarda dinlenmeye başladılar. Ben serileri yapmıyordum. Grup dersinde, öğrencilerden birinden öne geçmesini ve tüm katılımcılara örnek olmasını rica etmiştim. Ben sadece sözlü yönerge veriyor ve sınıfta dolanıyordum. Arada sırada kendime öğrencilerin arasında bir yer bulup ben de güneşe selam akışlarına katılıyordum. "Nefes al yukarı doğru uza nefes ver öne katlan. Nefes al yarı yola açıl nefes ver sağ ve sol bacak arkaya sopa. Nefes al verirken diz, göğüs çene yere (ashtangasana) nefes al kobra, nefes ver aşağı bakan köpek. Beş nefes dinlen ve nefeslerini dinginleştirip sakinleştir." Klasik "surya namaskara" serisini yapmıyorduk. Derse yeni öğrenciler de katılmıştı o yüzden "chaturanga dandasana"lı (şınav) güneşe selam serisinin zor olabileceğini düşünmüştüm. Biz de daha kolay olan "phalakasana (sopa)-ashtangasana"lı seriyi yapıyorduk. Yine de eski öğrencileri de düşünmek lazımdı. Onlara isterlerse "chaturanga dandasana-urdhva mukha svanasana (yukarı bakan köpek)-adho mukha svanasana (aşağı bakan köpek)"li seriyi yapabileceklerini söyledim. Hatta önden arkaya, arkadan öne zıplayarak geçişler de yapabilirlerdi. Esnek olmakta fayda vardı. Herkesin bedeni, nefesi ve kondüsyonu farklıydı.

Her beş sette bir "tadasana"da dinlenirken, nefesleri dinginleştirmeleri için nefes verişlerini uzun tutmalarını tavsiye ettim. Gözlerini kapalı tutup zihni sakinleştirmeye çalışmalarını söyledim çünkü aslında beden yorulmuyordu. Bedene "yoruldun artık, bak nefesin de kesildi. Nabzın da ne kadar hızlandı. 54 tane seriyi asla tamamlayamazsın" gibi akılçeldiren mesajları yollayan zihindi. Halbuki, nefes-beden-zihin bütünlüğü kurduğumuzda, her asanayı nefesle birlikte yaptığımızda ve nefesi doğru kullandığımızda değil 54, 108 ya da çok daha fazla seri tamamlayabilirdik.
"Evet, 54 surya namaskara serisini tamamladık" dediğimde, katılımcılar inanamadı. "Galiba biz 108 güneşe selam'da yapabilirmişiz. Keşke vaktimiz kısıtlı olmasaydı!." gibi sözleri duymak, inanın beni çok mutlu etti. Zihin sustuğunda ve nefes ile beden birlikte aktığında, başarılmayacak şey yokmuş.

Tüm ders boyunca güneşe selam yaptığımız için bir anda yere oturmak ve bedeni yerde esnetmek istemedim. Bedeni "vinyasa"lar (akış) ile soğutmak daha cazip geldi. "Surya namaskara" serilerinin arasına "ashva sanchalanasana" (yüksek hamle), "anjaneyasana" (alçak hamle), "eka pada raja kapotasana" (güvercin), "virabhadrasana I" (birinci savaşçı), "virabhadrasana II" (ikinci savaşçı), "viparita virabhadrasana" (ters savaşçı), "trikonasana" (üçgen), "parsvakonasana" (yan açı duruşu) ve "prasarita padottanasana" (ayaklar açık öne eğilme) gibi asanalar ekleyip hem köklenmeye devam ettik hem de bedenin değişik bölgelerini esnettik. En son "vinyasa"da öne zıplayıp oturduk. "Dandasana" (asa duruşu) ile kalçaların üzerinde köklenmeyi hissetmeye çalıştık. "Paschimottanasana" (yerde öne eğilme) ile bacakların arkasındaki "hamstring" kaslarını esnetip "marichyasana A" (Bilge Marichy duruşu A) ile omurgayı burguyla rahatlattık. Sırt üstü yatıp "jathara parivartanasana" (karından burgu) ile omurgayı iyice esnettikten sonra "savasana" (derin gevşeme ve dinlenme pozisyonu) ile dinlendik.

Dersi bitirken, hayatın zıtlıklarından ve bu zıtlıklar olmazsa mutlu olamayacağımızdan ve hayatımızda dengeyi bulamayacağımızdan söz ettim. Hayat zıtlıklar ile doluydu. Kış da vardı yaz da vardı. Eğer kış olmasaydı, yazın kıymetini bilemezdik ki!. Hayatta herşeyi olduğu gibi kabul etmek ve dengeyi bulmak dileğiyle dersi tamamlamıştık.
Peki ben hayatın zıtlıklarını kabul edip dengemi bulabiliyor muydum? Söylemesi kolaydı. Yine de önemli olan denemekti. Önemli olan deneyimlere açık olmaktı. Dersin ana fikri neydi? Zihni sustur, nefes ile bedeni uyumlu hale getir ve sadece dene...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 201
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 422
Kayıt tarihi
: 08.05.13
 
 

Uluslararası Yoga Alliance onaylı hatha, vinyasa, yin ve prenatal yoga eğitmeni... Hayata bambaşk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster