Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
549
 

Hayatınızda Her Şey Ters mi Gidiyor? “Umudunu Kaybetme” Filmini İzleyin. Mucizeyi Göreceksiniz…

Hayatınızda Her Şey Ters mi Gidiyor? “Umudunu Kaybetme” Filmini İzleyin. Mucizeyi Göreceksiniz…
 

Öfke Kolik Arkadaş Sohbet Ediyor.

Konu: “Hayatınızda Her Şey Ters mi Gidiyor”? Ne yapmalı?

Kemal: Her zamanki gibi, Akıllı Öfke Kazansın “A.Ö.K” kanunları odaklı çözümler peşindeyiz.

Serdar: Beraber seyrettiğimiz bir film var; Umudunu Kaybetme (Orijinal adı: The Pursuit of Happyness), Hayatımızı değiştiren filmlerden biri! Sizinkini bilmem ama benim için belki de ilk 3 te diyebilirim.

Can: Katılıyorum. Gabriele Muccino'nun yönetmenliğini üstlendiği Amerikan yapımı dram filmi! Chris Gardner'ın biyografisi niteliğinde olan filmde Gardner'ı Will Smith canlandırıyor. Filmin senaristliğini üstlenen Steven Conrad, yine Umudunu Kaybetme adını taşıyan kitaba bağlı kalarak filmin senaryosunu hazırlamıştır. Kitap, Gardner tarafından anılara bağlı kalınarak yazılmıştır.

Caner: Film, Columbia Pictures tarafından 16 Aralık 2006 tarihinde çıkmıştır. Smith, filmdeki performansı ile Akademi Ödülleri ve Altın Küre'de En İyi Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterilmiştir. Önce filmin konusunu özetleyelim: San Francisco'da karısı Linda ve oğlu Christopher yaşayan Chris Gardner, 1981 yılında pahalı ve çabuk demode olan bir teknoloji olan kemik tarayıcı ürünlerinin satışını üstlenir. Bu ürünlerin satışında başarı sağlayamaması üzerine karısı Linda tarafından terk edilir.

A.Ö.K.K.1: Sağlık ve Mutluluk iş yerlerimizde Başlar. Evlerimizde Devam Eder! Öfke Kolik lere Yer yok!

Kemal: Maddi kazanç sağlamak için değişik alanlara yönelen Gardner Dean Witter'dan bir yönetici ile tanışır ve bir Rubik Küpü'nü çözerek onu etkiler. Tanıştığı yeni kişi sayesinde borsacı olabilmek adına bir şans yakalar. Dean Witter'da stajyer olur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder.

Serdar: Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet gibi geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar. Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder. Oğlunun da kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.(2)

A.Ö.K.K.2: Lütfen Kalp Kırmayalım. Öncelikle Kendi Kalbimizi! Yalanlara Yer Yok!

Kemal: Filmde, Chris Gardner, hayatta en sevdiği varlık olan minik oğluyla birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyor. Film yaşanmış gerçek bir öyküye dayanıyor. Sokaklarda yaşayan gerçek Gardner'in oğlu bu serüven sırasında henüz bir bebekmiş. Yapımcılar ise senaryoyu 5 yaşında bir çocuğa göre kurmayı daha uygun görmüşler.

Can: Ayakta kalma mücadelesi veren Chris Gardner'in mücadelesi, özellikle  "baba" olmanın sorumluluklarını iyi bilen çoluk çocuk sahibi erkek izleyicilerin, tek kelimeyle kalplerini parçalıyor. Bu film için yapımcılardan Jason Blumhental, "Bir babanın, çocuğunu güvende tutmak ve koruyabilmek için hangi sınırlara kadar gidebileceğinin öyküsü" demiş.

A.Ö.K.K.3:Şimdiyi yaşayınız! Keşke, Asla, Her Zaman, Mutlaka Demeye son veriniz!

Caner: Gerçekten de "Umudunu Kaybetme" nin özeti sayılabilecek bir cümle bu. Kucağındaki bebeğini benzin istasyonlarındaki umumi tuvaletlerin lavabolarında yıkadığını anlatan Gardner'in hatıraları, bundan yıllar önce, televizyon başındaki milyonlarca Amerikalıyı gözyaşlarına boğmuştu.

Kemal: Steven Conrad 15 dakikalık bir televizyon programı yapar, Sonrasında, gerçek Gardner' in kendisine danışmanlık yapar. Anlattıklarından senaryoyu yazar. Defalarca seyrettim, her seferinde; bazı sahnelerde acı acı gülerr,  bazen yumruklarımı sıkar, bu kadar da olmaz diyerek, bağırmamak için kendimi zor tutarım, çoğu sahnede erkek de olsanız, kadında gözyaşlarınıza hâkim olamazsınız.

Serdar: Hele de evlatlarınız için benzer türde mücadeleler vermiş, hayatınız fedakârlıklar içinde geçen bir babaysanız, bu filmden ruhen yenilenmiş olarak çıkacağınız garanti!

A.Ö.K.K.4: Güç/Tüketim Sarhoşluğundan ayılalım. 6 S Uygulayalım.      

Will Smith,  Gardner'ı -aslında konunun da gayet elverişli kılabileceği şekilde- ucuzcu bir oyunculuğa zerre kadar prim vermeden canlandırıyor. (3) Bizlere neredeyse bunun bir flim olduğunu unutturuyor, Onunla birlikte kızıyor, onunla birlikte seviniyorsunuz. Kendisine gerçek hayatta da oğlu olan Jaden Smith eşlik ediyor.

Can: En az fedakâr baba Chris karakteri kadar önem taşıyan bir rolden söz ediyoruz. Ancak, söylendiğine göre, bu kritik rol, kendisine babasının torpiliyle verilmemiş. Kasting ekibinin son derece dürüstçe yürüttüğü çocuk oyuncu seçmelerinden sonra teslim edilmiş. Baba-oğul Smith'ler arasındaki duygusal yakınlığın filmin inandırıcılığına önemli katkılarda bulunduğu bir gerçek. Ki öykü bu ön bilgiyle izlenince daha da keyifli ve etkileyici bir hâl alıyor.

A.Ö.K.K.5:Öfkeye Karşı Sünger Olmayalım. Teflon Olalım.  Günde 10.000 karar hedefimiz Olsun.

Caner: Küresel servetin yaklaşık % 50 sini, nüfusun % 1’ nin neredeyse zorla aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Film diğer yandan yoksullar ve zenginler arasındaki geçişlerin zorluğunu/kolaylığını gözümüze sokuyor.Yapımcılar, ilk aşamada filmin İtalyan yönetmeni Gabriele Muccino'ya, özellikle de finaliyle epeyce "Amerikalı" olan bu projeyi teslim etmekte bir hayli tereddüt geçirmişler.

Kemal: Bir yapımcı, şöyle demiş; "Bu Amerikan rüyasını anlatan bir film; fakat siz Amerikalı değilsiniz, bu durum konuyu kavramanızda ciddi bir sorun oluşturabilir". Muccino, "Dünyanın her yerinde yoksulluk ve yoksullar var. Bu konuda bir öykü anlatmayı da sizden öğrenecek değiliz" anlamında bir tepki göstermiş. Bu söz üzerine de tereddüt içindeki yapım ekibi fikrini bir anda değiştirmiş.

A.Ö.K.K.6: Güler Yüz. Güzel Duruş. Güzel Söz. Güzel Enerji göndermek bedavadır!

Serdar: İyi de etmişler; çünkü filmin içerdiği, kısmen Roberto Benigni'nin "Hayat Güzeldir" ini andıran o naiflik ve duygusallık, tamamen yönetmenden gelen "Akdeniz dokunuşu" nun bir eseri. İnandırıcılıktan çok uzak, her an ağdalı bir melodrama dönüşmesi riski içeren bu kırılgan öyküye, kanımca sıradan bir Amerikalı yönetmen bu denli yoğun insan sıcaklığı katamaz, ortaya en fazla bir "Rocky-1" çıkarırdı.

Can: Oysa, Muccino'nun elinde doğan film, insanı insan yapan o fedakârlık, paylaşım, ailenin değeri, anne-baba olmanın önemi, hayatını hiç karşılık beklemeksizin başkalarına adamak gibi bütün değerlerin alabildiğine yüceltildiği gerçek bir "beyaz sinema" örneği...

Caner: Bu filmi gerek öyküsü, gerek anlatımı, gerekse verdiği olağanüstü güzellikteki mesajlarla çok seviyorum. "Umudunu Kaybetme", hiç kuşkusuz ki yalnızca bugünlerde değil, sonsuza dek, filmleri hayatına anlam katmak için seyreden biz sinemaseverlerin gönül arşivlerinde yerini alacaktır. Sinema tarihi boyunca, seyreden herkesin yüreklerine dokunmaya devam edecektir. Her sabah doğan güneşin taze bir başlangıç olduğunu ve her sabah dünyanın yeniden kurulduğu mesajlarını seyircilere geçirecektir. Gönüllerimize taht kuran, "temiz" filmlerinden biri olarak sinema tarihinde yerini alacak.

A.Ö.K.K.7: Sağlıklı yaşayalım: Probiyotik Beslenelim. Bol Kahkaha atalım. 10.000 adım yürüyelim. Alaturka tuvalet kullanalım. Dijital  detoks uygulayalım. Şükredelim ve Dua edelim!

Kemal: "Umudunu Kaybetme" filmini, çoluk çocuğunuzla birlikte seyretmenizi öneriyorum. Yalnız sizi uyarıyorum, eşinizin ve çocuklarınızın yanında ağlamanıza engel olamayabilirsiniz! Filmin en önemli yanı diyalogları, diyalogların anaokulundan, üniversiteye kadar tüm öğrencilerin yollarını aydınlatacağına inanıyorum. Ben olsam tüm okulların konferans salonlarında gösterilmesini önerirdim. Sonrasında öğrencilerde film hakkında sınıfta tartışmalarını teşvik ederdim.

Serdar: Başta kadın cinayetlerinden, boşanmalara, intiharlardan, işsizlik sorununa toplumun temel sorunlarında beyaz bir sayfa açacağını düşünüyorum. Bunu nereden mi çıkartıyorum? Filmdeki diyaloglardan;

Chris oğluna şöyle diyor;

“Bir daha kimsenin sana bir şey yapamayacağını söylemesine izin verme, benim bile.

Bir hayalin varsa peşini bırakmamalısın (onu korumalısın)

İnsanlar, kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söylerler,

Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma; Git ve Al, O kadar”

A.Ö.K.K.8: KAİZEN Uygulayalım! Korkularımızı Unutalım. Yaşam Değerlerimiz için yaşayalım!

Can: Baba, oğul arasında geçen şu konuşmaya kulak verelim.(1)

+++Baba dinle şunu. Bir gün adamın biri suda boğuluyormuş. Bir gemi gelmiş ve demiş ki, ''Yardıma ihtiyacın var mı?''

Adam demiş ki, ''Hayır, sağ ol, Tanrı beni kurtarır''

Sonra başka bir gemi gelmiş ve demiş ki, ''Yardıma ihtiyacın var mı?''

Adam gene, ''Hayır, sağ ol, Tanrı beni kurtarır'' demiş. Ve adam boğulmuş

Tanrıya demiş ki, ''Neden beni kurtarmadın''

Tanrı da demiş ki, ''Aptal sana 2 gemi yolladım ya''

Caner: Chris’ in iş görüşmesinde mülakat sırasında verdiği şu cevaba dikkat edelim;

Chris başına gelen aksilikler yüzünden iş görüşmesine badana yaptığı kıyafetle gitmek zorunda kalır. Chris' in bu durum karşısında olası işverenine verdiği zekice cevap:

İşveren: Chris sen ne dersin? Bir adam görüşmeye gömleksiz gelseydi ve onu işe alsaydım sen ne düşünürdün?

Chris: Herhalde pantolonu çok iyi olmalı diye düşünürdüm..

A.Ö.K.K.9Birbirimizi Akıllıca Dinleyelim. Empati kuralım! Amaç kavga değildir. Öfkenin kök nedenini yakalayalım!

Can: Eğitimlerde kullandığım bir kısa bir belgesel film var, yazımızı oradan aldığım diyaloglarla sonlandıralım.

“Fazla kalabalık olmayan bir sokaktayız! Kaldırımda gözleri görmeyen bir dilenci oturuyor. Siyah gözlükleriyle yoldan geçenlerden yardım bekliyor! Önünde teneke bir para kutusu! Onun önünde yırtılmış bir karton parçası!

Kartonun üzerinde “Görmüyorum” yazıyor!

Kamera sokaktan gelip geçenlere odaklı! Kutuya çok seyrek para atılır. Gökyüzü güzel. Güneşli bir hava var.

Az sonra sokağın başında çok hoş giyimli bir bayan belirir. Yüksek topuklu ayakkabıları ile gelip dilencinin önünde durur!

Sonrasında eğilerek karton parçasını ters çevirip, arkasına bir şeyler yazar. Biz göremeyiz. Esrarengiz bayan geldiği gibi topuklarını vurarak gözden kaybolur.

Dalın ucuna gitmekten korkma, meyve oradadır.”

—ALDOUS HUXLEY

Bu andan sonra ilginç bir şey olur. Seyredenler ve dilenci şoktadır! Teneke kutuya nerdeyse para yağmaya başlar. Kutu kısa sürede dolma noktasına gelir. Dilencinin yüz ifadesinden sevinci anlaşılmaktadır! Ve de şaşkındır.

A.Ö.K.K.10: Çözüm odaklı iletişim kurulur. Ret edilemeyecek bir teklif  yapılır. Sonuçta kazanan Akıllı öfkemiz olacaktır!

Bu esnada uzaktan ritimli bir topuk sesi duyulur. Dikkatlice bakıldığında az evvelki esrarlı bayanın geri geldiği görülür. Gelip dilencinin önünde tekrar durur!

Dilenci elleriyle ayakkabılarını yoklar. Kim olduğunu anlamıştır. Kafasını kaldırır ve sorar?

Kısık bir sesle” Ne yazdın” diye sorar. Bayan eğilir! Dilencinin kulağına şu sözleri fısıldar;

“Aynı şeyi yazdım ama farklı kelimelerle”

Kamera yazılan cümleyi gösterir. Bizler kartona yazılı şu cümleyi okuruz;

“Bu gün çok güzel bir gün ama ben göremiyorum”

Ardından JENERİKTE şu kelimeler okunur:

Kelimelerini değiştir! Dünyanı değiştir…

Ben bu sözleri biraz değiştirdim:

Kelimelerini Değiştir! Hayatını/Ters Giden Şeyleri Değiştir…

Bu çok güçlü bir fikir! Bu gerçekten yüksek bir standart!

Ve çok önemli!

Chris bunu başardı, O şimdi bir $ milyoneri, Ailesi ve çocuklarıyla mutlu bir hayat sürüyor!

Ya siz?

 

Faydalanılan kaynaklar:

1.     http://filmlerdenreplikler.blogspot.com.tr/2014/11/hayat-seruvenimizde-hepimizin-umudunu.html

2.     https://eodev.com/gorev/3762620

3.     https://www.yenisafak.com/sinema/haftanin-filmi-umudunu-kaybetme-babaligin-anlamini-yalnizca-gercek-babalar-bilir-32564

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 351
Kayıt tarihi
: 10.10.11
 
 

Şükrü ÖZGÜR İ.T.Ü Metalürji mühendisliğinden mezun oldu. Kamu ve özel sektörde farklı pozisyonlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster