Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
201
 

Hayatlarının baharındaki iki değere karşı feleğin yaptığı zalimlik

Hayatlarının baharındaki iki değere karşı feleğin yaptığı zalimlik
 

1940'lı yılların Zonguldak'ı...
Feleğin zalimliği üzerindeydi...
Felek, 4 yıl arayla iki değerli insanı katletti...
İki değerli insan, aynı zamanda sımsıkı birer dosttu...
İki değerli insan, aynı zamanda şiire aş eren, şiir nöbetleri geçiren, şiirle yatıp kalkan, hatta şiire tapan birer şairdiler...
Ama felek, zalim felek acımadı onlara/
sıkı birer dostmuş, iyi birer şairmiş, hayatlarının henüz baharlarındaymış demedi/
tüberkloz, yani verem, yani ince hastalık olup giydi Azrail kıyafetlerini
birini 22'sinde, diğerini 24'ünde aldı götürdü zalim felek.
 
Bu iki değerin adları: Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'ydu.
 
*
 
Rüştü Onur, 1920'de doğup, 1942 yılında hayata gözlerini yumdu; henüz 22 yaşındaydı.
Muzaffer Tayyip Uslu, 1922'de doğup, 1946 yılında hayata gözlerini yumdu; henüz 24 yaşındaydı.
 
Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, iyi birer dosttu, bir oturur bir kalkarlar, bir konuşur bir düşünürlerdi; iyi birer de şairdiler, kısacık ömürlerine onlarca şiir sığdırmışlardı; şiirleri öylesine yazılmış bir şiir değildi, özentiden doğan kopyavari şiirlerden hele hiç değildi; Orhan Veli ve arkadaşlarının temsil ettiği Garip akımını temsil edecek derecede kuvvetli şiirler vermişlerdi kısacık ömürlerinde...
 
Onlar, şiirde başarılıydı, hayata tutkundu ve mutluluğa aş eriyorlardı ama felek, hem insafsız, hem de kıyıcıydı.
 
Onların başarıları vardı, ama feleğin başarıya kement vurmasında üzerine yoktu.
Onların hayalleri vardı, ama feleğin hayali hayal etmekte üzerine yoktu.
 
*
 
Bu iki güzel insandan, Rüştü Onur'un hayat hikâyesi yürek sızlatacak şekildedir.
 
Rüştü Onur 22 yaşına henüz girmemiştir; İstanbul'dan Zonguldak'a doğru giden Anafartalar vapurunda bir kızla karşılaşır, kızın adı Mediha'dır; genç Rüştü, Mediha'ya görür görmez aşık olur; şair ve yazar dostu Salâh Birsel'e yazdığı bir mektupta Mediha'ya dair şunları yazar:
 
"Bu mektubu getiren bayan benim nişanlımdır. Kendisi henüz tifodan kurtulduğu için iki ay istirahatlidir. Bilsen Salâh o kadar iyi bir kız ki. Benim aradığım yegâne kızdır o..."
 
Tanışmalarından 4-5 ay sonra nişanlanırlar, nişanlarından iki ay sonra evlenirler.
Rüştü ile Mediha evleneli henüz 40 gün olmamıştır, ama feleğin gözü çiçeği burnunda olan çiftin üzerindedir; zalim ve hain felek, Mediha'yı alır Rüştü'nün koynundan. Apandist patlamasından dolayı hayatını kaybeder Mediha.
 
Rüştü'nün ciğeri anar; yakaladığı sandığı mutlululuğun gelmesiyle gitmesi bir olmuştur.
 
Mediha'yla oturdukları ev İstanbul'da Şair Leyla sokağındadır, Mediha ölünce Rüştü şu şiiri yazar:
 
Şair Leyla Sokağı
 
Payıma düşen toprak parçası
Senin de payına düşer
Ayrılık gayrılık yok
Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
Daha gün
Karşı apartmanın balkonunda
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı'nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgahının başına
Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
Teselli benim gözyaşımda
 
-Rüştü Onur
 
Mediha'nın ölümünden sonra üzüntüden kahrolan Rüştü, kendi içkiye vurmuş, kahrolmaktadır; aradan yirmi gün ancak geçmiştir, Rüştü'nün yeniden azan veremi ciğerlerinden kan sökmektedir, bir gece sabaha karşı ciğerlerinden sökülen kandan boğulur ve hayatını kaybeder.
 
Rüştü'yle Mediha'ya 40 günlük mutluluğu çok gören felek, belki de en güzel şeyi Rüştü'ye yapmıştır. Mediha'dan 20 gün sonra, Rüştü'yü Mediha'sına kavuşturmuştur.
 
Geçen yıl anneannemle dedem 53 gün arayla öldüler. Dedem keşfedilmemiş bir şairdi. Anneannemden 53 gün sonra da dedem hayata gözlerini yumdu. Dedem öldüğünde yazdığım bir yazıda "Şairin ilham vericisi ölürse, şair de fazla yaşamaz" demiştim. Mediha'sı giden Rüştü'de de durum aynen böyledir.
 
*
 
Rüştü'yle Muzaffer Tayyip genç yaşlarına rağmen dönemin bir çok ünlü ismiyle arkadaş olmuşlardır. Rüştü, Kastamonu Lisesindeyken edebiyat hocası Abdülbaki Gölpınarlı imiş. O yıllarda Zonguldak'ta öğretmenlik yapan şair Behçet Necatigil'in dostluğunu kazanmış iki isimde.
 
Salâh Birsel, Necati Cumalı, Oktay Rıfat gibi bir çok ismin dostluğunu kazanmışlardır.
 
Rüştü Onur, Orhan Veli'nin Garip adlı manifestosu üzerine, dostu Salâh Birsel'e yazdığı mektupta şöyle demektedir:
 
"Garip çok güzel.
O, benim kitabım oldu. Ve ben onu parasız herkese dağıtmak gibi bir his duyuyorum.
(...)
Evet, artık ben 'Garip'im. Süleyman Efendiyle akrabalığımız anadan geliyor."
 
*
 
Zonguldaklı genç yaşta hayatını kaybeden bu kıymetli fidanlar hakkında;
Yılmaz Erdoğan'ın 'Kelebeğin Rüyası' adlı sinema filmini,
Yapı-Kredi Yayınlarından çıkan Muzaffer Tayyip Uslu'nun 'Şimdilik' adlı eserini,
İbrahim Tığ'ın 'Rüştü Onur/ Şiirleri, Yazıları, Mektupları ve Ardından Yazılanlar' adlı derlemesi başvurulabilir kaynaklardır.
 
-Mustafa Yıldırım - 30.09.2014
Erdal Ceyhan, Rıfat SOYDAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu iki insan şiirin bir insan hayatı içinde ne kadar rol oynayabileceğini; ömürlerinin sonuna kadar şiire ne kadar bağlı kalabileceğini gösteren bir örnektir. Aynı zamanda dostluğun ve arkadaşlığın destanıdır. Yılmaz Erdoğan'ın filmi de bu hayatları bir kez daha efsaneleştirmiştir. Kısa iki ömür ancak bu kadar değerli olabilir. Saygılar.

Erdal Ceyhan 
 30.09.2014 7:24
 

Güzeldi Hocam elinize, yüreğinize sağlık. Orhan Veli de çok yaşamadı ama büyük izler bıraktı ardından. Zaten insanın misyonu az yada çok yaşamakla ölçülemez. Saygılarımla, esen kalın.

Rıfat SOYDAN 
 30.09.2014 0:26
Cevap :
Çok teşekkür ederim. :)  30.09.2014 16:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 636
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster