Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '20

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
30
 

Haydi Yürüyelim!

Geçen sene bu zamanlarda zarif, tekil bir kelimeye denk geldim. ‘Flaneur’. Bir ismim varmış ve ben bunu daha yeni öğrenmiştim. Sabahın ilk ışıkları şehri aydınlatırken, kendini sokaklara atıp, bütün gün amaçsızca dolaşan biri olarak o günlerde bu eylemin dikkate değer bir karşılığı olabileceğini hiç düşünmemiştim. Şehrin düzensiz tabakalar halinde yayılışını izlerken kendime has serbestlikle ayaklarımın ezbere bildiği yollardan geçiyordum. Her gün ama her gün bunu yaparken ‘yürüyorum işte, güzel şey yürümek.’ diyordum. Ne zamana ne de paraya sahip değildim. ‘Yaşam belki böyle sürdürülebilir’ diye geçiriyordum içimden. Bütün hırslardan ve amaçsız telaşlardan uzak amaçsız telaşsızlıkla daha mutlu geçirilebilirdi.

Bir gün her zamanki sokak aralarından birinde yürürken, ayaklarım sırayla birbirinin önüne geçerek beni kitap kokularıyla dolu küçük bir sahafın içine doğru çekti. ‘Flaneur’e, orada geçirdiğim kaçıncı saatte denk geldiğimi hatırlamıyorum. Onun ne anlama geldiğini idrak ettiğim sırada dışarda bir kadının sigarasını yakmak için bir an duraklayıp içeri bakınması ve o vakit göz göze geldiğimizde bana gülümseyip yoluna devam etmesi inanılmaz bir tesadüftü. Bir film sahnesinin içinde gibiydim. Yoksa o da mı bir ‘Flaneur’dü. Sanırım beni tanımıştı. Bu güzel rastlantının tatlı heyecanıyla elimdeki kitabın sayfalarını çevirmeye devam ettim. Kitabın ilk sayfasını tekrar açıp, paragrafa hayat veren cümleleri okumaya başladım. Orada kadınların 18. yüzyıla kadar sokağa tek başlarına çıkamadıkları yazıyordu. Bunu okuyunca alaylı bir şekilde gülümsedim. 18. yüzyıldan sonra kadınların dışarıya tek başına çıkmaları, bu eylemi normalleştirdi mi? Normalleştirdiyse neden kadınlar 21. yüzyılda hala günün her saatinde içlerinde sıfır tedirginsizlikle sokaklarda yürüyemiyorlar? Ben bir köşe başında bıçaklanmayı göze alarak yürüyorum. Bugün sokağa çıkan her kadın da tıpkı benim gibi bunu göze alarak yürüyor. Fakat bu tehlike hiçbir zaman kadınların şehri yaşamasına engel olamayacak.

Bu eleştiriden sonra ‘Flaneur ’ün tanımına bir kez daha baktım. Fransızca kökenli olan bu kelime, cinsiyet belirtmeksizin ‘amaçsızca dolaşan kişi’ anlamına geliyor. Fakat 19. yüzyıl başlarında bu kelime ortaya atıldığı zaman yalnızca erkekleri kastetmişlerdi. Fakat o dönemlerde şehrin fotoğrafını çeken yalnızca erkekler değildi. Kısacası zamana ve paraya sahip olmayan, bütün sorumluluklarından sıyrılmış, şehri yalnızca hayal âlemini beslemek için dolaşan ve bunu yaparken herhangi bir amaç gütmeyen her birey; ‘’Flaneur’’dür. Yalnız arada büyük ve derin bir fark var! Ne yazık ki kadınlar erkekler gibi özgür ve görünmez olamıyor. Üzerinde gezen bakışlara, kendisini takip eden ayaklara, içten içe veya alenen kişiliğine vurulan yaftalara rağmen kadın orada ve varlığını koruyor. Üstelik bütün bu yürümelerin ve sonuçta her türlü izlenimin kaydedildiği küçük not defterlerinde toplanan hikâyelerin, çekilen fotoğrafların ve özgürlük adına yazılan şarkıların doğduğu bu eylemin bir adının olduğunu öğrendik.

Sokaktaki kadın fahişe değil, ‘’Flanör’’dür! Ben bir Flanör’üm ve benim sokaktaki özgürlüğüm bambaşkadır. Gezinme hakkım vardır ve bunu sonuna kadar kullanacağım ya da bir cani tarafından öldürülene kadar mı demeliyim? Her neyse, sonuçta kullanacağım! Sokakta olduğum için kıyafetlerimi sıkı sıkı denetlemenize gerek yok. İstediğim saatte şehre giriş yapıp, geceleri de istediğim saatte şehri terk edebilirim. Bunu yaparken ne giyineceğime de karar verebilme hakkım var. Bir kadın olduğum için sizi baştan çıkaracak veya zehirleyecek değilim. Kafelerde dilediğim kadar vakit öldürüp, şehrin muhtelif sakinlerini seyredecek kadar bir servete sahibim ve henüz ölmedim. Şerefim ve haysiyetim sokakta geçirdiğim saatlere göre belirlenemeyecek kadar değerli ve her şeyin üstündedir. Kalabalıklarda sığınak arıyor olabilirim veya hiçbir şey yapmamaktan hoşlanabilirim. Dans etmeyi sevebilirim veya sevdiğim adamla sevişmek isteyebilirim. Ya da bunların hepsini bir kenara iterek kendimi eve kapatıp sabahlara kadar ağlamak isteyebilirim. Fakat benim isteklerim/arzularım hiçbir zaman sizin alanınıza tecavüz etmez ve etmeyecektir. Benimle ilgili olan bütün kodlarınızdan arının ve kadınların içinde bulunduğu sosyal koşullar/ortamlarla bağlantı kurun.

Şehrin her yeri Flanör’e açıktır. Bir Flanör herhangi bir kafede tembellik ederken diğeri cebinde birkaç anahtarı ve burnunun ucunda duran gözlükleriyle bir hayal ürünü olarak kalmaya devam edebilir. Bir diğeri de şehrin görüntüsünü kayıt altına alıp, bununla ilgili bir film çekebilir veya öyküler yazabilir. Sokaklarda yürüme keyfi erkeğin olduğu kadar kadının da hakkıdır. Gelenekler ve toplumsal sınıflamalar gibi anlamsız kodlar hakkında tartışabiliriz ama kadınların yaşamdaki mevcudiyetini yadsıyamayız. Bir kadın için şehri yaşamanın ne anlama geldiğini idrak etmek için biraz çabalamanız gerekecek ama bence bunu yapabilirsiniz. Bundan sonra kolaylıkla bu gerçekliği kabullenip, anlayışınızı yeniden şekillendirebilirsiniz.

FLANÖR

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 75
Kayıt tarihi
: 12.10.17
 
 

Flanör ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster