Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
247
 

Hayvanistan

Hayvanistan
 

Foto:Necdet Gürçiftçi


Bilinmeyen bir dünyada; bilinmeyen bir zaman, bilinmeyen bir ülke, bilinmeyen bir yer.

Yalnızca ipsi ay ışıkları ile zarzor aydınlanabilen, karanlık, ürkütücü, sessiz mi sessiz, uçsuz bucaksız, dev bir ormanda yüzüne ara sıra vurmakta olan ipsi ay şıkları ile soyulmuş bir fıstığa benzeyen küçük, sarımsı  yüzü ile güle oynaya; ipsi ayışıklarına, çiçeklermiş dokuna dokuna, tuta tuta, çocukça el süre süre, koklaya koklaya, çocukça, içten, mutluluk ile gülümseye gülümseye, siyah,  belden lastikli, kısa donu ile yürümekte olan üç-dört  yaşlarında, küçük bir çocuk öteki ipisi ay şıklarından renkçe ve görünümce daha güzel, daha hoş, daha özgün, daha parlak, daha çekici olan bir ayışığı ipsisini büyük bir merak ve içtenlik ile küçücük eli ile tuttuğunda ipsiden, ışıkdan, bu durumdan hiç hoşlanmamışçasına ve üzüntü içinde yalvarırcasına ve çok hasta imiş gibi cılızcasına bir ses geldi:

- Bırak beni, bırak beni. Ne ister isen yaparım, beni bırakır isen...

Çocuk önce çok şaşırdı ve ışığı bırakmak istedi ancak hayatı olağan değil de farklı şeylerin değiştirdiğini büyüklerinin söyleşilerine kulak dikmesinden, büyüklerin yaptıklarına göz dayamasından  öğrenmişdi. Örneğin babası, annesine bir hediye aldığında hem annesinin yüzü hem de ev birden değişiyordu. Ve babası, annesine pek ender hediye alıyordu. Yine örneğin evlerine uzak yerlerden akrabaları geldiğinde ev yine mutlu, sevinçli, heyecanlı, farklı oluyordu. Yine örneğin sokaklarına pek sık gelmeyen postacı geldiğinde sokak aniden kalabalıklaşıyor, mutlu oluyor, seviniyor, gülüyor, mutlu oluyordu. Büyüklerinden sıkça duyduğu bir söz de vardı:’ Şans, fırsat insanın ayağına bir kez gelir.’ Ve yine pek sık duyduğu şeyler vardı, büyükleri konuşur iken, üstelik akşam saatlerinde, konuk söyleşilerinde: ‘Periyi tutunca bırakmayacaksın, dilekte bulunacaksın, kabul eder ise bırakacaksın’. Ve yine örneğin, kutsal ayda büyüklerinden çok duyduğu bir söz daha vardı: ’Orucu kazanın altına iyi kapat, kaçmasın’. Televizyondan da çok duyduğu bir söz vardı:’Bu fırsat kaçmaz, bu fırsatı kaçırmayın’. Bilinçsizce tüm bunları anımsayan çocuk, ışığı tam bırakacak iken iki eli ile daha da sıkı, sımsıkı tutmaya başladı. Belki onun hayatındaki tek şans, fırsat da bu idi.

Işık ipsisi yine yalvardı, sanki çok halsizcesine ve mutsuzcasına:

- Beni bırak, ne ister isen yapayım.

Çocuk, artık hayatda iyi, güzel birşey istemesinin zamanının geldiğini düşünüyordu. Mavi gözlerini, muziplik, sevinç ve büyük bir sevimlilik ile ancak büyük bir kararlılık, önemseme, tutku ve kuşku ile ışığa dikdi ve:

- Söz mü? Söz mü? Yalan yok bak? Kandırmak yok bak?

Işık:

- Söz, dedi. Tüm ışıklar ve tüm renkler adına söz, dedi.

Çocuk, yine kuşku ile ancak inanmak istercesine ancak inanmayabilecekmiş gibi de sordu:

- İnanayım mı?

İpsi:

- Söz, söz... Ne olur, sözzzz..., dedi çok az bir canı, gücü kalmışçasına.

Çocuk büyük bir önemseme ile düşündü daha doğrusu belleğini doğruladı, anımsadı ve :

- Brüs Li’den, Jet Li’den ve Ceki Çen’den de daha iyi olmak ve kitaplardaki akıllı adamlar gibi olmak  istiyorum!

- Neden?, diye sordu ipliksi.

-Çünkü, dedi çocuk; annem, babam, çocuklar beni dövüyorlar ve kamu koruyucuları da hepimizi.

- Başka?, diye sordu iplik ışık.

- Başkalarının da dayak yemelerini istemiyorum, dedi çocuk.

- Ya kitaplardaki akıllı adamlar?, diye sordu ışık.

- Ve akıllı adam olmak güzel birşey.

Işık hüzmesi:

- Yeri, zamanı gelince dediklerin olacak, şimdi beni bırak, dedi.

- Yalan söyleme bak, dedi çocuk kuşku ile.

- Yalan değil, dedi ışık.

- Söz mü?

- Söz.

Çocuk ışık ipsisini bırakdı. Uyandığında gecenin dördü idi ve evin çatısından ılık, ışıksı yağmur damlaları yüzüne damlıyordu...

Bunları anımsar iken, ışığın kendisini aldatdığını düşünüyordu ve ne kadar aptalca birşeye inandığına  gülümsüyordu. Yaşı artık onyedi idi ve kendisinde o yıla, o güne, o ana kadar hiçbir doğaüstü, olağan üstü, olağan dışı bir değişme, gelişme, özellik görmemişdi, duyumsamamışdı, yaşamamışdı. Üstelik de her kavgada da bolca dayak yemişdi ve her tartışmada bol bol morarmışdı. Babasından, annesinden ve kendi yaşıtlarından yediği dayaklar ne ise de kendisinden küçüklerden bile hep dayak yemişdi. Yani zekasında da bir değişim, gelişim, farklılık, üstünlük olmamışdı. Hiç de başarılı değildi ders sınavları sonuçları, ne iyi ne kötü idi işte, ortada bir yerlerde idi zekası da hayatdaki yeri de.

Umut, fakirin ekmeği; rüyalar cahilin avuntusu, diye düşündü. Artık hayatta iyice tek başına, yapayalnız, yalnız başına olduğuna inandı. Yine; insan, insanın kurdu; düşen, dostsuz; düşene bir tekme de sen vur; kurda sormuşlar, ensen neden kalın; sen önce kendini kurtar; yemek için yaşa, yaşamak için ye; para canın ruhu; dünyayı, ülkeyi sen mi kurtaracaksın; sen kendini kurtar yeter; dünya böyle gelmiş, böyle gider; ekmeğini yediğin kapıya havlama; dünyada herkes zengin olsa kim çalışacak; kitap karın doyurmaz; felsefe yapma bana; felsefe, fasafiso; giysi, insanın kartvizitidir; gibi kötü anlayışlar, kötü masallar olacaktı hayatı ve herşey...

 

Necdet Gürçiftçi

Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir  Türk-Türkiye bilgesi

24-Ocak-2013de internetde yayınlandı.

(‘Hayvanistan’ romanı-1)
a 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 2368
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 342
Kayıt tarihi
: 02.03.12
 
 

'Uysal vatandaş değilim ben/ Ruhunuza ağır, kaba taş gelirim ben/ Bir yağdan aldım, bir b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster