Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
9252
 

Hazreti Ömer(r.a) ve Nuşirevan adaleti ve ülkemdeki durum…

Hazreti Ömer(r.a) ve Nuşirevan adaleti ve ülkemdeki durum…
 

resimler alıntıdır


Sayfama yazı yazmak için oturdum. Yazımın başlığını yazdım. Giriş cümlelerini yazdım. Devamını yazmam gerekiyordu. Fakat başlık ağır olunca  bilgilerimi tazelemek için  ve bazı konuları da öğrenmek için interneten yararlanmaya başladım. Kafamda bazı konular şekilleniyordu. Fakat eksikti. Demokrasi kavramı kadar şeriat konusunu da  bilmek durumundaydım. Bu konuda da bilgileri okuyup akıl süzgecimden geçirmem lazımdı.  İşte bu evrede Hz. Ömer(r.a) ve  Nuşirevan ‘a  geldim. Aşağıda bulduğum ve değişik kaynaklardan okuduğum hikayeyi buldum.  Önceki  yazımın başlığını ve yazdığım kısmı kaydettim. Artık başlık değişmişti. Gözlerimin yaşları artık yanaklarımdan süzülebilir di onlara izin verdim. İlahi Adaletin sahibine  secde ettiğim kıbleme dönerek  yazımı    tamamlamaya çalıştım.Olay Şam’ da geçmektedir. Hz. Ömer(r.a) in halifeliği döneminde Şam valisi olan  Hz. Peygamber (s.a.v) in arkadaşlarından olan Sad b. Ebi Vakkas (r.a) Şam’ daki bir camiyi genişletmek  ister.Bu nedenle de caminin civarındaki arsaları kamulaştırır. Herkes arsasının bedelini alır ve isteyerek arsasını camiye devreder. Ancak Şam’da yaşayan bir Yahudi, camiye bitişik olan arsasını satmak istemez. Vali arsasının değerini fazlasıyla verse de Yahudi vatandaş arsasının kamulaştırılmasına rıza göstermez. Bunun üzerine vali arsaya el koyar ve bedelini adama gönderir.

Arsasını kaybeden Yahudi, komşusu olan bir Müslüman ’a derdini anlatır. Sızlanır. Bana “zulüm edildi”, der. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye git. Orada halife Hz. Ömer (r.a) vardır. Derdini anlat. Ömer,son derece adildir, elbette seni dinler, der. Şamlı Yahudi Medine ’nin yolunu tutar. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler. İşte halife bu zattır, derler. Adam Hz. Ömer (r.a)’in yanına gider. Selam verip yanına oturur. Derdini anlatır. Hz. Ömer (r.a) adamı dinler. Sonra bulduğu bir deri  parçasının üzerine şu cümleyi yazar: “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” Kısa ve özlü bir cümle. Yahudi bu yazıyı alıp ayrılır. Ama yolda giderken de kendi kendine şöyle konuşur: “Şam’daki idarecilerin giyim, kuşam ve oturdukları yerdeki ihtişam ve debdebe nerde, Medine’deki halifede bulunan tevazu nerde. Şam’dakiler şu mütevazı halifeyi ciddiye alırlar mı? Hiç sanmıyorum.” Kendi kendine böyle konuşur.Sonunda Şam’a varır. Doğrusu valiye gitmek de istemez. Çünkü sonuç alamayacağı kanaatindedir. Bununla beraber, mademki yorulup da oralara kadar gittim, bari halifenin şu yazdığı cümleyi valiye vereyim, der. Valinin huzuruna çıkar ve deri parçasını uzatır. Medine’deki halifenin size mesajıdır, der. Vali bu cümleyi okuyunca, sapsarı kesilir. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir.

Yahudi vatandaş hayret eder. Şaşırır. Bir tek cümlenin valiyi bu kadar sarsacağını hiç tahmin edememişti. Merak ve dehşet içinde sorar. Lütfen bana bu cümlenin neden sizi bu kadar dehşete düşürdüğünü anlatır mısınız der.

Şam valisi Hz. Sad, bak der, sana bu cümlenin hikayesini anlatayım. O zaman benim neden bu kadar ürperdiğimi anlarsın:

İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer(r.a) İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran ’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.

Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım, teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.

Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.
Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.
Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan ’ın büyük oğlu ile veziridir. Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan ’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan ’ın büyük oğlu diğeri de  vezir idir. Bunlar, buraya gelen iki Arap ’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.

İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim” sözüyle bana bunu hatırlatıyor. Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim diyor. Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan ’ın öz oğlunun göz yaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı.

Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.

Fazla söze gerek var mı sizce? Bence hayır. Bir yerlere adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükafat dağıtırken, acaba Hz. Ömer gibi kılı kırk yarabiliyor muyuz? Burada söz  herkese, ama önce  kendi nefsime olmak üzere tüm kullara.

Sorarım sizlere Hz. Ömer(r.a) nın ismi geçtiğinde kulun gözünün yaşı diner mi. Onun adaleti İlahi adaletin sadece kırıntısıdır. Kırıntısı dünyada bu şekilde gözüken adaletin sahibi  Allah(c.c) secde mi kısa tutabilir miyim.

Şimdi sorarım günümüz yöneticileri ve günümüz insanı  nefislere bu kadar esir olmak niye.  Dünya ‘ya hüküm etsen kaç yazar . Dünya kainatta bir nokta , ben ise dünyada bir  nokta. Yönetenler başta olmak üzere tüm insanlara sözümdür “benim nokta olduğumdan daha fazla nokta olamazsınız”

Ha yazımda son sözü de yazayım da müsaade isteyeyim. Gerek demokrasi gerek İslam bir yaşam şeklidir. Problem insan denen yaratığın bunu tariflemesin de. Tarifi nefsinize göre yaptığınız sürece sonuca erişemezsiniz.  Unutmayın ki her ikisi de  temel olarak Allah(c.c) yarattığı en değerli varlık  insan merkezlidir. Saygılarımla…

www.selcukefendi.com sayfasında yayınlanmıştır

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kıymetli Selçuk Efendi: Evet kıymetli Doktorumuz Bu biçarenin Yüce Allah'tan İman vernmesi dileğinden sonra bir dileği var,Ülkemin durumu perişan haller içinde,Hz.Ömer'e acilen ihtiyaç var,Kudretinle Hz. Ömer'i yeniden gönder. Kıymetli okurlar sizlerde amin deyin bu dilek kabul görsün. Selam doktorum gözyaşları inci misali döküldü.Vücut titredi,gözler daldı gitti.Selçuk Efendi sana binlerce teşekkürler.Selam ve saygılar sunuyorum.

Mehmet Burakgazi 
 13.06.2013 7:24
Cevap :
Allah(c.c) sizden razı olsun...  14.06.2013 14:24
 

Değerli insan, bin kişi kendisini desteklese de yerine göre bir kişiye bile kulak verebilen insandır. Belki o Kral çıplak" diyecektir. Dindar geçinenlere konunun dindar yönünü güzel ispatlamışsınız. Selam ve saygılar.

Turbest 
 10.06.2013 18:58
Cevap :
Teşekkürler, islamiyetin şekilçilikten kurtulması,öze dönmesi gerekmektedir. İslamiyet rant paylaşım kaynağı olmaktan ve paylaşılmaktan kurtulmalıdır   11.06.2013 11:50
 

Emeğinize sağlık, umarım adalet duygusunun varlığından uzaklaşanların gözüne ilişir bu yazı...Selam ve saygılar sunuyorum.

Sündüs Akkaya 
 08.06.2013 19:57
Cevap :
demokrasi ve adalet çok önemli. teşekkürler..  09.06.2013 11:07
 

Muhteşem bir kıssa! İşte özlediğim Müslümanlık bu! Ayrıca, ADALET'in kutup yıldızı, olduğunu, fertlerin ve toplumların ancak onun kılavuzluğunda doğruyu, huzuru bulabileceğini hatırlatıyor. Kutup yıldızı kayıpsa halimizi hesap edin artık. selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 08.06.2013 15:38
Cevap :
Haklısınız adalet yani kutup yıldızı çok önemli.Tuz kokmamalı. bu konu maalesef günümüzde önemsenmiyor. Teşekkürler ve saygılar..   08.06.2013 19:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 550
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1114
Kayıt tarihi
: 13.02.11
 
 

Ben kimim? Ben 55 yaşında hekimlik sanatını icra eden bir kişiyim. Adım Selçuk Şensöz. Bugün için..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster