Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
26
 

Hedef 2024!

Selamlar,

Uzun bir aranın ardından tekrar yazmak zorunda olduğumu hissettiğim bir döneme girmiş bulunmaktayım. Sonraki süreçlerde mümkün olduğunca yazmayı hedefliyorum.

Konumuz UEFA 2024 adaylığımız.

Öncelikle yaşadığımız hayalkırıklığının bir defa daha sebeplerini düşünelim ve hızla unutup yeni hayalkırıklıklarına yelken açalım.

İNSAN HAKLARI VURGUSU

Gelişmiş ülkelerin gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelere müdahale veya bu ülkelerle rekabet konularında kullandıkları sihiri bir kavram mevcut: "İnsan Hakları İhlalleri"

Konu ne olursa olsun çıkarlara ters düşen her durumda bu kart oldukça kullanılır olduğunu yakın siyaset tarihinde ispatlamıştır. Almanya'nın stadlarının gelişmişliğinin, Alman kamuoyunun bu başvuruda ısrarcı olup olmamasının, daha önce 3 defa büyük turnuvalara ev sahipliği yapmış olmasının hiçbir önemi yoktur. 

Uluslararası kamuoyunda yaratılan izlenim Türkiye'de İnsan Hakları İhlalleri'nin yaşandığıdır ve böyle bir ülke bu şamiyonaya ev sahipliği yapamaz. Mantık budur.

KÜLTÜREL FARKLILIKLAR 

Kendimizi tanıtırken her ne kadar da Doğu ile Batı arasında köprü olduğumuzdan dem vursak da, Avrupalı imajımızı Doğululuğumuzun mistik temelleriyle harmanlasak da, sabahtan akşama kadar Liberal ve Laik bir yapımız olduğunu haykırsak da anlatamayacağımız en önemli özelliğimiz müslümanlığımızdır.

Müslüman toplum yapısına sahip bir ülke olarak en fazla tercih edilen turizm bölgelerinden olmamız söz konusu Türkiye'nin tanıtılacağı ve prestij kazanma ihtimalı yüksek olan bir uluslararası organizasyon ise pek de bir önem arz etmemektedir. Çünkü her ne kadar seküler (laik) toplumlar da olsalar Batılı! ülkeler ön yargılıdır. Müslümanlığa elbette. Dolayısıyla bizim Türkiye olarak sesimizi duyurmamız pek de istenen bir durum olmaz. 5 milyon Suriyeli ile duyuramadığımız sesimizi böyle bir organizasyonla duyurmak hiç olmaz. Mazallah elin Avrupalısı Suriyeli mültecileri görür de bize duyduğu sempati daha da artar!

SİYASİ YALNIZLIK 

Türkiye'nin son 16 yılının son 8 yılı uluslararası arenada değerli yalnızlığına sahne olmuştur ve olmaktadır. Bunun sebepleri başka bir yazının konusu ancak bizi bu yazı için ilgilendiren kısmına değinmek gereklidir.

Her zaman güçle alakalı olduğu genel bir kabul görse de uluslararası sistem içerisinde hala etik değerlerin de geçerli olduğu durumlar söz konusu olmaktadır. Ne mi demeye çalışıyorum?

Gücümüz Suriyelileri işin en başında kendi topraklarında güvenli bölge oluşturup orada tutmaya yetmemiş olabilir. Veya bunu hesaplamamış olabilir. Ancak ev sahipliği yaparak kendi kendimize ağır yük bindirmiş olsak da sistem içerisinde önemli bir figür olduğumuz gerçeğini gösterdik. Buradaki ifadeden "Hani nerede güçlüyüz milet aç aç!" ifadesi çıksa da bu konu için bağlayıcı bir nitelik taşımamaktadır. 

Özellikle Ortadoğu'da yaşananlara karşı sergilediğimiz tutum ve son dönemde küresel güçlere söylemle de olsa karşı olduğumuz imajı bizi değerli bir yalnızlığa itmiştir. Bu duruma hesapsız dış politika da demek şu anki şartlarda mümkün olabilir. Çünkü söz konusu Avrupa siyasetiyse ve karşınızda rakip olarak da bu siyasetin ekonomi ayağını oluşturan bir ülke varsa (ki hukuki ve siyasi ayağı da Fransadır. ) şampiyonayı yapma ihtimaliniz çok düşüktür. 

Bu başlıklara ek olarak ekonomik durum da belirtilebilirdi fakat Türkiye'nin ekonomik sıkıntı yaşaması Avrupalılar için fırsat niteliğindedir. Döviz kurları bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Tüm bunlar ONLARIN! bize oynadıkarı. Peki bizim bu oyundaki hatalarımız neler?

- Balık hafızalıyız. Herşeyi unutsak da balık hafızalı olduğumuzu unutmamalıyız. Buradan bir paradoks çıkarmak da önemli bir savunma refleksi oluşturmak da mümkündür. Batının bize yaklaşımı dün de bugün de çıkar üzerine olmuştur. Her ne kadar Liberte diye haykırsalar da Realite budur.

- Yetişmiş insan sıkıntısı yaşamaktayız. Bizim nesil spor konusunda mevzu UEFA ise televizyonlarda Şenes Erzik'i duyarak yetişti. O da Galatasaray'ın UEFA kupasını aldığı dönem ve sonrasında dilimize pelesenk olmuştu. Her ne kadar toplumsal olarak dışlayıcı bir yapıya sahipse de eloğlu yani Avrupalı kendini yetiştirmiş ve kullanabileceğini düşündüğü insanlara dışlayıcı bir yaklaşımda bulunmaz. Bizim o oylamayı etkileyebilecek potansiyel ve konumda yetişmiş temsilciye ihtiyacımız vardı, olmadı.

- İkilemler içinde olduğumuzu en azından reklam filmi hazırlarken yansıtmamalıyız. Bir yanda Avrupalılıktan, modern statlardan, gelişmiş ulaşım ağından bahsederken diğer yandan Nusr-etin tuz ve bıçak şovlarını sergilemenin klasik Avrupalı bünyesinde yaratacağı etki elbette olumsuz olacaktır.

- Futbolu sadece futbol olarak görenin sadece taraftar olduğunu unutmamalıyız. Futbol çok büyük bir endüstri ve marka değerlerinin giderek önemini arttırdığı bir küresel ekonomi konumuna sahip. Bir düşünelim, 2018 yılındayız ve hala 30 Milyon Avro bonservisle ihraç ettiğimiz bir futbolcumuz yok. Hala Avrupanın önde gelen bir liginde takım çalıştıran hocamız yok (Fatih Terim istisna.) Dolayısıyla acı da olsa bazı gerçekleri kabul etmemiz gerekiyor. İçeride çevirdiğimiz tezgahı dışarıda çeviremeyiz. 

Yazılacak daha fazla gerekçe veya hatırlatma elbette olabilir ancak, okuyanı da düşünmek gerek. Hem de okumanın, düşünmenin çok da kolay trend olmadığı bu devirde.

Hadi Eyvallah,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 164
Kayıt tarihi
: 06.05.15
 
 

Mezun olmuş olmak için mezun olmayanlardan bir mezun.  Gaziantep   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster