Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mart '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
79
 

Hegemonya ve Karbeyazı Gülibik - 6

Sali Çavuş’un Kümesinin Duran Kaag’nın Kümesine Olan Düşmanlığı
ve Duran Kaag

Sali Çavuş’ un kümesinin Köyün bazı kümesleri için geçmişte bir benzerini zaman, zaman uygulamaya koyduğu, gelecekte de Köyün kümesleri için farklı yerlerde ve farklı zamanlarda uygulamaya koyacakları onların, işte lanetli düşüncelerinden kaynaklanan “Hegemonya” kod adlı stratejik plan hazırlıkları vardı. Öyle ki, uygulamaya koyacakları bu plan, Köyün tüm kümeslerini ekonomik ve siyasi olarak zorla ele geçirme planıydı. Düşündükleri bu plan, Köyün diğer kümeslerini ele geçirirken o kümeslerde bir direnme olması halinde kümeslerin onların, tüm ekonomik ve kültürel değerlerini yıkma, yakma, yok etme gibi emredici korkunç hükümleri olacak olan kahredici bir plandı.

Kendi soylarından olup da diğer kümeslerin içinde azınlık olarak yaşayanlar dahil Sali Çavuş’un kümesinde yaşayanlar, kendilerini; “tanrı katının en seçkin” horozları, tavukları, piliçleri, civcivleri olarak görüyorlardı. Daha civciv iken anneleri tarafından Köyün diğer kümeslerinde bulunan civcivlere hiç benzemedikleri, farklı soydan geldikleri, soylu ve seçkin bir ırktan oldukları kendilerine öğretilmişti. Bu öğretiden olacak ki, Sali Çavuş’un kümesinde yaşayanlar, kendilerini, Köyün diğer kümeslerinde yaşayan horoz, tavuk, piliç milletinden çok farklı bir milletten olduklarını biliyorlardı. Özel ve olağanüstü olduklarını düşünüyorlardı. 

Onlara göre kendileri, “tanrı katının en seçkin”  horozları, tavukları ve piliçleriydiler. Onlar ki, seçkin tavuk milleti olarak Asmakaradam Köyünün kümeslerinde yaşayan diğer tüm horozların, anaç tavukların, piliçlerin ve civcivlerin da efendileriydiler. 

Kendi aralarındaki konuşmalarında: “Seçkin ırktan olan horoz büyük dedelerimizin, horoz babalarımızın nesillerinden olan bizler, Tanrı Bar’ın üstün kıldığı bizler, Asmakaradam Köyünde yaşayan diğer horozlardan, tavuklardan, piliçlerden çok farklıyız, onlardan üstünüz. Onların efendileriyiz,”  diyorlardı. 

Konuşurlarken de hep “bizler ve onlar” diye konuşuyorlardı. "onlar"  sözcüğü ile kastettikleri kendileri dışındaki Asmakaradam Köyünün tüm kümesleri ile kümeslerinde yaşayan horozları, tavukları, piliçleri, civcivleri idi. 

Sali Çavuş’ un kümesinde yaşayan horoz, tavuk milletine göre: “Köyün tüm kümeslerinde yaşayan; horozlar, tavuklar, piliçler ve civcivler kendi kümes horozlarına, tavuklarına, piliçlerine hizmet edecek olan yaratıklardır. Şayet hizmet etmekte bize karşı kusur ederlerse onlara olan kinimiz ve gazabımız o küçük akıllarının alamayacağı kadar korkunç olur,” diyorlardı. 

Köyün bin dokuz altmışlı, yetmişli yılları olan o yıllarda, Sali Çavuş’un kümesinde yaşayan horozlarının tavuklarının, piliçlerinin, civcivlerinin başında Başkan Horoz Haykime bulunuyordu. Kümesin en üst yöneticisi olarak orta yaşlarını yaşayan Başkan Horoz Haykime; akıllı, dik duruşlu, az konuşan,  çok iş yapan, otoriter bir horozdu.

Başkan Horoz Haykime, Asmakaradam Köyünün Asma yöresinde olan, kendi kümesine iki kilometreyi geçer bir uzaklıkta bulunan, Duran Kaag’nın sahibi olduğu kümesin Başkan ve yöneticilerine çok kızıyordu.

**********

Ey Duran Kaag! Ey Kalın Post Bıyıklı Heybetli Adam!

Bu öykümde; kısa ve öz olarak seni, aşiretini, soyunu, “Köy Odası” olarak kullandığın odanı bilemiyorum nasıl anlatmayım ki? …

Duran Kaag, (2) gezici hayattan yerleşik hayata geçen, Karaca Türkmenleri Aşireti boyuna mensup Eyvazın ikinci kuşak torunu ve Eyvaz’ ın oğlu Mustafa ve Mustafa’nın oğlu Halil’in oğluydu. 

Duran Kaag,  Güneş’in yeryüzüne dik vurduğu, Köyün bozkırında o cehennemi Temmuz sıcaklarının yaşandığı bin dokuz yüz dört yılının Temmuz ayının birinci gününde ağlayarak gözlerini Dünya’ya açmıştır. Havva ile Halil çiftinin ilk erkek çocukları olarak…

O yıllarda da, bin dokuz altmışlı yılların başı olan işte o yıllarda, Duran Kaag elli yedi, elli sekiz yaşlarını yaşıyordu. O yıllarda, bu yaşında bile; dinç görünümlü, dik duruşlu, uzun boylu, geniş omuzlu, iri, yarı heybetli bir adamdı.

Daha çocukken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünde hafif tatsız izler, bir gözünde bozukluk bırakmıştı. Tek gözü iyi görmüyordu. Çiçek hastalığı Duran Kaag’ ın yüzünde gözünde arızalar bırakmasına rağmen, yine de o yaşlarda; şakaklarına aklar düşmüş gür saçları olan, ela gözlü kalın kaşlı, post bıyıklı, ince, uzun, dal boylu, görkemli, koca bir adamdı.

Duran Kaag, uzun yıllar Köyde muhtarlık yapmış, yapmaya devam eden sevilen, saygı duyulan hatırlı bir Türkmen kocasıydı.  Köyde ve çevre köylerde lafı sözü dinlenen sevilen bir adamdı. Edep, erkân bilirdi. Evi, sofrası tanrı misafirlerine her zaman açık olurdu. Kendine ait “Köy Odası” insansız, evi misafirsiz kalmazdı. 

Duran Kaag, Köyün bin dokuz altmışlı, yetmişli yılları olan o yıllarda, iki kız, üç erkek çocuğunun babasıydı. Yüksek kaya dibinin altı düzlükte bulunan evinde yaşıyordu. Evinde bölümler halinde Köy Odası” olarak kullandığı bir dış odası, oda kapıları ara giriş çıkış koridoruna açılan birkaç iç odası, iç odalara bitişik evlik odası, unluğu, kayanın içine oyulmuş, ambarları, samanlığı bulunuyordu.  Ayrıca iç odalara, evliğe, samanlığa giriş çıkış koridorunun diğer yanında da; yufka açılan, yufka ekmek pişirilen, yemek yapılan tandır damı vardı. Tandır damının, ön yan tarafında at arabasını koyduğu garajı vardı. Tandır damının arka yan tarafında geniş boşluk bulunuyordu. Boşluğun ortasında yaz aylarında büyük güğümler dolusu süt pişirilen açık alan tandırı, yine geniş boşluğun yan duvar tarafından duvara bitişik horozlarının tavuklarının piliçlerinin, civcivlerinin kümesi bulunuyordu.

Bunların dışında Duran Kaag’ın evinin yaklaşık yüz adım ötesinde de kayanın içine oyulmuş uzun ve geniş bir ahırı vardı. İçinde çokça saman takalarının bulunduğu uzun ve geniş ahır, ortadan duvarla ikiye bölünmüştü. Ahırın bir tarafında Duran Kaag’ ın atları, diğer taraftan da inekleri, düveleri, danalar, eşekleri kalıyordu.

Duran Kaag’nın bu ahırının yirmibeş, otuz adım ötesinde, adına “Kahma” denilen yerde, kaya içine oyularak yapılmış, yüksek tavanlı, tavanında ve duvarlardaki çengellerde domates, kışlık üzüm hevenklerinin asılı olduğu kaya damı vardı. Bu kaya damı, o yıllarda, içine kışlık yiyecek ve katıkların konulduğu bir yerdi. Damın tabanı olan ayrı ayrı yerlere; patatesler, soğanlar, kabaklar, pancarlar serilirdi. Turplar, pırasalar topraklanıp dik olarak yerleştirilirdi. Bulgur çuvalları, onlarca keçi tulumlarına basılmış peynirler, çanaklara basılmış tereyağlar, küpler dolusu kışlık pekmezler kaya damın taban duvarlarına sıralanırdı.

Kışlık katık konulan kaya damın tam karşısında yine yumuşak tüf kaya oyularak inşa edilmiş ayrı bir kapıdan girilen; içi çokça saman alan; yüksek tavanlı, büyük geniş hacimli,  Duran Kaag’ın ikinci samanlığı bulunuyordu.

Evinin tam karşısı “İbramlar “ tarafından önünde geniş, avlusu olan, içinde yer tabanının biraz yukarısında kaya içine oyulmuş uzun saman takaları bulunan, o yıllarda kışın yüz elli, iki yüz kadar olan koyunların, keçilerin yatıp, kalktığı,  adına koyunların kuzuları “ini” denilen bir yeri daha vardı. Tavanında yuvarlak havalandırma bacalarının bulunduğu bu koyun, keçi inin içinde bahar aylarında kuzuların konulduğu adına “köm” denilen ayrı bir bölüm daha bulunuyordu.

Heybetli adam Duran Kaag, toprakla haşir neşir olmayı, ekip biçmeyi çok severdi. Toprakla uğraşmak, toprakla oyalanmak, toprakta bir şeyler yetiştirmek Duran Kaag’ ın kalbinin, ruhunun ta derinliklerine işlenmişti… Çok mücadeleci bir kişiliği var idi. Olmadı, toprağı, tırnakları ile kazar, elleri ile ovar, öğütür ve işlerdi. Mevcut mal varlığı ile Köyde yaşayan diğer köylülerine Eyvaz’ ın diğer bir ikinci kuşak torunu olup, mal varlığı çok iyi olan zengin Hacı Kaag’ ya göre daha varlıklı sayılırdı. Ambarları sürekli buğdayla dolu olurdu. Tedbirli insandı. Çıkan yeni mahsullerini ambarlarlasın koymadıkça da eski buğdaylarını, çavdarlarını, arpalarını pazara çıkarıp satmazdı.

Duran Kaag, o yıllarda; alnı ak, ayak toynaklarının üssü beyaz güçlü iri uzun bacaklı atlara, genç taylara sahipti.  Her birine doru, şarabi renkli bir çift at koştuğu iki ayrı pullukla toprağı karıştırdı.

Geniş tarlaları vardı. Çocukları ile birlikte yıl içinde çok yer eker,  çok yerde ekinler biçerdi, Biçilen ekinleri de at arabası salları ile harman yerine taşırdı. Yüksek, geniş halaka buğday, çavdar, arpa, yulaf harmanları dökerdi.

Duran Kaag, harman yerinde oğulları, kızları, gelinleri ve elli iş tutan torunlarıyla birlikte harman sürerdi. Harman sürme faaliyetini her birini bir çifte atın çektiği çifte dövenlerle yapardı.  Atlarını dövene koşma işini, her gün, gökyüzünde güneşin birkaç mızrak atışı boyu yükselip, henüz bozkırın toprağını taşını ısıtmaya yeni başladığı, daha henüz kuşluk vakti girmeden önce yapardı. Atların üzerindeki koşumlarını da, yıldızların gökyüzünün derinliklerinde göz kırptığı,  gökyüzündeki ışıklı, nurlu ayın bir at arabasının arka tekerleği gibi büyüyerek gökyüzünde asılı kaldığı bir zamanda, gecenin sessizliğinde baykuşların kesik, kesik öttüğü gecenin saat on ikisine doğru çözerdi. Döven sürme işini bu saate kadar devam ettirirdi. Duran Kaag harman sürme işini her gün bu şekilde harman yerindeki tüm harman sürülüp bitinceye kadar devam ettirirdi.

 Duran Kaag, oğulları, kızları, gelinler ve torunlarıyla birlikte sürülen, biten harmanları tınaz olarak yığardı. Tüm harmanlar sürülüp bittikten sonra yığılan her bir tınaz, poyraz rüzgârının estiği iyi estiği günlerde savrulurdu.

O yıllarda, esen rüzgârın samanları alıp götürmemesi için tınaz her esen rüzgârda savrulmazdı. Esen rüzgâr bir kere poyraz rüzgârı olacaktır. Gün içinde; sürekli, dengeli, ılımlı, orta şiddette esecektir… İşte Duran Kaag, o yıllarda, böyle bir poyraz rüzgârı yakaladı mı hemen faaliyete geçerdi.  Oğullarını, kızlarını, gelinlerini ve torunlarını tınazın başına toplar, birlikte sabahın erken saatlerinde başlayıp, dar ikindi vakti aralığı olan o zamana kadar ancak bir harmanın tınazını savurdu.  

Bu şekilde savrulup samanı giden tınaz yerinde,  savrulan tınazın cinsine göre akşama doğru bu defa da buğday, çavdar, arpa, yulaf ceşleri ortaya yığılırdı. Tınazlar savrulup ceşler ortaya çıkınca Duran Kaag, hiç zaman kaybetmezdi.  Oğullarına, kızlarına, gelinlerine ve eli iş tutan torunlarına tınazın durumuna göre ortaya çıkan buğday ile çavdar ceşleri kalburdan, arpa ile yulaf ceşleri gözerden elettirirdi. Elenen ceşleri, yün ipliğinden dokunmuş nakışlı çuvallara doldurturdu. Gecenin geç saatleri olan bir zamana kadar ay işi altında eve taşıttırıp ambarlara dökerdi. Ancak gecenin çok ilerlemiş saatlerinde oğuları, kızları, gelinleri, torunlarıyla birliktr dinlenmek için uykuya çekilirdi.

O yılların yaz aylarında, Duran Kaag’ ın kapısında iş yoğunluğu çok fazla oluyordu. Güğümler dolusu süt veren inekleri, düveleri,  süt veren onlarca koyunları keçileri, bunların kuzuları, oğlaklarından oluşan sürüsü bulunuyordu. İneklerde akşam sabah süt sağma, koyunlarda, keçilerde öğleyin süt sağma, sağılan sütleri; süzme, pişirme, yoğurt yapma, yoğurdu turfanda yayıp tereyağı yapma gibi gün bir sürü boyu süren iş ve işlemeler…

Devam edecek…

21 Mart 2019 - Söğütözü / ANKARA

Mehmet TURAN

_____________________________________

  • (2)Duran Kaag (Duran TURAN) Mehmet TURAN’ ın dedesi olur. Duran Kaag, 01.07.1904 - 19.03.1981 tarihleri arasında yaşamıştır. Yasadığı Süre: 77 Yıl, 3 Ay,  27 gündür.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 2414
Kayıt tarihi
: 28.10.08
 
 

Mucur / Kırşehir doğumluyum. Uzun süre Maliye Bakanlığı'nda çalıştım. Kabul etmek gerekir ki, Mal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster