Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

E. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Öztürk

http://blog.milliyet.com.tr/emeklibirsubay

26 Ekim '06

 
Kategori
Antalya
Okunma Sayısı
1375
 

Helga' yı en son biz gördük...

Helga' yı en son biz gördük...
 

" Alanya' da ki yazlığımız " dan denize yüzünüzü çevirdiniz de; sağınızda ta uzaklarda Alanya Kalesi'ni, solunuz da denize uzanmış burunları görüyorsunuz. Dalgalar, fos, hish sesler çıkartarak sahile vururlar. Arada bir, " Poff! ... " diye, gürültüyle taşlıklara vurdukları da olur.

Kışın sahile bir kaç balıkçı köylüden başka kimse inmiyor. Toprak öylesine veriyor ki, denize karın doyurmak için hiç ilgi duymamışlar!

Deniz; ha bire, yorulmadan, usanmadan, birşeyler tasiyor sahile. Sarı deri ciltli kitap mı dersiniz, içi yarım dolu mazot varili mi, kutular, gözlük, ağaçlar, odunlar...

Bazen de sahil kıpkırmızı oluyor. Köylüler fazla domateslerini dereye dokmusler, dere denize, deniz de geriye iade ediyor. Sahilde domates mi kalir? Kurtlar, kuslar, bocekler... Iki gunde kirmiziya boyanmis sahili, tekrar maviye ceviriyorlar.

Eger deniz sariysa portakal, yesil se musmula gunudur!

Arkanizi denize donun, karsiniz da Toroslar. Yesil, gri, dimdik, heybetli tepeler. Bazen bulutlar eteklere kadar iniyor. Tembellik etmezseniz, sahilden gorunen o heybetli genc tepeye sabah erken baslayip yuruyuse, oglene dogru ulasir, gun kararmadan da donersiniz. Cok yakin.

Tepelerle denizin arasi yesillik. Yesillikten koyun evleri gozukmuyor. Muz dallari ayaklarinizin dibine dusuyor. Eger yoldan gitmiyorsaniz, agacindan yere dusmus, portakal, malta eriklerine basa basa yuruyorsunuz.

Cennet ki, ne cennet!...

Elli yil oncesi; Alanya'ya gelen Avrupali donusunde Alanya'yi esine dostuna fisildiyarak anlatiyormus... Cennetin sirrini aralarinda sakliyorlarmis... Sihir bozulmasin, bu cennete insan, ev, otel, araba dolmasin diye...

Helga ondokuzunda. Adeleli bacaklari, kirmizi yanaklari olan, canli, kanli bir genc kiz. Duymus Alanya'yi. Taa oralardan, Alanya'nin hayali ile yana tutusa, gah otobus, gah tren, gah yuruyerek, Alanya'ya vasil olmus. Bir sabah, dayanamamis cennetin guzelligine, mayosunun ustune sortunu, ayaklarina keten spor ayakkabilarini cekmis, sirtina azik cantasini alip vurmus sahile... Once kayalardan seke seke yurumus. Sonra kendisi gibi genc, dumanli tepeye bakmis. Genc tepe, genc Helga'ya "gel" demis. Muz bahcelerinin icinden, portakal agaclarinin altindan gecerken rastladigi koylulere "Guten Morgen" diyormus...

Helga'yi bir daha goren olmamis...

Kir saclari sapkasinin altindan fiskirirdi. Hani ustu koruklu, korugu ile teregi bitismis, bir zamanlar ortaokul,liseler de mecburen giydirilen sapkalardan. Ataturk'un de bir fotografi var bunun benzeri bir sapkayla. Bilirsiniz. Koruklu pantolon giymis, kafasinda sapkasi...

Salvarinin ustune kalin cizgili bir gomlek giyerdi. Gomlegin yakasi siki sikiya kapaliydi. Ayaginda corap yoktu. Sadece bir lastik ayakkabi. Zaten bizim koyluler corap giymezler. Lastiklerini cikarip eve girdiklerinde, ayaklarinda ki lastik izini hemen gorurduk. Eger lastigin delikleri varsa, ciplak ayak da delik izleri siyah siyah noktalar olurdu. Parmaklarinin arasinda da, zift gibi, vicik vicik kapkara lastik camuru.

Elinde ki sopasina dayanir, sahilde bir kayanin uzerine dikilir, uzun uzun denize bakardi. Sonra kafasi onunde, sahil de, bir o yana bir bu yana yururdu. Saatlerce...

Bazen denizden donusunde bizim duvara oturur, dinlenirdi. Belki bir iki seferinde bir tas su istedigi olmustur. Arada bir de, bahcelerden sahile yururken, elinde ki sepeti bizim kapiya birakirdi. Biraz muz, biraz musmula, biraz yaz portakali... Bilirdi ki bizim bagimiz, bahcemiz yoktur. Yabanciyiz.

Cok az konusurdu. Esmer yuzu gunesten de yanmis. Kapkaraydi. Yuzunde ki cizgiler cok derindi.

Bir gun, genclikten dem vuruldugunda, bizim kardaslara anlatmis:

Kiz cok guzelmis. Yurudukce kalcalarinin eti disari firliyormus. Cekmisler bir agacin altina... Genc kiz gozleri ile yalvarmis.

-Ne olur yapmayin, diye.

Dinlememisler.

Kiz diyormus ki; ne olur, tamam, artik baska birsey yapmayin...

Nasil ,yapmayin, diyordu? Nasil anladilar?

Anlamislardir. Hayvan degiller, ya?

Jandarma'dan korkmuslar. Biz bu kizi birakirsak, demisler, jandarma bize etmedigini birakmaz...

Parcalamislar!...

Kucuk kucuk parcalarini bir birinden cok uzaklara gommusler... Helga'yi arayanlara da, hic gormedik, demisler.

Anlatirken, agliyormus...

-O gun, bugun uyumadim. Her gece yuzu gozumun onunde. Rahat bir uyku icin olumu bekliyorum...

Bizim ak sacli ihtiyar, 70 li yillarin ikinci yarisinda oldu.

Rahat uyuyor mudur dersiniz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 798
Toplam yorum
: 1810
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 2434
Kayıt tarihi
: 25.07.06
 
 

Harp Okulu 1974 mezunuyum. 1983'de Kurmay Subay olarak mezun oldum. 1987 yılında Silahlı Kuvv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster