Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Kağan Bahadır Küçükalcan

http://blog.milliyet.com.tr/kaganbahadir

24 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
336
 

Hem nalına hem mıhına

Hem nalına hem mıhına
 

Başbakan Erdoğan, tarihçi İlber Ortaylı’nın “Başbakan tarih bilmiyor” sözünü doğrulayacak eylemleri sergilemeye devam ediyor. Erzurum’da gerçekleştirdiği mitinginde “Evinize Türk bayrağı asın. Ama üzerinde herhangi bir sembol olmayan Türk bayrağı asın. Ama üç hilali de açarız derseniz o da Osmanlı’nındır onunla da gurur duyarız” diyen Erdoğan, hiç şüphesiz ki sözü üzerinde Atatürk resmi bulunan Türk bayraklarına getiriyor.

Erdoğan’ın, her ne kadar bayrak kanununa aykırı da olsa devletin kurucusunun resminin bayrakla beraber kullanılmasına karşı oluşu ayrı bir yazı konusu ama kısaca değinmek isterim…  Bu mantıkla; Kazlıçeşme mitinginde, Atatürklü bayraklara nazire yapılırcasına sallanan Erdoğanlı bayraklar hakkında işlem yapılması gerekir. Bayrak kanununun uygulanmasında bu kadar katı ise “Oturulan ve ayak basılan yerlere konulamaz” maddesi gereğince bayrağın seccade yerine kullanılması hakkında da,  “bayrak yırtılamaz ve yakılamaz” maddesi gereğince de teröristlere de işlem yapılması gerekir. Erdoğan’ın bayrak koruyuculuğunun sadece Atatürk’lü bayraklara karşı olduğu aşikardır.

Erdoğan’ın bir başka siyasi partinin amblem olarak kullandığı üç hilali, Osmanlı bayrağı olarak kabul etmesi de ayrı bir tartışma konusudur. Bu konu hakkında ayrıntılı bir popüler çalışmanın yapılmamış olması, değil sıradan insanları devleti yönetenleri dahi bilgi kirliliğine bulandırıyor. Evet; Osmanlı’nın üç hilalli sancakları mevcuttu lâkin Osmanlı’nın kullandığı tek bayrak bugün MHP’nin kullandığı üç hilalli bayrak değildi. Neredeyse her sancağın kendine ait bir simgesi vardı ve bu karmaşa III. Selim’e kadar sürmüştü. III. Selim’in bugünkü bayrağımıza çok benzeyen ay-yıldızlı sancağı kabul etmesi ile birlikte bayrağımız bugünkü vaziyetini almıştır. Kaldı ki üç hilal Osmanlı Bayrağı olarak kabul edilirse Siyasi Partiler Kanunu’ndaki “daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz” maddesi gereği MHP’nin de bu bayrağı kullanamaması gerekir ve iş daha karmaşık hâle gelir. Daha önce kurulmuş devletler ve onların bayraklarının gerçekliği konusunda da Atsız Bey’in “On Altı Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar” adlı makalesi okunmalıdır.

Osmanlı Devlet Nişanı olarak bilinen armanın tarihi de zannedilenin aksine çok eskilere değil II. Abdülhamid dönemine uzanır. Kanuni dönemini anlatan birtakım tiyatro oyunlarında bu nişanın sancak niyetine kullanılması da tiyatro yazarlarının dahi bu konuyu yeterince bilmediğini gösteriyor.

Sürekli dile gelen “imam-cemaat” ilişkisi misali, ülkenin başbakanı ağaçları kesip kalıntısı dahi kalmayan kışlaları yeniden dikmeyi tarihe saygı zannederse ve devletin tarihi arşivini sürekli sel tehlikesi yaşayan Kağıthane’ye taşırsa, sıradan bir tiyatro yazarının böyle hatalar yapması elbette hoş görülebilir. Bu mantıkla “Buraya minareler daha sonra eklendi, eskiden burası kiliseydi” diyerek Ayasofya’nın minarelerini yıkar, Sultanahmet’e de Bizans Hipodromu inşa edersiniz…

Geçmişte var olan bir eseri tahrip etmek, yıkmak ne kadar yanlışsa tarihi yeniden inşa ediyoruz diyerek oraya beton taklitler dikmek de aynı derecede yanlıştır. Protesto edenleri incitmek, aşırı güç kullanmak ne kadar yanlışsa, organize olmayan karmaşık adamların bulunduğu bir genel eylemi top yekun desteklemek de o kadar yanlıştır. “Ben gezi parkı eylemlerini destekliyorum” diyenler Taksim’e çıkan bikinili eylemciyi de destekliyor sayılıyorsa orada bir virgül koyarım fakat “Ben gezi parkı eylemlerini desteklemiyorum” demek polisin uyguladığı orantısız şiddeti de desteklemek anlamına geliyorsa orada da bir virgül koymak zorunda kalırım.

Gezi Parkı eylemcilerinin çoğunun sol görüşe mensup olduğu malum… O halde sözü Nâzım Hikmet ile bitirelim… Bakalım Nâzım Hikmet, yıllar önce bir Fransız dostu ile gittiği baloda, dostunun gördüğü aşırı dekolteli hanımları sinema aktrisi zannetmesi  üzerine neler yazmış:

“Artistliği hor görenlerden değilim. Yalnız artistlikte bile ar ile kasaplığın ayrı ayrı nesneler olduğunu sanırım.

Rolü isterse en ağır bir kadın artist bir et satıcısı kılığına girebilir. Ancak rolü istesin istemesin, etini salt bizi gıcıklamak için göstermekliğin artistlikle de alışverişi yoktur düşüncesindeyim.

Çok açılıyorsun kadınım…” (*)

Ne dersiniz? Nâzım bugün yaşasaydı Taksim’deki bikinili eylemciye de bu cümlelerle seslenir miydi?

(*) Nâzım Hikmet (Orhan Selim takma adı ile) -  15.12.1934 – Akşam Gazetesi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2463
Kayıt tarihi
: 13.03.07
 
 

Kağan Bahadır Küçükalcan   Siyasi Tarih yazarı ve Türkçü düşünce adamı. 28 Aralık 1988'de Antalya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster