Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
110
 

Hep nankör mü olur sevilenler?

Hep nankör mü olur sevilenler?
 

Çok sevdiğiniz biri var. Gözünüzden sakındığınız. Ona resmen aşıksınız.
”Aman! Saçının teline, zarar gelmesin” diye üstüne titriyorsunuz. Görmeyince özlüyorsunuz. Bir deli hasret, bir garip aşk…
O da, sizi sevdiğini söyleyip duruyor ama bir türlü ispat etmiyor. Ne sizden yana bir adım attığı var, ne de bir mücadelesi, bu aşk için.
Ne özlüyor,ne hissettiriyor ne de adınızı sayıklıyor. Sadece, sorulduğunda sizi sevdiğini söylüyor.
E duymak istiyorsunuz, görmek-inanmak, hissetmek istiyorsunuz. Gelsin istiyorsunuz, arada bir de olsa göreyim diyorsunuz. Çünkü seviyorsunuz.
Aşk bu, başka birşeye benzer mi?

Erafınızdakilere, nasıl sevdiğinizi anlatıyorsunuz. Onunla övünüyorsunuz.
Yıllar önce kendisini terkedip giden evlâdının, hâlâ kendisini çok sevdiğini ve birgün mutlaka geri döneceğini ümitsizce iddia eden bir anne-baba kadar, şefkatle bekliyorsunuz.
Ama nafile…
Haberleri geliyor size, üzülüyorsunuz. Siz onu bu kadar severken, hasretle beklerken.Onun, sizin adınızı bile anmadığını.
Başka sevgilere bel bağladığını, gönlünün o gönülden, bu gönüle savrulduğunu, birtek sizin gönlünüze uğramadığını duyuyorsunuz.
Hatta ve hatta, sizin baş düşmanınızla aşk yaşadığını...
İçiniz kan ağlıyor.
Sonunda bu da mı olacaktı?
Siz bunları hakkedecek, ne yaptınız?

İsteseniz, bir öfke, bir hışımla, alt-üst edersiniz bütün yaşamını.
Ama, şefkatinize, sevginize, yıllanmış aşkınıza yakıştıramıyorsunuz.
Halbuki, neler yaptınız uğruna.
Ne hatalarını, ne suçlarını görmezden, geldiniz.
Küfürler etti size, ona-buna kötüledi. Her söylediğinin, bir bir haberi geldi size ama duymazdan geldiniz.
Hep bir şans verdiniz. Ümitle beklediniz. Başına kötü bir şey gelmesin diye, gizliden gizliye gözlediniz.
Bütün bunlara rağmen, gurur yapmıyorsunuz. Ve üstüste haberler gönderiyorsunuz. Çok özlediğinizi belirtip, gelmesini istiyorsunuz.
Ama o, işinin çok yoğun olduğunu ve gelemeyeceğini söylüyor. Oysa, işe aldıran da, parayı kazandıran da sizsiniz.
O ise, sizin sayenizde girdiği işten, başını kaldıramayacağını ve size ayıracak vakti olmadığını söylüyor.
“Peki ama” diyorsunuz.” Senin 24 gün iznin var. Bir gününüde mi, bana ayıramazsın?”
Maalesef ayıramayacağını söylüyor.
Çok planı olduğundan, tatilden, yorgunluktan, yoğunluktan, kısacası bir sürü zırvalıktan bahsediyor.
“Tamam, madem yorgunsun. Ben geleyim. Oturduğun hatta yattığın yerde göreyim seni. Yine yeter benim hasretime” diyorsunuz.
Türlü bahaneler üreterek, onu da kabul etmiyor.
“Peki öyleyse?” diyorsunuz.
O bahsettiği yoğunluğun, bir tanesini elinden alıveriyorsunuz.
Örneğin, işyerindeki bölümünü değiştirtiyorsunuz.
Aman nasıl bir feryat, bir figan, bir yalvarış.
Seni çok seviyorum’la başlayıp, sana tapıyorum’la biten cümleler. Türlü şaklabanlıklar, övgüler vs. vs.
Şefkatinize yenik düşüp, tekrar eski durumuna getiriyorsunuz.
Aa bir bakıyorsunuz, herşey yine aynı tas, aynı hamam. Aynı şekilde, küfürler, isyanlar.
Çoktan unutulmuş, verilen sözler.
”Benim kimsenin torpiline ihtiyacım yok, ben kendi tırnaklarımla geldim buralara” gibisinden, bencilce cümleler.
Madem öyle’nin çağları başlıyor ve “Sen kaşındın” diyerek, işten çıkarttırıyorsunuz.
Bir isyan, bir başkaldırış, bir nankörlük başgösteriyor ki, değmeyin gitsin. Bir anda maskesi düşüveriyor. Bir tek, sizi katil etmediği kalıyor.
Ama siz ne yapıyorsunuz? Yine gönlünüz-şefkatiniz elvermiyor ve kollayıp gözetiyorsunuz.
Çünkü seviyorsunuz. O bilmese de, siz biliyorsunuz…
Böyle bir sevgiliniz, olmasını ister miydiniz?Mutlaka istemezdiniz.
Ve ben;
Bu sevgilinin kim olduğunu söylersem, kendinizden nefret edersiniz.
Çünkü;
"BU NANKÖR SEVGİLİ" biziz.

Bize verilen bunca nimeti, görmezden geliriz. 24 saatin, bir saatini bile Rabb’imize feda edemeyiz. Sahip olduğumuz herşeyi, kendimizin zannederek “Ben yaptım, ben kazandım, sadece benim” diyerek, ben’cillik ederiz. İsyan ederiz, küfür ederiz, "O" yokmuş gibi davranırız.
Sonra başımıza bir felaket gelince de, ”Ah-vah ederek” yalvarırız. Adaklar adarız, namazlar kılarız, dualar ederiz. O’nu hatırlarız.
Yahu bu kadar zormu, adını bâri anmamız?Haketmiyor mu? Sevilmeye lâyık değil mi?
Çok birşey mi, şükretmek?
Çok birşey mi, secde etmek?
Çok birşey mi, ismini zikretmek?
Değilse...
Ölüm muhakkak.
Huzuruna mutlak varılacak.
"Ne var elinde?" diye sorulduğunda.
"Yok birşey" dememek için...
Hadi! Birşeyler yapın.
Ölümün bile öleceği yerdeki, eviniz için, bir temel atın.
Geç kalmadınız belki.
Ama güç durumda, kalabilirsiniz.
Hadi! "Kendinize bir iyilik yapın"
Sevgilinizin baş düşmanıyla, aşk yaşamayı bırakın...
Saygılarımla.
{Veliaht}

Hacer Teke bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 510
Kayıt tarihi
: 02.10.15
 
 

Mesleğimin, aldığım eğitimin, ilgi duyduğum alanın,kim olduğumun ne önemi var? İnsanım herşeyden ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster