Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '14

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
390
 

Hepimizin Ortak Yönü İçimizdeki Prens

Hepimizin Ortak Yönü İçimizdeki Prens
 

Hemen hemen hepimizin çocukluk anılarımızı hatırladığımız yaş başlangıcı,  4-5 ya da büyük ihtimalle 6 yaş sonrasıdır. Yazar Saint-Exupery tam da 6 yaşındayken her çocuk gibi resim çizmeye çalışmış ve duygularını şekillerle ifade etme yoluna gitmiştir. Çizdiği resimleri özellikle yetişkinlerle paylaşmış, onlarında fikirlerini almak istemiştir. İnsanların onu anlayamaması, çok sevdiği “resim çizerek fikir alma” hobisinden vazgeçirmiştir. Hayal dünyamızda yaşadıklarımız çoğu zaman kendimizi ilgilendirir. Başkalarına anlatmaya kalktığımızda anlaşılamayabilir hatta yanlış anlaşılabiliriz. Hal böyle olunca iç dünyamızı kendi içimizde yaşamaya başlarız,  ta ki biri bizi anlayana kadar. Çocuklarda böyledir, istekleri için konuşmaya başlarlar ama aslında beyaz dediklerinde istenilen siyahtır ve sizin onları anlamanızı beklerler. İletişim kurduklarıyla hareket ederler ve onlardan vazgeçmezler. Yetişkin olduğumuzda da durum pek farklı değildir. Bizleri anlayanlarla daha çok vakit geçirmek isteriz, mutlu oluruz ve kendimizi ifade etme yükü ortadan kalkmış olur. Karşımızdaki biz “leb” demeden “leblebiyi” anlayandır artık.

Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupery tarafından yıllar önce yazılmış, ilk defa Fransa'da yayınlanmış bir romandır. Sumru Ağıryürüyen tarafından Türkçe'ye çevrilmiş olan kitapta, sosyolojik açıdan değerlendirilebilecek, özellikle "çocuk olmak" ve "çocukluk hissini yaşam boyunca taşımak" kuramları üzerinde durulmuş. Sadece çocuk ve gençlerin değil yetişkinlerinde okuması gereken anlam yüklü bir eser.

Küçük adamın adının “Küçük Prens” olduğunu öğrenen yazar, soru bombardımanına tutulur. Küçük Prens meraklıdır ve herşeyi öğrenmek ister. Yazar onu tanımaya çalışarak bir gezegenden geldiği konusunda tahmin yürütür. Kendinizi insanlara ancak böyle dinlettirebilirsiniz, eğer söyledikleriniz her zamanki şeylerden farklı ise ve siz bunu anlatacak ilginç yollar saptamışsanız dinlenirsiniz, aksi takdirde ağzı olan herkesin konuştuğu bir dünyada dinlenme şansınız pek yoktur. Sahip olduklarımız bizimdir, bize aittir ve çoğu zamanda paylaşmak istemeyiz. Büyüdüğümüzde sadece sahip olduklarımız çoğalıyor ve değerleri artıyor, değişmeyen şey onlara sahip olmamız.

Çiçekleri sevdiğini söylüyordu Küçük Prens, yazarsa dikenleri sevmediğinden bahsediyordu. İnsanoğlu olarak hayatımıza bitki anlamında çiçeklerin girdiği gibi insan çiçekleride girmektedir. Herkesin hayatındaki çiçek farklıdır ve herkesin çiçeği kendisi için değerlidir. Ama emek vermeden o çiçek açmıyor ve etrafına güzellik saçmıyor. Hayatta birşeyler elde edebilmek için emek vermek, çabalayıp haketmek gerekir, emek harcanmadan kazanılanlar hiç değerli olmamıştır. Kolay kazanılan kolay kaybediliyor maalesef.

Gezegeninde çiçekten ve baobap ağaçlarından hariç iki tanede volkanı vardır Küçük Prens’in. Dünya’ya yolculuk yapmadan önce vedalaşmıştı çiçeğiyle istemeyerekte olsa. Tecrübelerini anlatmaya başlar yazara..Yeni bir şey öğrenmiştir, "insanların kendi kendilerini yargılamaları başkalarının yargılamasından daha güçtür". Çocukluk yıllarının ardından, hepimiz okul yıllarıyla tanışır, evimiz dışında itaat edilmesi gereken başka bir kurum olduğunu öğreniriz. Öğretmenlerin isteklerine uymamız gerektiği daha okulun ilk gününden bize öğretilir. Yeni bir çok şey öğreniriz ama bunları hayatta kullanmaya başlayana dek ne öğrendiğimizi sonradan farkederiz.

Kendilerine hayran olan yetişkinlerin tuhaf olduklarına karar vermiştir Küçük Prens. Büyüme sürecinde tanıştığımız her yetişkini seveceğiz diye bir kaide yoktur. Sonuçta insanlar kendilerini anlayan, dinlemesini bilen, bencil davranışları olmayan insanlara karşı daha yakın hissederler. Büyüklerin tuhaf olduklarını gösteren diğer bir tecrübe kuşkusuz ki Prens’in bir ayyaşla tanışmasıdır. Ayyaş mutsuzdur ve varlığından utanır. Hayat sürprizleriyle doluyken mutlu olduğumuz anların dışında mutsuzluklarda yaşatır bize. Nasıl ki mutluluğumuzu yaşarken görünmek ve ışık saçmak istersek, mutsuzluğumuz da tam tersi etki yapar ve kendimizi toplumdan soyutlamamız gerektiğini hissettirir bize.

Artık okul bitmiş ve birkaç insanla tanımışızdır. Hayatımızda, belki de bir iş adamı olmaya karar vermiştik ve olmuştuk neticesinde. Günler para sayma ile, kağıt kalem işleriyle geçer olmuştu ama ya etrafımızdakileri, hatta kendimizi dinleyecek zamanımız kalmış mıydı? Sahip olduklarımız, aslında düşündüğümüzde anlamsız şeyler olsa da onlara sahip olmanın verdiği kibirle sürekli mal derdinde olmak hepimizin kuşkusuz ki başına gelebilecek bir şeydir. Coğrafyacıdan, herşeyin bir sonu olduğunu ve hiçbir şeyin kalıcı olmadığını öğrenen Prens hüzünlenmiştir. Hayatımız şekillenmeye başladığı anda farklı meslek grupları ile tanışır sonunda da yapmak istediğimize karar veririz. Bu süre içerisinde değişmeyen tek gerçek olan “ölüm” ile tanışırız. Her ne kadar bizden ve sevdiklerimizden uzak olmasını istediğimiz bu tecrübe eninde sonunda bizi de etki alanına alır.

Prens dünyada bir yılanla tanışmış ve yılan ona insanların kendi içlerinde yalnız olduklarını söylemiştir. Kendisiyle çelişkiye düşer insan zaman zaman. İnsanın dünyası kendi ailesidir. Büyüyüp evlendiğinde kendi dünyasını kurar. Hayatı öğrendikçe sorularının adedi artar. Cevap bulurken bazı sorularına, bazende askıda kalır cevapları. Prens ısrarla insanları arar. Dünyayı tanıdıkça gezegeninde sahip olduklarının yetersiz olduğunu hisseder.  Gelenek ve dostluk kavramlarını öğrenir bir tilkiden. Dost kazanabilmek için onun istediklerini yapmaya başlar, pinokyo misali.. Arayış içindedir insan ömrü boyunca. Ne aradığınıda bilmez çoğu zaman. Hayat yolculuğu sırasında bir çok şeyle karşılaşır ve geçmişini hatırlar. Yalnızdır aslında bu yolda, anlamasıda zaman alır. Bazen hayallarimize kavuşmak beklediğimiz gibi olmaz. Gözümüzde büyüttüklerimizin varlığı karşısında hayal kırıklığına uğrayabiliriz. Okul, iş, evlilik ve ebeveyn olma gibi hayallere ulaştığımızda, çok da kolay olmayan özellikler olarak çıkarlar karşımıza.

Küçük Prens, yaşadıklarını anlatmaya devam eder. Artık birbirlerini daha iyi tanımışlardır, biri uzaylı bir varlık öbürü ise dünyalı. Kendisini büyük bir boşlukta hisseden yazar bu tecrübesini yıllarca kimseye anlatmamış ama sonunda onu kağıda dökmüştür. Hepimizin içinde küçük bir prens ya da bir prenses mutlaka vardır. Bu bizim gerçeğimiz bizim çocukluğumuzdur. Büyüdüğümüzde gerçekten biz çocuk olduk mu diye sorarız kendimize, emin olmak içinde ya resimlere ya da yara izlerimize bakarız. Acele ederiz büyümeye, yetişkin gibi yaşamaya. Gezegenler insanoğlunun hayal dünyası, dünya ise gerçeğidir. Bitti sandığımız çocukluk ölmez aslında, hep içimizde bir yerdedir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 254
Kayıt tarihi
: 22.01.13
 
 

Hayal dünyamızda yaşadıklarımız çoğu zaman kendimizi ilgilendirir. Başkalarına anlatmaya kalkıştı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster