Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '18

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
78
 

Her Acı Yeni Bir Başlangıç İçin

Her Acı Yeni Bir Başlangıç İçin
 

Yeniden doğmak


Yıllar boşa geçmiş döngüler, kendimden kaçamıyorum kapana sıkıştım hareket edemiyorum, ölüm bu kadar yakın mı? Daha hazır değilim kızım 2,5 yaşında onun bir anneye ihtiyacı var. Ağrı bedenimin her hücresinde yayılırken, göz yaşım içime akıyor. Yataktayım kemiklerim sızlıyor. Kızımın sesi ile gözlerimi ona çeviriyorum, yatakta doğrulmaya çalışırken acımı ona belli etmek istemiyorum. 

Elimden tutuyor ve zorlukla merdivenden inip ona kahvaltı hazırlamak için mutfağa gidiyoruz. Kendi boyuna uygun IKEA’dan alınmış tahta sandalyesine oturuyor ve gözümün içine bakıp benliğindeki tüm sevgisi ile bana gülümsüyor. 

Ne kadar sürecek bu hiç bilmiyorum. Zar zor hazırladığım kahvaltı masasına oturuyorum, ağzıma yemeği götürdüğümde bu sefer de çenem açılmıyor çatalı bırakırken ağrı bedenime yayılıyor, yüzümdeki tebessüm maskesinde....

Dört ay geçti, hala bir teşhis konulamadı. İlk aylar siyatik diye düşündüğüm hastalığın tedavisini sorduğumda, bir çok doktora gitmeme rağmen aldığım cevap tekti “seyrine bakacağız”. İlaç firmasında çalışmak o dönemlerde benim için dezavantajdı çünkü söyledikleri bütün hastalıkların ne olduğu hakkında çok rahat bilgiye ulaşabiliyordum, kimisine göre 3-5 yıllık ömrümün kaldığı ise bunların içindeki ihtimallerden bazılarıydı. O dönemler bana karanlık ihtimaller hep daha yakın gelmiştir, o yüzden hayatımın son günlerini yaşadığım düşüncesi beni çukurun dibine doğru çektikçe çekiyordu. Bu durum da daha şiddetli ağrılar olarak bedenime yansıyordu.

Doktor arkadaşlarımdan biri bu konuda iyi bilinen bir doktor olduğunu söyleyerek bana bir isim verdi. Baktım medyada tanınan bir isim. Hemen randevuyu aldım ve gittim, baktı baktı pek anlam veremese de kendinden emin bir şekilde “ben tedavi edeceğim merak etme” diyerek, kortizonlu iğneyi şiş olan eklemlerime yapıverdi. O kadar çaresizdim ki inanıverdim sorgulamadım bile, bir tomar kortizonlu ilaç ile bunları günde bir kere al diyerek beni yolladı. O kadar mutluydum ki “ohh biri en azından tedavi edilebilir” cümlesini ağzından çıkarmıştı ve bir tedavi uygulama cesareti göstermişti. 

Bir hafta geçti, iğne yapılan parmağımdaki şişlik indi ancak parmağım incelmeye başlamıştı, bir terslik vardı. Bu sefer başka bir doktor arkadaşımın yanına danışmaya gittim, tahlilleri gösterdim, “ya Damla romatizma değerlerine bakılmamış ki senin hastalığın seyri romatizma gibi duruyor” dedi ve bu konuda en iyisidir dediği başka bir doktorun ismini verdi bana. 

Doktoru ara ara ulaşılmaz, en sonunda akşam üstü sekreteri telefonu açtı ve yaklaşık bir ay sonraya randevu verdi. Arkadaşımın ismini verdim, ilaç firmasında çalışıyorum, küçük kızım var, ağrılarım var derken iki hafta sonraya randevuyu koparmayı başardım. Ancak, ağrılarım her gün artıyordu, çok yakın bir arkadaşımın diş doktoru ablası diş sıkmaktan da olur deyince gittiğim diş hekimi “apare” denilen bir şey yaptı ağzımın içine de onu taktım ve hayatıma devam etmeye çalıştım. Gören herkes kaza mı geçirdin diye soruyordu, her tarafım yamuk yumuk ağzımın içinde sert bir malzeme ile “Notr Dame’ın Kamburu” filmine aday olabilirdim. 

O dönemlerde kayınpederim subay, Ankara’da görevli. Durumu eşim ona da bahsedince “atlayıp gelin beklemeyin, bir de Ankara’da gösterelim” demiş. Durum böyle olunca bir umut daha ben ve minik kızım birlikte doğduğum yer olan Ankara’ya doğru yola koyulduk. Gittiğimizde bizi karşıladılar ve direk hastaneye gittik. Bazen öyle anlar vardır ki yaşamınızda içinizi tekrar şenlendirir, bir ümit ile içeriye girdim. 

Doktor, doçent ve romatizma konusunda iyi olduğu söylenmiş, bizi kapıda karşıladı. Bana bir çok ardı ardına soru sormaya başladı. “İlk ne zaman bu ağrıyı hissettin?” dedi.  “Firma başka bir firma ile birleşme yaşadı, bir çok insanı işten çıkardılar ve ben buna çok üzüldüm” dediğimi şu an bile çok net hatırlıyorum. Doktorun muayene süresi bir saati geçti, bütün eklemlerimi eli ile tek tek kontrol etti. “Hiç öncesinde enfeksiyon yaşadın mı?” diye sordu. “Evet, viral bir enfeksiyon geçirdim” dedim. “Merak etme, enfeksiyon sonrası vücudun virüsü atamamış ve stres ile birlikte bağışıklığın düşmüş ve reaktif artrite çevirmiş, şimdi sana antienflamatuar (ödem giderici) bir ilaç yazacağım dedi. Miden ile ilgili bir sıkıntın var mı?” diye ilave etti. “Nasıl yani yaşayacak mıyım, doktor” dedim göz yaşları içinde.... Tabii ki bu bir Türk filmi değil ve sonu böyle olmadı ama bunu zihnimde Türk filmi senaryosu haline getirmiş hem yazmış hem de oynamıştım.

İlaçlarımı aldım, ağrılar bir 4 ay daha kadar devam etti. İstanbul’daki doktora da randevu aldığım için tekrar gittim ve o da aynı teşhisi koydu. Sonuçta gelmiş olan hastalık bir şekilde bedeni terk etti. Ancak, yaşadıklarımdan sonra benim için yeni bir döngü ve sorgulama dönemi başlamıştı....

Bundan sonra nasıl bir hayat yaşamak istiyordum?

 

Damla Koçman, 2012 yılında yazdığım otobiyografik hikaye

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 172
Kayıt tarihi
: 21.03.17
 
 

Gelecek Tasarımcısı. Kariyerine yeni başlayanlar, girişimciler ve yöneticiler ile potansiyellerin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster