Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aşk Yazarı Mustafa Çifci

http://blog.milliyet.com.tr/mustafacifci

19 Eylül '13

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
822
 

Her aşk bizi çocuk yapar sevgili

Her aşk bizi çocuk yapar sevgili
 

Her Aşk Bizi Çocuk Yapar Sevgili


Gülşen’e

Gecenin içinde büyürken yalnızlığım seni anımsıyorum saman sarısı saçlarınla. Gülücüğün büyüyor gözlerimde. Tatlı tebessümün, yaşamın en doyumsuz, en yalın, en tatlı sevgisini anımsatıyor bana. Sevgiden daha ilerisi olmadığını, olamayacağını bir kez daha anlıyorum.

Sen de bilirsin; yokluğun acısını, yalnızlığın bir garip sızı olduğunu. Kimi hüzünlerin hiç bitmeden devam ettiğini, bazen duyguların insanı esir aldığını, bazen de galibin sevincinden daha çok, yenilginin de bir çeşit sevinç olduğunu. Sen de bilirsin, aşkın insanı sevgiyle doldurduğunu. Aşka kimi zaman sen de yenilirsin. Sevdiğin şeyleri ne kadar çok sevsen de yine sevgiye doymadığını, gizli bir açlığın her gün büyüdüğünü, güzel olan her şeyin gelecek günlerin içinde saklı kaldığını, sen de bilirsin. Ve aşkın bazen de, hayalini kurduğun, görmekle yetindiğin, ulaşamasan da sadece varlığının mutluluk verdiğini sen de yaşarsın. Tıpkı yanımda iken çok uzaklarda olan sarı saçlarının varlığı gibi. Sen de bilirsin bu sevgiyi. Bu sevgi, en saf, en yalın aşktır. Elim değmese de eline, gözlerindeki ışıltıyla aynı masada oturabilmenin mutluluğudur bunun adı. Ve yarım kalan yaşamların, gerçek olmayan düşlerin, gelecek baharlara saklanan özlemlerin hayal olmasıyla, insanın içinde nasıl bir boşluk yarattığını, yarım kalan sevinçlerle yaşamanın bazen ne kadar zor olduğunu sen de bilirsin. Sen de bilirsin, yüzümüzde kırılan gülücüğün acısını, kırıntıları toplamanın zorluğunu, ağlamak isterken gözyaşının kurumasını, sen de bilirsin.

Sende ağlarsın bazen değil mi? Gözlerin senin de dolar kimi zaman. Ama sen ağlama sakın! Dayanamam gözyaşlarına senin. Sen hep gülmelisin. Işıltısı hiç kaybolmamalı gözlerinin. Yüreğin hep böyle kalmalı, olduğun gibi sevmeliyim seni.

Acıya düşer yolun kimi zaman senin de. Neden hüzünlerin devam ettiğini anlayamazsın. Oysa tek gerçeğin, insanın yaşamı olduğu halde, her gün binlerce acıyla, binlerce gözyaşıyla sen de üşürsün. Senin acıların da dal verir yüreğinde. Bir çocuğun gözyaşlarında sen de ağlarsın. Bir türlü iyileşmeyen, hep kanayan acılarınla sen de üşürsün karanlık gecelerde. Tepkisiz kalamaz, acı veren insanların yüreklerini merak edersin. Neden ayrılıkların devam ettiğini, neden insanların birbirine acı verdiğini, neden daha çok sevemediklerini bir türlü anlayamazsın. O güzel yüreğin bunlara yanıt bulamaz. Kendini acı çeken insanların yerine koyar, onların acılarını yüreğinde yaşarsın. Ama birileri bunu yapamaz. Senin içinde de kanar bir şeyler zamansız. Yüreğin burkulur senin de. Bir hoş olursun.

Acıya düştüğümde neşeli halin aklıma gelir. Gözlerinin ardında saklı kalan sevgi ve aşkı ararım. Güçsüzlüğüm büyür bazen, gözlerimi kapatır, çaresizliğime yenik düşerim. Ne zaman hüzün dolsa yüreğim, bu zayıf, bu beş para etmeyen bedenimden utanırım senin eksilmeyen tebessümün yanında. Kimi zaman hiç konuşamasam da, uzaktan sesini duyunca, o karamsar, o berbat havadan kurtulurum o an. “Görüşeceğiz gönül dostum” diye seslenişini duymak, istediğim günün sözü olur. Yarınların daha güzel, daha neşeli olacağı inancım büyür, mutluluğun küçük anlarını avuçlarımın neminde saklı olduğunu hissederim.

Dostlarını ararsın bazen nedensiz ve zamansız gecenin ortasında benim gibi. Sanki onlarda sevecek bir şeyler vardır diye, sevgiyi dilenirsin telefon tellerinden. Kimi zaman başıboş dolanırsın sokaklarda. Açık pencerelerde durursun konuşacak birilerini ararken. Gözlerin sokakta oynayan çocuklara, minik bebelere takılır arada bir. Çocuk olursun o an. Çocukların masum ve tatlı gülücüklerinde, mini mini ellerinde, zamanın su gibi aktığını hissedersin. Saf ve tertemiz bir sevginin hasreti dolar içine çocuk bakışlarında. Kimi zaman geriye, mazine dönmek istersin. Eski anıların canlanır gözlerinde. Eski, siyah beyaz fotoğrafların en kıymetli hazinen olur. Geçmişin kötü anıları bile güzelleşir gözünde, özlemlerin büyür.  

Bazen de gece yarılarında mesajlar çekersin dostlarına. Benim sana yazdığım gibi. Yazdıklarına cevap beklerken, odanın içinde amaçsızca dolaşırsın. Karşılık gelmezse, “neden” soruları büyür beyninde. “Keşke yazmasaydım, ters giden bir şey mi oldu? Zamanı değildi galiba” diye endişe edersin. Yüreğin hep dolu doludur. Çünkü bu toplumda sevenlerin hep bir engeli vardır. İstenen sadece sevgi paylaşımı ve dostluk olsa bile, birçok insan karşılıksız ve çıkarsız dostluk paylaşımına açık değildir. İlk tanıştığın insanlar bile sanki kendilerinden çok gizli bir sır verirmiş gibi konuşmaz, önce sizin öykünüzü dinlemek isterler. Analar, babalar, dayılar, ağabeyler, amcalar ve komşuların her biri namus bekçiliği yaparlar. Güzel sözleri, tatlı övgüleri bile rasgele kullanamazsın. İlişkilerin bu zayıf yönüyle gezinirken düşüncelerinde, beklediğin cevabı aldığında, mutluluktan uçasın gelir. Bir tek tatlı söz bile, bütün karamsar duygularını yok etmeye yeter de artar bile. Çünkü bu sevgi dayanışmasını daha mükemmel kılacak bir başka güç yoktur. Sevgiye doymazsın. Sabahlara kadar konuşsan da doymazsın sohbetlere. Çünkü aşka doyulmaz dostum. Sevdalara doyulmaz. Sevgi açlığı, bir başka açlığa benzemez.

Acılar yakanı bırakmaz bir türlü. Kıskanç insanlar kapı arkalarında saklanmış gibidirler. Herkes sevgi dolu olsa, yaşam bu kadar kötü olmaz diye düşünüp, “Acılar ne zaman bitecek?” diye sorarsın dostuna. Sevgi yolunda birçok duyguların aynı olduğunu görünce rahatlarsın. Birileri ağlarken birilerinin gülmesi kanun gibidir. “Keşke” dersin, yüzündeki izler kasılarak, “keşke bütün insanlar sevgi dolu olabilseler.” İnsanlar biraz daha fazla sevebilmiş olsalar, acıların, hüzünlerin bu kadar çok yaşanmayacağına tüm kalbinle inanırsın.

Bırak aşka düşeyim dostum. Yansın bu yüreğim bende kalan gözlerindeki ışıltıyla. Bırak yansın yüreğim saman sarısı saçlarınla. İstersen senin hiç haberin olmasın bu aşktan ama yansın bu yüreğim. Çünkü bu yürek, aşksız ve yangınsız yapamaz. Aşk olmasa, savrulur giderim yokluğun içinde. Yaşam anlamından ödün verir aşk olmazsa. Duygularım kararır, dilim susar, şiir yazamaz olurum. Susar dudaklarımdan hiç bitmeyen türkü, karanlık ve dar sokaklara düşerim. Ben aşksız yapamam sevgili. Aşksız yaşayamam ben. Yeter ki arada bir görebileyim seni. Seni aradığımda “yüz gram leblebi” şiirini oku bana. Seninle çikolatalı pastayla kahve içelim. Ve sonra, bütün şiirlerin çikolatalı pastalı olsun. Bütün şiirlerin kahve koksun. Unut gitsin boza içmeyi. Bende kal biraz da. Misafirim ol öykülerime. Hep senin adını yazayım şiirlerime. Bütün kitaplarım senden izler taşısın. Nasıl olsa bitip tükenmezsin sen. Çünkü sen bir öykü değil, bir roman kadar büyüksün.

Belki de çocukluğumuzun ebem oyunlarında unuttuk içtenlik ve paylaşım duygularımızı. Evcilik oyunlarımızda saklı kaldı çocuk yanımız. Aşktan uzakta büyüdük. Doğum günlerinde birbiri ardına söndürürken titrek mum ışıklarını, büyüdükçe azalır sandık içimizdeki acıları. Büyük adam olmaya özendik hep. Büyürken bedenimiz, çocuk yüreğimiz uçurtmalarda kaldı. Şimdi bile, aynı oyun değil mi sevgili? Bir yaş daha büyürken yılbaşlarında,  geçen zaman unutulup gidiyor işte. Geriye kalan, bir kaç güzel günden ve unutamadığımız acılardan başka nelerimiz var? Senin neyin var sevgili? Yarınlara kalabilen neyin var?

Aşka “evet” demek, söndürülmüş mum ışıklarına karşı gelebilmek değil mi biraz? Her aşk bizi biraz çocuk yapar sevgili. Her aşk, yaşadığımız hayatın tadını verir bize. Aşka “evet” diyebilmek, direnebilmektir yaşama. Yaşamın büyüsünü görmeye ilk adımdır aşk. Aşktan kaçılmaz sevgili! Aşktan kaçmak, yaşamdan kaçmak gibidir. Aşktan kaçmak, güzelliklerden, yeni duygulardan kaçmaktır. Aşktan kaçmak sevgili, güneşi göremeyip, ay ışığıyla yetinmek gibidir. Oysa gece, ne kadar aydınlık olsa da, gündüz gibi olabilir mi? Bırak bu aşkı yaşasın yüreğim. Bana güneşi çok görme. Bu aşkı çok görme bana.

Her sevda, yeni bir doğuştur yaşamımızda. Sevebilmek, mutluluğa koşar adım gidebilmektir. Sahte sevgiler değil, maskeli gülücükler değil, olduğun gibi görünebilmektir aşk. Ve önce kendinde olanı verebilmektir. Eğer sevgi varsa yüreğinde sevebilirsin. İnsanın, sadece insanla paylaşabileceği, duyguların harman olduğu harmandır her sevda. Sevinç, hızlı hızlı yürüyebilmektir buluşma yerine. Dudak kıvrımların her an gülüşe hazır, saçların hoyrat rüzgârda uçuşmasıdır aşk. Dalgaların sarp kayalara çarpması, dağlardaki sessizliğin kuş ötüşleriyle dolması gibidir. Dikenli bahçelerden güller derlenmesidir aşk. Seninle aşk ise sevgili, bir bahar sabahında güneşin doğuşunu izleyebilmektir. Karşılıklı bir fincan kahve içebilmek, ellerinin sıcaklığında damarlarımdaki kanın hızlandığını hissetmektir. Ayrılmak ise, kristal aynalarda gülüşünün kırılmasıdır.

Gelen mektuplar sevindirirdi beni. Yüreğim genişler, gözlerim ışıldardı. Duvardaki nemli hava kendiliğinden kaybolur, güneş girerdi perde aralığından. Bir şarkı tutturur, yüksek sesle söylerdim. Yaşama sevinçlerim çoğalırdı.

Belki de çabuk büyüdük bizler, çocuk oyunlarımıza doyamadık, kaçıp kaybolamadık, ebemler hep bizde kaldı. Gözlerindeki doyumsuz mavi aydınlık gibi… Uzaklarda kaldı yanan ışıklar. Mutluluk hep uzaklarda… Düşlerin sıcaklığı dağların ardında kaldı, tepeleri aşamadık.

Aşktan kaçarsam eğer, sönük sevdalarım benim sonumu hazırlar sevgili. Her gün adım adım yaklaşırım ölüme doğru. Aşktan kaçarsam, korkarsam sevdanın büyüsünden, yetim kalırım. Aşktan kaçarsam sevgili, yaşama yenilmiş sayılırım. Aşktan kaçarsam, bir yanım eksik, bir yanım yarım, bir yanım yetim kalır. Oysa her aşkta, yaktığım mumların ateşini geri alıyor, acılarımın diyetini ödercesine yaşayamadığım özlemlerime koşuyorum. Biliyorsun, aşkın adı sadece bedenen sevişmek değil sevgili. Ben seninle, şiirlerle sevişiyorum.

Sen de anlat bana, yüreğinin kuytularını aç bana. Korkma, çekinme, sevgi açlığı çeken yüreğin besini birbirine benzer. Sevgi yabancılığı barındırmaz içinde. Sen de anlat bana, sakladığın acılarını, gülen gözlerinin ardındaki düşlerini, ebemkuşağı özlemlerini. Şiirlerindeki dünyanı sen de anlat. Sevda ateşini anlat bana. Aşkını anlat. Bütün duygularını öğrenmek istiyorum senin. Çünkü seni öğrenmek yaşamın tadını öğrenmektir benim için. Bana aşkı öğret sevgilim. Aşkı yaşat bana. Uzaklarda kalma. Seni ne çok özlediğimi, ne zamandır tutkun olduğumu sorma. İnsan aşkın kuyusuna bilmeden düşüyor çoğu kez. Habersizce bazen, bazen ilk görüşte... Bir daha asla göremeyeceğini bilsen de seviyorsun nedensiz. Unutamıyorsun bir türlü. Tutku oluyor bir süre sonra uzaktaki sevgili bile. Bütün suçlardan arınmış, mükemmel kişiliğe bürünüyor sevgili. Sanki yaşamının bir parçası gibi, sanki sevgilin senin için yaratılmış gibi. Sen de benim için böylesin sevgili.

Kimi zaman çok uzaklarda olduğunu düşünüyorum. Sanki düşler gibi, uzakta gülen gözlerin. Çünkü sen o kadar güzelsin ki, düş gördüğümü sanıyorum. Ve en güzel düş, seni yaşayabilmek, boş sayfalara seni yazabilmek… Seninle arkadaşlık her şeye bedel dostum. Sen her şeye bedelsin… Şimdi ne yaptığımı sorma bana. Sen düşünce aklıma ısındı yüreğim. Işıklar daha bir parladı ansızın. Rüzgâr dindi dışarıda, ay ışığı perdeyi zorlamakta ve duvarlar, gülüşünden izler taşımakta.

“Bana âşık olabilirsin” demiştin gülen gözlerin ve tok sesinle. Bu aşkı biz, aşk gibi yaşayalım sevgili. Küçük heveslerin tuzaklarına düşmeden, aşkı, aşk gibi yaşayalım. Bilirsin, hep tuzaklarla çevrilidir aşkın yolu. Sanki bir mayın tarlasında yürüyormuş gibi nerede ve ne zaman tuzağa yakalanacağını bilemezsin. Kimi zaman gülümseyiş en güzel aşkı oluşturur. Kimi zaman da uzakta olduğunda sevdiğini yanında hissetmektir aşk. Aşkı, aşk gibi yaşayabilmek, yaşamın en onurlu eylemidir. Aşkın büyüsünde tensel şehvetler yüreği esir almışsa, bir boşluk oluşur o zaman. Ve o boşluk, insana dayanılmaz ızdıraplar verir. Oysa aşk, sevgi duygularının en billur halidir. Aşk özgürlük ister sevgili. Üçüncü bir kişinin varlığını kabul edemez. Kıskançlık değildir bunun adı. Güvendir. Güvenebilmektir aşk.

Hangi toplantıya gitsem, gözlerim hep seni arıyor.

“Yoksa gelmeyecek mi?” diye telaşlanıyor yüreğim.

Sen yoksan, bütün salonu boş görüyorum.

Sen yoksan, her yanımı anlamsız bir boşluk kaplıyor.

Sen yoksan eğer, oradaki insanlarla konuşurken kendi kendimi zoraki avutur gibi oluyorum.

Sen yoksan eğer, bütün şiirler anlamını yitiriyor.

Bütün şiirler sessiz çığlık gibi duyulmuyor.

Duyulsa da anlaşılmıyor.

Sen geldiğinde, neşem geliyor, her yan doluyor, odanın içinde ayak basacak yer kalmıyor.

Çünkü bütün boş alanları senin gülücüğün dolduruyor.

Bütün duvarlara tebessümün resmi yansıyor.

Sen dolduruyorsun.

Şiirler susuyor.

Türküler susuyor.

Sen konuşuyorsun.

Çünkü her şey sen oluyorsun. [2000]

* Ellerini Bana Sakla, adlı eserden alınmıştır. Yayın, Ulusal Yayınları 2001

 Mustafa Çifci- www.mustafacifci.com

Kaynak: Bu eser Mustafa Çifci’nin “Ellerini Bana Sakla” adlı kitaptan alınmıştır. Her hakkı saklıdır. Yazarın yazılı izni alınmadan kopya edilmesi, çoğaltılması, dağıtılması, başka yerlerde yayınlanması 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasası hükümlerince yasaktır. Mustafa Çifci-

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 277
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 523
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazılarında insanı derinden etkileyen yoğun bir duygusallık, hüzün, karamsarlık ve yalnızlık vard..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster