Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
166
 

Her biri kristal parçalarıydı…

Her biri kristal parçalarıydı…
 

Gündüz, güneş ışığının peşinde, trenin ve demiryolunun en güzel görüntülerini yakaladıktan sonra, bir de bunu gece çekimleriyle zenginleştirmek ve önümüze nasıl bir dünya serileceğini görmek istiyoruz…

Akşam oldu… Saat altı buçuğa varıyor…

Demiryolunun kıvrımlandığı ve bizim hayalimizde oluşturduğumuz kareye ulaşacağımız mekanda beklemeye koyulduk treni… Önce aracın dışında hazırlığımızı yaptık; on- onbeş dakika sonra gelecek çünkü… Dakikalar geçti ama trenden ses seda yok!

Haber alıyoruz makinistten, yanlış anlaşılma var… Bir saat daha beklememiz gerekiyor… Bu soğukta dışarıda beklemek akıl karı değil… Hemen aracın içinde alıyoruz soluğu… O kadar soğuk ki içeride bile atkımızı, beremizi gevşetemiyoruz … Dışarıda bir süre daha bekleseydik buz kütlesi olurduk herhalde…Gerçi bu ayazı kesintisiz yarım saat deneyimledik…

Uzaktan köpek sesleri kulaklarımızı tırmalamakta… Gecenin bu kör karanlığında aniden neyi duysak; neyi, kimi görsek kendimizi korku filmlerinin en vurucu sahnesinde sayıyoruz…Çevre o kadar korkunç ki sesler, görüntüler birbirine karışmış durumda…Beynimizde, bilinçaltımıza attığımız en ürkütücü imgelemler uçuşmakta…Bu anlarda hayal gücünün sınırları sonsuz…

Yakınımızda hiçbir ışık kaynağı yok… Sadece, uzaktaki köyün evlerinden sızan sarı ışıklar var… Çevremiz boş tarlalarla çevrili, canlılar buradan ırak…Yamacımızdan ya da ileriki yoldan geçen tek tük otomobiller bu ıssızlığı bir nebze olsun kırıyor…

Bu zifiri karanlık, kimsesiz, üç- beş yıldızın ara ara göz kırptığı yerde beklemek, en sıkıcı olanı…Gerçi beklemenin türlü türlü halleri var; bazıları bizi nefessiz bile bırakabilir… En azından burada “Godo” yu beklemiyoruz ve eninde sonunda ulaşacağız istediğimize…Ama bir şeyleri hep bekleriz; büyümeyi, daha az acı çekmeyi, daha çok mutlu olmayı, aşık olmayı, artık kangren olmuş ilişkimizi bitirebilmeyi…

Bir saat geçti… hızlı geçti diyemem!

Her birimizin kafasından, diğerlerine kapalı türlü türlü fikirler geçti; hayatlarından kareler gözlerinin önüne geldi…

Hep hiç ummadığınız anda; aklımızda olduğunun farkında bile olmadığımız görüntüler; en sıkıntılı, en zayıf anlarımızda karşımıza çıkar…

Görünürde birbirimize sardırarak; bu anların hızlıca geçmesini sağlamaya çalışsak da nafile feryatlardı bunlar…

Yeniden araçtan aşağı indik…Ayaz yüzümüzü minicik neşterlerle kesiyor sanki…

Çok uzakta trenin ışığı göründü… İlk göründüğünde karanlık her yere hakimdi; sadece onun ışığı bu hükümranlığı kırdı…Önce iki ışık huzmesi göründü… Ama ışığın asıl kaynağını seçemiyorduk…Bu ışıklar o kadar uzağa ulaşıyordu ki rüya ülkesine giden yolu keşfetmiş hissediyordun kendini… Daha sonra tren göründü…Vagon pencerelerinin her biri minicik kristal parçalarıydı ve sen onları elini uzatıp tek tek toparlayacaktın… Sonra yeniden geldiği masal âlemine arkasında pırıltılar bırakarak geri döndü... Biz de onu gözden kaybettik…

Görünmez olduğunda, sanki lütfettiği aydınlığı bizden ansızın geri aldı…

Orada bunu düşünmeden edemiyorsun; bize emek harcayan, zamanlarını, duygularını paylaşan insanlar; bize mucize yaratan her şey birden bire çıkabilir hayatımızdan…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Son cümlenle beni kalbimden vurdun: "..bize mucize yaratan her şey birden bire çıkabilir hayatımızdan." Bu sözün üzerine ne denebilir ki.. O tren tüm parıltısıyla hızla gelip geçti gözümün önünden.. Enteresan bir atmosfer yaratmışsın bu öyküde, öylece kaldım. Aklım o son cümlende.. Sevgilerimle.

Mor Okyanus 
 04.04.2013 16:09
Cevap :
Sevgili Sibel, aslında yaşadığımız her an bir masal barındırıyor... Biz detaylarda boğulup aslolandan uzaklaşıyoruz... bitimsiz dostluklara, sevgilere diyelim... Teşekkür ediyorum yorumuna...  08.04.2013 11:03
 

HAyatımıza dokunan değer katan ve anlayanların-bir insanın diğer bir insanın ruhunu anlaması çok önemli- birden bire yok olması ölüm soğukluğu. hep düşünmüşümdür bir insanın yokluğuna daha çok ölümüne üzülmek kendi adımıza mı yoksa onun adına mı dye. sanırım birincisi. Nedim beye katılmamak elde değil bir film sahnesi gibiydi.

ümitümit 
 04.04.2013 9:02
Cevap :
Kendimiz için üzülüyoruz, onu kaybediyoruz çünkü... Ölümü düşününce bir ürperti yayılıyor tenimize... İsteyip de yaşayamayınca da öyle olur sanırım; geri dönüşü yoksa eğer... Teşekkür ediyorum yorumuna, sevgili Ümit...  08.04.2013 11:06
 

Evet,gerçek kıyamet bu olmalı.

Kerim Korkut 
 31.03.2013 13:05
Cevap :
He anımız bir mucize hayatımızı girenler; çıkanlar bile... Yeter ki bakmasını bilelim... Sevgiyle...  03.04.2013 15:24
 

Değerli Arzu Hanım, herşey pamuk ipliğinde yaşanıyor. Yazdığınız gibi mucizler yarattığına inandıklarımız bir anda elimizden kayıveriyor. Öykünüz düşüncüdürücü... Selamlar...

rukiye orhan 
 30.03.2013 13:56
Cevap :
İşte hayatın bu dediğim noktası beni de çok düşündürüyor Rukiye Hanım... Teşekkür ediyorum yorumunuza, sevgiyle...  03.04.2013 15:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 351
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 464
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

Kendinin farkında olmakla başlar herşey.  Akar giderken birşeyler insan tutunmak ister hayata. Bu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster