Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '09

 
Kategori
Doğal Tedaviler
Okunma Sayısı
6209
 

Her hastalığın ardında bir zihinsel sorun mu yatar?

Her hastalığın ardında bir zihinsel sorun mu yatar?
 

Büyük olasılıkla evet. En olmadık şikayetlerde bile bilinçaltında bastırılmış bir duygu söz konusudur. Size bir örnek vereyim. Genç bir bayan hastam vardı. O zamanlar Fethiye’deydim ve bu tip teknikleri daha yeni kullanmaktaydım. Bu hastanın şikayeti idrar kesesinde sürekli ağrı hissetmekti. Çok sık idrara çıkıyordu. Her türlü tetkiki yapılmıştı ve çare bulunamamıştı. Benim hipnozla uğraştığımı duymuş ve son umut olarak bana başvurmuştu. Birazdan aşağıda ayrıntılarıyla anlatacağım tekniklerimden birini ona uyguladım. Derin hipnoz hali yarattım ve bu sorunu yaratan bilinçaltı olayın canlanmasını sağladım. 3 yaşından 10 yaşına kadar amcasının tacizine uğradığı ortaya çıktı. Bu tip durumlarda bilinçaltında korku, öfke ve suçluluk gibi duygular sıkışıp kalır. Duygu boşaltma teknikleriyle duygularını boşalttım. Ve sadece 1 saatlik çalışma sonucunda yıllardır çare bulamadığı hastalığı ortadan kalktı, kayboldu. Bir daha da ortaya çıkmadı. Gerçekten böyle mucizevi iyileşmeler mümkün müdür? 30 yıllık doktorum. Mesleğimde çoğu hasta ve hastalık karşısında çaresiz hissettim. İlaçlar fayda etmedi. Bu nedenle dahiliye ihtisasından bile istifa ettim. Tıpta bir sorun iyileşmezse buna kronik hastalık denir. Bu sorunun bir anlamda ömür boyu süreceğini ifade eder. Yani beden kendini iyileştiremeyecek demektir. Ben de buna inanmıştım. Hipnozla tanışana dek. Ondan sonra hayatım değişti. Her sorunun zihinsel güçle iyileşeceğine inanmaya ve şahit olmaya başladım. Günümüz tıbbı bu sorunların ancak ilaçla belli ölçüde kontrol altında tutmaya çalışır. Yani iyileşmez gözüyle bakar. Beden kendini iyileştiremez diye düşünür. Ama bedenin kendisini iyileştireceğine inanırsanız bir boyut üste geçmişiniz demektir. Tıbbın alternatif yöntemler dediği yöntemlerle tanıştığınız zaman bu iyileşmelere şahit olmaya başlarsınız. Tüm alternatif yöntemler – hipnoz, EFT, NLP, akupunktur, enerji iyileştirmeleri – bedenin kendisini iyileştireceği inancına dayanır. Bedenin enerji akışını düzene koyarsanız beden kendini iyileştirir. Ama iyileştiren enerji tıkanırsa hastalık denilen bozukluklar ortaya çıkmaya başlar. Tüm bu teknikler bedenin enerjisini düzenler. Bir çok iyileştirme tekniği var. Örneğin A.B.D de ürolog olan Eric Robbins Pranic iyileştirme denilen teknikle her gün bir çok hastayı iyileştirmektedir. Beden kendisini nasıl iyileştireceğini bilmektedir. Salamender denilen hayvanlarda yapılan bir deney bunu çok iyi ortaya koyar. Kuyruğu ve bacağı kesilen salamenderlerde kuyruk yeniden üremeye başladığı anda bu yeni hücreleri bacağa yerleştirilince bacakta da iyileşme olmaktadır. Yani kuyruk hücreleri bacak hücrelerine değişir. Aynı şekilde bacak hücrelerini kuyruğa yerleştirilirse kuyruk olarak üremektedir. Açıklama? Büyük olasılıkla bir enerji kalıbı mevcuttur. Ve bu kalıp hücreleri uygun şekilde yönlendirmektir. İyileşmenin nerede duracağını da çok iyi bilmektedir. Bedende bir yara oluştuğu zaman yara iyileşince bu iyileşme eylemi durur. Aşırıya kaçmaz.

Bedenin enerji düzenini ne bozar? Duygular. Bedende birikmiş duygular. Stres ve diğer duygular beyinde değildir. Bedende özellikle kaslarda birikir. Tüm organların düz kaslarında birikirler ve kaslarda gerginlik yaratırlar. Nefes alma kaslarında birikirse nefes darlığı ortaya çıkar. Barsak kaslarında birikirlerse barsak sorunları ortaya çıkar. Boyun kasları baş ağrısına neden olur. Daha da birikmeye devam ederse organların çalışması bozulmaya başlar. Bunu keşfetmek için doktor olmaya gerek yok. En son kızdığınız zamanı ve o anlarda bedeninizde nerede ne hissettiğinizi hatırlayın. Düz kaslar otomatik çalışan kaslardır. Bilinçdışı çalışırlar. Yani isteyerek bağırsakların çalışmasını durduramazsınız. Başa giden damarların düz kasları kasıldığında migren ortaya çıkar. Bu düz kasları gevşeten ilaçlar geçici olarak ağrıyı ortadan kaldırır. Ama esas neden ortadan kalkmadığından bir süre sonra ağrı yeniden başlar. Soluk borusunun kasları sürekli kasılmaya başlarsa astım ortaya çıkar. Bu kasları gevşeten ilaçlar astımı geçici olarak önler. Ama esas neden bedende durdukça astım tekrarlamaya mahkumdur. Barsak kaslarındaki kasılmalar gaz, ishal, kabızlık, şişkinlik gibi yakınmalara neden olur. Buna irritabl barsak hastalığı denir. Amerika’daki iş kayıplarına ikinci sırada bu sorun sorumludur. Duygular ve içsel iyileşme yeteneğimiz. Bedende biriken duygular aynı zamanda bağışıklık sistemini de etkiler. Bir çok araştırma stresin bağışıklık sistemini baskıladığını göstermiştir. Bernie Siegel kendiliğinden iyileşen ya da yavaş ilerleyen kanser hastalarını incelemiştir. Hepsinde ortak olan nokta kanserlerine içlerindeki bir çatışmayı yansıttığı gözüyle bakan kişiler olduğunu bulmuştur. Bu çatışmaları çözmek için uğraşanlar kanserlerini iyileştirmişlerdir. Dr. Paul Goodwin olumsuz duyguların sinir sisteminde işlevsel sınırlamalar yaptığını ileri sürer.

Nasıl olurda yedi günde bir tamamen yenilenen mide hücreleri bir ülseri iyileştiremez? Bu durumda tüm ülserlerin yedi günde kendiliğinden iyileşmesi gerekir. İyileşemez çünkü o bölgenin enerjisi iyileşmeye katılamaz. Duyguların etkilerini iki ana bölümde inceleyebiliriz. Birincisi basit, günlük travmalardır. Dıştan bakıldığında çok önemsiz gibi görülür. Ama yaşayan insan için yaşadığı dönemde ağır etki yaratır. Özellikle çocukluk döneminde. İkinci gurup ise ağır diyeceğimiz travmalardır. Şoklar, kayıplar, ayrılıklar, tacizler gibi. Bu travmalar bilinçaltımızda anılar olarak depolanır. Bazı araştırıcılar bilinçaltı yerine hücresel düzeyden bahsetmektedir. Çoğu anıları bilinçli olarak hatırlar ve bunlarla ilgili sorunları fazla sıkıntı yaşamadan çözümleriz. Ama acılı olanların hatırlanmasına bilinçaltı direnir. Yani sanki içerde sıkıştırır. Bu sıkışma düz kaslarda gerginliğe neden olur. Çünkü sıkışan sadece anı değildir. Anıyla beraber bu anının yarattığı duygudur. Bu sıkışmış duyguları bilinçli aklımızla bulup çıkarmamız mümkün değildir. Çoğu kişi bu tip duygular taşıdığının bile farkında değildir. Ben kendim bile bu guruptandım. Ama bir arkadaşımla kendi üzerimde yaptığım çalışmalarda ne kadar çok duygunun bedenimde olduğunu görünce, bu işlerle uğraşan biri olmama rağmen şaşırdım. Kaldıki ben fiziksel olarak sorunu olan bir kişi de değilim. Fiziksel sorunu ya da hastalığı olan kişilerde birikmiş duygular çok daha yoğun ve çok daha derinlerdedir. Hastalıklar bir yerde bu sıkışmış enerjilerin habercileridir. Tüm birikmiş duygular ve travmatik anılar bedenin enerji akışını bozarlar. İyileşme gücünü engellerler. Stres altındaki kişilerde yara iyileşmesinin geciktiği bilinen bir durumdur. İlginç olan şudur. Beden bu kadar yoğun enerjiyi bilinçaltında ya da bedende gizlemek için çok yoğun enerji harcar. Bu nedenle de hastalar kendilerini hep yorgun ve enerjisiz hissederler. Bu enerji eksikliği kronik yorgunluk, kas ağrıları, kimyasal maddelere hassasiyet olarak kendini gösterir. Bu tipte sorunu olan bir çok hastamda duygular temizlendikten sonra enerjileri yerine gelmiştir. Bilinçaltının derdi nedir ki bu duyguları sımsıkı saklar? Bilinçaltının esas görevi çocuğu büyürken aile içinde emniyette ve güvende tutmaktır. Ama çoğu zaman ailede öyle olaylar olur ki çocuk bilinçaltı duyguları gizlemenin daha emniyetli olduğuna karar verir. Kızdığımız zaman kızılmışızdır. Ağladığımız zaman eleştirilmişizdir. Yaptıklarımızdan suçlu ilan edilmişizdir. Bilinçaltı da duyguları göstermenin pek hayra alamet olmadığına karar vermiş ve bastırmaya başlamıştır. Ama hayat olayları sen eski duyguları göstermesen de, bastırsan da , hep yeni duygu üretir. Ama bilinçaltı hazırlıklıdır. Duyguyu üretildiği anda sıkıştırır, bir yerlere paketler. Duyguları hissetmek ve ifade etmek tehlikelidir çünkü ona göre. Bilinç duygu üretildiğini fark etmez bile. Bu sıkışmalar biriktikçe beden bunlara dayanamaz ve hastalıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyon, astım, barsak sorunları, baş ağrıları gibi. Hatta soğuk algınlığına yakalanmak gibi. Hastalıklardan iyileşmede güçlük çekmek gibi. Çünkü bu işlere harcanacak enerji duyguları tutmakla meşguldür. Nefes darlığı çeken bir hastam vardı. Ne zaman stresi artsa nefes alamayacak gibi hissediyordu. Yılda 3-4 kez boğaz iltihabı geçiriyordu. Sesi bile çıkmıyordu bu zamanlarda. Hipnozda nefesini daraltan, boğazını sıkan bu duyguya neden olan olaya gitmesini istedim bilinçaltından. 6 aylık bebekliği canlandı zihninde. Gece yarısı ağlıyor. Babası geliyor, kucağına alıyor. Fakat ağlaması tam kesilmiyor. Babası sonunda sinirleniyor ve sert bir şekilde bebeği beşiğe atıyor. Bebeğin bilinçaltı bu durumu kaydediyor. Demek ki diyor korku ya da öfke gibi duyguları göstermemek gerekiyor. Hipnoz sırasında sakladığı öfkeyi boşaltmasını istedim. Kızdı, bağırdı, öfkeyi boşalttı. Sonra babasının aslında ona zarar vermek istemediğini anladı. Bilinçaltı duygularını ifade etmenin tehlikeli olmadığını öğrendi. O zamandan beri boğaz sorunları kalmadı. Artık soğuk algınlığı bile yaşamıyor. Artık duygularını sağlıklı bir şekilde yaşıyor ve ifade ediyor. Bu bir teori değil. İnsanlar duygularını biriktirdiği zaman neler olduğu ve boşalttığı zamanda nasıl iyileştiklerini gösteren çok güzel bir çalışma var. Türkçede de kitapları olan Dr. John Sarno (zihin-beden reçetesi, Goa yayınları) kas-eklem ağrılarında duygusal yükün etkisini göstermiştir. Sorunu yaratan olumsuz duygulara neden olan olayları yaşamak değildir. Esas sorun bu duyguları yaşayamamızdır, yani yaşamaya bedenimizin direnmesidir. Ünlü Psikolog Gay Hendricks’in dediği gibi. “Tüm duygular nazik ve kısa ömürlüdür aslında, ancak biz onları hissetmeye direnmezsek.” Dr. Sarno’nun akademik çalışmalarında hastaların %88’i kas iskelet sorunlarından kurtulmuştur. %10 uda bayağı iyileşmiştir. Hastaların çoğu onun yöntemiyle tanışmadan önce 20-30 yıl ağrı çekiyorlardı. Çoğu bel kas ameliyatları olmuştu ama yine iyileşememişti. Sarno’nun yöntemi basitti. Hastalarından şunu yapmalarını istemişti. Ne zaman ağrıları ortaya çıkarsa kendilerine “acaba neye kızgınım ya da ne hakkında kaygılıyım” diye soracaklardı. Bu duyguyu bulunca tam olarak hissetmeleri gerekiyordu. Asla eski yerine itmek yoktu. Amaç yargılamadan hislerini hissetmekten ibaretti. Basit gibi görünse de yıllarca duyguyu bastıran ve yok sayan bu insanlar için bunu öğrenmek uzun bir öğrenme eylemini gerektiriyordu. Bu zor bir uğraş olabilir. Bir terapist gerektirebilir. Ama uzun yılların birikmiş olumsuz enerjisinin boşaltmak için gereklidir. İyileşme başka türlü sağlanamaz. Hızlı İyileşme Teknikleri Artık bu duygusal sorunları temizleyecek, hem de hızla temizleyecek çok iyi iyileştirme tekniklerine sahibiz. Bedenin enerji dengelerini basit tekniklerle değiştirmek mümkün. Olumsuz duygular bedenin enerji dengesini bozar. Bu dengeyi oluşturmak mümkündür. Bu tekniklerden en çok bilineni parmak uçlarıyla belli enerji noktalarına dokunmaktır (EFT). Ama bu arada duygu yaratan olaya odaklanmak gerekir. Benzer işi hipnozla da başarmak mümkündür. Bu olayların neden olduğu duygular bu sayede bedenden boşalır. Başlangıçta bedeninin neresinde ve hangi şiddette duygu hissettiğini sorarım hastalara. Çoğunlukla göğüs, boğaz ya da karında hissedilir. Sonra biraz çalışma yapar duyguları boşaltırız. Eğer tam boşalma olursa bedendeki o his kaybolur. Sonuç genellikle kalıcıdır. EFT ile kısa sürede çok etkin sonuçlar almak mümkündür. Çoğu zaman çok acı veren olaylar çok derinlerde gizlidir. Kişiler bilinçli olarak bunu unutmuştur. Bir çok iyileşemeyen hastalıkta bastırılmış öfke vardır. Hasta kişi içinde öfke barındırdığının farkında bile değildir. Bu bastırılmış duygulara ancak hipnoz sayesinde ulaşırız. Hipnoz sözü insanları korkutur. Bir sihir var zannederler. Ama hiçbir insan hangi durumda olursa olsun iradesi dışında bir şey yapmaya zorlanamaz. Hipnoz olmak için bile bilincin rızası ve izini gereklidir. Bu derindeki olayları ortaya çıkarmak için derin hipnoz hali gereklidir. Derin hipnoz halinde regresyon dediğimiz olay oluşur. Regresyon geçmişte bastırılmış kalmış duygusal olayların yeniden zihinde canlanmasıdır. Bu tip çalışmayı yapmak için sistematik bir yaklaşım şarttır. Bu yaklaşımı sağlayan dünyada ki en iyi sistemlerden biri 5-PATH sistemidir. Bunu Türkiye’de eğitimini bir çok uygulayıcıya öğrettim ve öğretmeye devam ediyorum. Derin hipnoz haline somnanbulizm deriz. Somnanbulistik hal için bilincin kritikal faktörünü baypas etmek gerekir. Böylece derin trans hali oluşur. Bu derin trans halinde regresyon oluşması çok kolaydır. Böylece bastırılmış duygular açığa çıkar ve boşaltılır. Standart psikoterapiyle yıllar alacak tedavileri bu yöntemle birkaç saatte çözmek mümkündür. Ben kendi pratiğimde yüzlerce vakada bunu bizzat gözlemledim. Duygusal soruna yol açan ilk olayı bulmak gerekir. Bu da ancak regresyonla mümkündür. Bu ilk olay bazen anne karnında oluşmuştur. Bazen de doğum esnasında. Bunun kayıtları bilinçaltında mevcut bekler. Korkular boşalır. Öfkeler boşalır. Aflar gerçekleşir. Kişinin tüm yaşama ve kendine bakışında derin değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler fiziksel bozukluğu ya da hastalığı da ortadan kaldırır. Sanki bir mucize oluşur. Ama bu yöntemlerle çalışanlar için ortada mucize falan yoktur. Sadece beklene sonuç elde edilmiştir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dr. Bey siz Türkiye de misiniz...?aslında hipnoza inanıyorum ama çok usta ellerde yapılması gerekir diye duymuştum. cesaret edemedik hiç oğlumun sorunları var. takıntılı.....İşe girip çalışamıyor. kendisi elektronik müh. ama çalışmıyor. keşke size ulaşabilsek... saygılar sunuyorum....

sevimsevinç 
 03.11.2009 20:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 5215
Kayıt tarihi
: 27.08.06
 
 

1955 İstanbul doğumlu. Kadın Doğum Uzmanı. Hastalıkların zihinsel neddenlerive çözümleri üzerine ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster