Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '19

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
33
 

Her İnsan Bir Dünya

Önceki yazımda size hapis hayatının dışarıdaki özgür dünya ile farklılıklarına biraz olsun değinmiştim. Bu yazımda size ‘’ Mektup ‘’ faaliyetlerinin hapisteki birisi için neler ifade ettiğini naçizane anlatacağım.

Mektup kelimesi Arapça ‘ k,t,b ‘ harflerinden türemiştir. K, t, b harfleri yazmak, daktilo etmek , İngilizcedeki typing manalarına gelir. Arapça kelimelerin başına gelen ‘ m ‘ harfi, kelimeye edilgenlik katar ve ‘ yazılan, yazılmakta olan ‘ manalarına gelir. Bunlar dilbilgisi kısmı…

Sözlüklerde ise ‘insanların söylemek istediği şeyleri yazıya dökerek muhatabına ulaştırdığı kağıt‘ gibi manalara gelir. Bunlar da sözlük kısmı…

Mana kısmına gelirsek… Binlerce yıldır hayatımızda olan mektuplar bazen sevgiliden gelen bir yürek yarası, bazen ana babadan gelen bir hasret acısı, bazen bir ölüm fermanı, bazen bir müjde bazense bir mutluluğun yazıya dökülmüş halidir. Gelen her mektup önemlidir, yazılan her mektup değerlidir. 

Hele ki hapisteyseniz!.. Hapishanelerde insanı en mutlu eden şey belki de mektup gelmesidir. Ailelerle yapılabilen telefon görüşmeleri hafta da bir ve on dakikayla sınırlı olunca ister istemez eski usül mektuplar devreye giriyor. Benim bulunduğum hapishaneden örnek verirsek, haftada 3 gün mektup yollamamıza izin veriliyor. Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri sabahleyin görevli memura mektuplar teslim edilir, onlar da yollar. Dışarıdan gelen mektuplar ise incelendikten sonra Cuma günleri koğuşlara dağıtılır. 

Her giden ve gelen mektubun üstüne kocaman bir GÖRÜLMÜŞTÜR kaşesi basılır. Bazı memurlar (gardiyan kelimesine çok kızıyorlar) mektubun uygun bir yerine bu kaşeyi basarken, bazı art niyetli işgüzarlar sevgilini ya da hanımının çizmiş olduğu bir gül resminin üstüne basarak mektubun içine edebiliyorlar. Neyse ki böylelerinin sayısı çok az. Bu mektubu inceleyen memurlar, mektubun içinde suç unsuru olduğunu kanaat ettikleri (!) mektuplara el koyup savcılığa veriyorlar. Yanlış anlaşılmasın bu adamlar hakim, savcı veya hukukçu olup kanunlara hakim insanlar değil. Ama işte kanaat(!) hakkı onlarda. Bir defasında el konulan bir mektubuma açılan soruşturmada savcılık ‘ suç unsuru yoktur ‘ dedi. Mektubu geri istedim. Onu bile vermediler.

Mektuplar cezaevi koğuşunun kapısındaki küçük bir delikten verilir. Mektupçunun geldiğini koğuştakiler öğrenince, kapıdaki o deliğe doğru bir insan yığılması olur. İlk soru ‘Bana gelmiş mi?‘ olumlu cevap alıyorsa yüzünde bir tebessümle mektubunu alıp ranzasına ya da avluya doğru ilerler. Cevap olumsuzsa ikinci soru gelir ‘Mektupçu bugün yine gelecek miymiş?‘ Bu sorunu iki manası var; ya beklediği bir mektup vardı ve o gün gelmesi gerekiyordu ya da beklediği mektup yok içinden ‘’bana da gelse keşke"nin dışa vurumudur. Öyle okuyup geçiyorsunuz ama kendisine hiç mektup gelmeyen adamın hapiste yaşadığı yalmızlık yürek yakıcıdır. İçten içe ‘ hiç mi sevenim yok ‘ sorusunu sormaya başlamışsa bil ki fenadır onu durumu. Dua etmek, tek çaredir. Allah’a sığınmak…

Bazı mektuplar anne, baba, kardeşten gelir. Daha çok kardeşten gelir çünkü hapisteki evladına mektup yazmayı ana-babaların yüreği kaldırmaz. Onlar en fazla dışarıdan bilgi, belge istediğiniz zaman onu yollar ve altına da ‘ seni seviyoruz oğlum/kızım ‘ yazabilirler. Ama o öyle bir seni seviyoruzdur ki on mektuba bedeldir. Mahpus insan hisseder o duyguyu, okuyunca. Kardeşten gelen mektup candır. ‘ Abi seni çok özledik ‘ ‘ Döneceğin günü bekliyoruz ablacığım ‘ ‘ Aslanım sen çık da bir düğün yapalım sana ‘ gibi cümleler hep o çıkış gününe işaret eden sözlerdir. Bazen okuyacağın ‘ Abi üniversiteyi kazandım; ablacığım mezun oldum; kardeşim geçen hafta bir yeğenin oldu’’ gibi cümlelerle mutlu olursun. Bazen de bir cümle her şeyi anlatır; ‘ Abi, Ayşe abla sen hapse girince başkasıyla nişanlandı. ‘’ Bahar mevsiminde yeşil bir dalın kırılması gibidir. 

En çok mektup eşten gelir. Çok güzel mektuplar onlar. Çocuklar büyümektedir, işe girmiştir, seni çok özlemiştir, sen gittiğinden beri köfte yememektedir… Çoğunun içine küçük bir çocuğun fotoğrafı iliştirilir, arkasına ‘’ baba seni çok özedim ‘’ yazar. Eşten gelen mektup iyidir, hala bir seveni olduğunu hissettirir insana. Karşılık olarak hep ‘ sabret, az kaldı, Allah büyüktür’’ cevapları verilir. Bir de nadir de olsa bir mektup gelir, onda da eşini adı yazar ama gönderen avukattır; Boşanma evrakları. O evrakları görünce anlarsın bir aydır telefonlara çıkmayışının, anlarsın geçen ay açık görüşe gelmeyişini. Başka da bir bir şey anlatmaya gerek yoktur artık.

Bazı mektuplar çocuklardan gelir. Eğer yaşı küçükse annesini yolladığı mektubun içine konan yarım sayfalık bir şeydir. Annesini zorla yemek yedirdiğinden şikayetçidir, halbuki sen olsan seve seve yer yemeğini. Annesi bayram da ayakkabı almadı diye ağladığını anlatır. Ayakkabı ayağına olmamış da annesi almamış. Bilmez ki ayakkabı olmuştur da annesinde para yoktur. Okula başladığını anlatır. Ama babasına okula beraber gitmek istediğini yazar (annesi yazar). Artık babasının çok para kazanmak için uzakta çalışmasını istemediğin yazar, ve gelsin istiyordur. En kötü durum çocuğun okuma-yazmayı öğrenmesidir. Babamın kışlasına gidiyoruz diye geldiği yerin kapısındaki CEZAEVİ  yazısını okumayı öğrenince artık mektubun içeriği değişir : ‘ Baba sen suçlu musun ? ‘’ Gel de el kadar çocuğa gardiyanların senin askerin olmadığını anlat. Hangi kalem yazabilir bunu. 

Neyse…

Bazı mektuplar diğer hapishanelerdeki arkadaştan gelir. Aslında en eğlenceli olanlar bunlardır. Durumlarınızı birbirinize yazarsanız. Hapiste tarhana çorbası nasıl yapılır, zeytin çekirdeğinden tesbihin incelikleri nelerdir, mahkeme kimleri tahliye etmiştir, Ahmet Mehmet abinin selamları vardır, şu kitabı kesin okumalısındır falan filan…

Bazen de hapis arkadaşın mektup yazar ama adres ev adresidir. Tahliye olmuştur. Çok ama çok güzel duygudur. Allah herkese nasip etsindir…

Gelen mektup bazen sevinç bazen hüzündür. Ama ne olursa olsun mektup gelmesi iyidir, yaşadığını hatırlatır adama . 

Bir de giden mektup vardır. Gece boyunca yazılan , hasret doludur o mektuplar. Eşe anne-babaya, kardeşe, sevgiliye..  Hele şu sevgiliye yazılanları görseniz keşke. Seni seviyorumlar, şiirler, güller, çiçekler, özlü güzel sözler bitmez bir türlü. Yazana da eziyettir ama ne yapsın garibim, sevdiği kızı kaybetmek istemez. Sana gelip sorar ‘ Kanka bir şiir söyle de yazayım ama kısa olsun güzel olsun‘’ söylersin beğenmez , söylemezsin gönül koyar. Şunlar evlense de kurtulsak dersin…

Bazen yazacak bir şey bulamazsın, harflerin puntosunu büyütürsün ve ya sayfanın yarısına çiçek, bayrak falan çizersin. Ama karşı taraf yemez bu eski kızıl derili taktiklerini. Hele eşine yaptıysan bu numarayı bir sonraki mektupta alırsın ağzını payını. Zekada kadınlarla yarışılmaz

İşte böyledir mektup meselesi. Gelişi güzel, gidişi güzel. İki kelime whatsapp mesajı gibi değildir. Emek ister o yüzden değerli ve önemlidir. Dışarıdakilere tavsiyem kime olursa olsun ara sıra mektup yazmanızdır; eşinize; anne-babanıza; arkadaşınıza… 

Bir sayfa kağıttan çok daha fazlasıdır onun değeri…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 66
Kayıt tarihi
: 23.11.14
 
 

Denizciyim, 1991 İstanbul doğumluyum. Gezmeyi ve okumayı çok severim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster