Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '15

     
    Kategori
    Gündelik Yaşam
    Okunma Sayısı
    56
     

    Her İnsan engelli adayıdır

    Bugün Pazar. 
     
    Pazar günlerini çok severim. Hele ailece yaptığımız Pazar kahvaltılarının tadına doyum olmaz. 
    Pazar sabahı sofraları, diğerlerine benzemez. Sabahları işe giderken ayak üstü atıştırmalardan ya da bitkin oturulan akşam yemeklerinden farklıdır. O, yaşamak için yediğimiz saatlerden, yemek için yaşadığımız zevkli saatlere dönüşümüzdür. Acele değildir. Dinlenmiş olmanın huzuru vardır ve tüm sabah bizimdir. Özenle hazırladığımız soframıza en rahat ev kıyafetlerimizle kuruluruz. İnce belli bardaklarımızdan çayın dumanı tüterken, geçen bir haftanın anatomisini dökeriz sofraya... Aslında bir aile terapisidir pazar kahvaltıları... Nelere sevindik, nelere üzüldük, yaşadığımız zorluklar neydi, neleri başardık ya da başaramadık, şu ya da bu konularda neler yapmalıyız gibi, bazen sıradan bazen de çok önemli sorularımıza cevap ararız.
    Bazen akrabalarımızın sorunları bazen de işyerimizde tanıklık ettiğimiz zor hayatların üzerinde konuşuruz. Bu konuşmalar, ufak tefek sıkıntıların dışında, hayatımızın ne kadar sorunsuz olduğunun farkına varıştır, şükürdür aynı zamanda. 
    Farkındalık iyi bir şeydir ama o an üzülsek de, kahvaltıyla birlikte o zor hayatları ister istemez unuturuz ve hep böyle devam edecekmiş gibi kendi rutin işlerimize döneriz.
     
    Bugün Pazar...
     
    Ailemin tüm fertleri şehir dışında. Yalnızım. Gözümü açtığım anda belimden gelen ağrıyla yüzümü buruşturuyorum. Sanırım uyanmama da bu yoğun ağrı sebep oldu. Kalksam, çay suyu koysam diyorum ama sol bacağımı tutan ağrı adeta 'kımıldama, yat'diyor. Kalkmaktan vazgeçiyorum. Tavanı seyrederken derin düşüncelere dalıyorum... 
    Kendi halimi değerlendirirken, seneler önce okuduğum kısa bir yaşam öyküsü düşüyor aklıma. Kadın, bir araba kazası geçiriyor. Kaza, onda kalıcı hasarlar bırakmasa da tekrarlayan ağrılar onu zorluyor. Özellikle boynundaki tutulmalar ve oradan koluna yayılan uyuşukluk sabahları kalkarken keyifsiz anlar yaşatıyor. Kadın, bir gün tesadüfen rahatlatıcı bir pozisyon keşfediyor. Sırt üstü yatarken başını arkaya doğru atıp yataktan sarkıttığında ağrılarının azaldığını farkediyor ve bu rahatlama seanslarını her sabah işe gitmeden önce tekrarlıyor. 
    Bir sabah uyuyakalıyor. Uyandığında işe geç kalmış olmanın verdiği telaşla hemen doğrulmak istiyor ama boyunundan yükselen ağrı soluğunu kesiyor. Telaşla sırt üstü pozisyonuna geçip kafasını arkaya doğru sarkıtıyor. O anda bir şeyler ters gidiyor ve kontrolsüz bir şekilde kayarak düşüyor. Önce şiddetli bir ağrı hissetse de tüm ağrıları bir anda kesiliyor. Ağrı gelecek diye kımıldamadan yatarken etajerin üstündeki telefonu çalmaya başlıyor. "iş yerinden arıyorlardır" diye düşünüyor ve telefona uzanmak istiyor. Başaramıyor... Değil kolunu kaldırmak, parmağını bile oynatamadığını farkediyor.  
    Sonrası panik!... 
    Ben yatağımda öylece tavanı seyrederken aklıma düşen bu hikayeyi kendimle bağdaştırdığımdan mıdır bilmem, göğsüm sıkışıyor. Dilime gelen ilk şey "Allah korusun!" oluyor. 
     
    Biz insanlar, her türlü kötü hastalığın, kazanın ya da felaketlerin hep başkalarının başına geldiğini sanırız. Sanırız ki bizim hayatımızın bir dokunulmazlığı var. Sanki biz doğa üstüymüşüz gibi, sokaklarda gördüğümüz engelli insanlara acırız. Onların hayatını kolaylaştıracak ayrıntıları düşünmeyiz bile. Bırakın büyük kazaları, basit bir yataktan düşmenin bile tüm vücudumuzu felce uğratabileceği ihtimalini göz ardı ederiz. Farzedelim masanızda keyifle oturmuş çayınızı yudumlarken bir yandan da şiir yazıyorsunuz. Kapı çaldı, kalktınız, kurşun kaleminiz elinizde, kapıya yöneldiniz. Kapıcı gazetenizi getirmiş. Aldınız, masanıza dönerken ayağınız halıya takıldı düştünüz ve elinizdeki kalem gözünüze battı...  
    Artık görme engellisiniz..! 
    İşte bu kadar basit ...
     
    Geçen gece 02.00 civarı kitap okuyordum. Üst üste kapımız çaldı. Yan dairedeki komşumuz iki kat aşağımızda yangın çıktığını söyledi. Duman, aspiratörden evine girince kokuya uyanmış. 150 dairelik apartmanda henüz kimsenin haberi yokken önce itfaiyeyi sonra kapıcıyı haberdar etmiş... Hemen ardından, üniversite öğrencisi olan kahramanımıza teşekkür edip ön cama koşuyorum. Amacım tehlikenin sınırlarını ölçebilmek.. Aşağı eğilince, yanan dairenin penceresinden fışkıran yoğun dumanı görüp hemen camı kapatıyorum. Hava bulutlu diye daha önceden tüm camları kapatmıştım, ancak nereden girdiğini bilmediğim kesif kimyasal koku eve dolmaya başlıyor. Kablo yanığı diye düşünüyorum ve arka odadaki oğlumu kaldırıyorum. Kapı tekrar çalıyor ve kahramanımız evi terk etmemiz gerektiğini söylüyor. İlk zille ikinci zilin arası bir dakikayı geçmemiştir... Merdivenlerde artan dumandan endişeleniyorum. İçeri duman dolmasın diye kapıyı kapatıp, üstümüze kalın bir şeyler alıyoruz. Otuz saniye bile geçmeden kapıya çıkınca dumandan asansöre kadar gidemeyeceğimizi anlıyoruz. Bizim dairenin hemen yanı yangın merdiveni. Evimizin kapısını kapatıp oraya yöneliyoruz, ancak burada da göz gözü görmüyor. Yüksek bir apartmanın son katındayız. Dumandan kurtulmak için bütün yapmamız gereken o iki katı geçebilmek ama gecenin karanlığı ve duman hızlı hareket etmemizi engelliyor. Bir kat aşağı inebiliyoruz... Ciğerlerimiz alev alev yanıyor. Gözlerimiz o kadar yanıyor ki, açamıyoruz. Gözümüzü kapatsak bu kez de ilerleyemiyoruz. Tekrar evimize dönüyoruz güç bela... Burada kesiyorum çünkü anlatmak istediğim bir yangın öyküsü değil. O yangın söndü, bizler de selametle kurtulduk şükürler olsun. Şimdi tersine dönelim ve düşünelim; ya olay şöyle gelişseydi..
    Yangın merdivenindeyiz... Stüdyo daire, o katta yangın  çıkışının tam karşısında kalıyor. Kapı açık ve duman kendine yangın çıkışına doğru yol buluyor. Prizde unutulan elektrikli battaniyeden yatak tutuşmuş. Ağır plastik kokulu ve adeta yağlı, acı bir duman bizi kısa sürede zehirliyor ve bilincimizi kaybediyoruz. Belki ölmüyoruz ama yoğun bakımda, üç yaşındaki bir çocuğun zihinsel yetisiyle açıyoruz gözlerimizi...
    Hayatın ipi bu kadar ince dostlar... 
     
    Trafik terörü, doğal afetler, savaşlar, hastalıklar, genetik faktörler ve daha sayabileceğimiz pek çok çevresel etkenden  biri, sadece bir saniye içinde bizi engelli bir birey yapabilir. Engelli birey olmak, hayatınız toplum tarafından kolaylaştırılmıyorsa normal bir insanın yaşam kalitesine göre onlarca kat daha zor ve kalitesizdir. Şehirlerde, kalabalıklarla paralel oranda artan duyarsızlık ve eğitim eksikliği toplumumuzu iyice yozlaştırmış durumda. İnanılmaz bir vurdum duymazlık yaşanmakta... 
     
    Annemi dizlerindeki ağrılar için bir termal tesise götürmüştüm. Tesisteki misafirlerin büyük bir kısmı yaşlılar ve şifa arayan hastalardan oluşuyordu. Çok fazla tekerlekli sandalyeli insan vardı. Tesisi de ona göre dizayn etmişlerdi. Bir gün alışveriş için tesisin içindeki markete gitmiştim. İşimi bitirip market arabasıyla çıkarken, tam çıkış kapısının önüne bir otomobil park etti. Oysa ki park yeri karşı taraftaydı, park ettiği yerde ise, kaldırımdan iniş çıkışı kolaylaştıran rampa vardı. Son model araçtan genç bir delikanlı indi. Ben hemen uyardım; "Benim gibi bir sürü insan market çıkışı o rampayı kullanacak. Üstelik her an bir engelli vatandaş markete gelebilir. Arabanızı park yerine alın" dedim. O, artistik bir hareketle elindeki anahtarın düğmesine basıp aracını kilitlerken, "Ne yapayım, koca kaldırıma tek rampa yapmışlar" dedi ve markete girdi. 
    Şaka gibi değil mi!?...
     
    Bu yazdıklarımı kurgulamadım, gerçekten yaşadım. Altına bilmem kaç bin liralık araba veren ailesi ne yazık ki, ona eğitim verememişti. Bu insani eksikliklere kafa yorduğunuzda, bu eğitimsizliğimizle toplumumuzun baştan ayağa topyekün engelli olduğunu düşünmeden edemiyorum. 
    Çare; EĞİTİM!...
     
    Bugün Pazar.
     
    Belim hala ağrıyor. Ama bütün bunlara kafa yoracak akıl sağlığına sahibim. Şu anda görebiliyorum, duyabiliyorum. Bütün bunlar için şükredecek ruh sağlığına sahibim. Zorlansam da, kalkıp çayımı koyabilirim, tadını ala ala keyifle yudumlayabilirim. 
     
    Bugün Pazar...
     
    Bu günüme de normal bir insan olarak başladım.
    Şanslıyım...
     

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 56
    Kayıt tarihi
    : 01.02.15
     
     

    Okul Öncesi öğretmeniyim. Şu anda zihinsel engelli bireylere eğitim veren bir kurumda eğitim yöne..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster